Stratejist Abdullah Çiftçi, YouTube kanalında yayımladığı son değerlendirmesinde biyolojik savaşın tarih boyunca devletlerin başvurduğu en etkili yöntemlerden biri olduğunu belirtirken, günümüzde yapay zekâ ve genetik mühendisliğindeki gelişmelerin bu tehdidi yeni bir safhaya taşıyabileceğini savundu. Çiftçi, biyolojik güvenliğin artık sadece sağlık meselesi değil, doğrudan millî güvenlik konusu olarak ele alınması gerektiğini ifade etti.

Biyolojik savaş artık yeni teknolojilerle şekilleniyor

Konuşmasının ana eksenini biyolojik savaşın geçmişten bugüne dönüşümü üzerine kuran Çiftçi, özellikle yapay zekâ destekli biyoteknoloji çalışmalarının dikkatle takip edilmesi gerektiğini söyledi. Günümüzde gen düzenleme teknolojilerinin çok daha erişilebilir hâle geldiğini belirten Çiftçi, geçmişte yalnızca yüksek güvenlikli laboratuvarlarda yürütülebilen bazı çalışmaların artık gelişen teknoloji sayesinde daha farklı boyutlara taşındığını dile getirdi.

Yapay zekânın biyolojik araştırmalarda kullanılmasının hem tıp hem de bilim açısından önemli fırsatlar sunduğunu ifade eden Çiftçi, aynı teknolojilerin kötü niyetli kişi veya yapılar tarafından kullanılmasının ciddi güvenlik riskleri oluşturabileceğini öne sürdü.

"Genetik özellikleri hedef alan biyolojik silahlar teorik olarak mümkün"

Genetik mühendisliğindeki ilerlemelere dikkat çeken Abdullah Çiftçi, CRISPR başta olmak üzere gen düzenleme teknolojilerinin son yıllarda büyük gelişme gösterdiğini söyledi. Yapay zekâ ile genetik teknolojilerinin birleşmesinin yeni bir dönemin kapısını araladığını belirten Çiftçi, teorik olarak belirli genetik özellikleri hedef alabilecek biyolojik ajanların geliştirilebilme ihtimalinin bilim dünyasında tartışıldığını ifade etti.

Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında 17 Yıl sonra kararlılık mesajı: Ucu nereye dokunursa dokunsun üstüne gideceğiz
Muhsin Yazıcıoğlu dosyasında 17 Yıl sonra kararlılık mesajı: Ucu nereye dokunursa dokunsun üstüne gideceğiz
İçeriği Görüntüle

Bu nedenle biyoteknoloji alanındaki gelişmelerin yalnızca bilimsel ilerleme olarak değil, güvenlik perspektifiyle de değerlendirilmesi gerektiğini savunan Çiftçi, devletlerin biyogüvenlik politikalarını güncellemek zorunda kalacağını dile getirdi.

Tarihte biyolojik savaşların izleri

Çiftçi, biyolojik savaşın yeni bir kavram olmadığını, tarihte birçok savaşın ve büyük kırılmanın salgın hastalıklarla şekillendiğini söyledi. Orta Çağ'da vebalı cesetlerin kuşatma altındaki şehirlere fırlatılması, Avrupa'yı derinden etkileyen Kara Veba, İspanyol Gribi, II. Dünya Savaşı sırasında Japonya'nın 731. Birimi'nin yürüttüğü deneyler ve Soğuk Savaş dönemindeki biyolojik silah programlarını örnek gösteren Çiftçi, mikroorganizmaların zaman zaman ordulardan daha büyük sonuçlar doğurduğunu ifade etti.

Salgınların yalnızca milyonlarca insanın ölümüne yol açmadığını belirten Çiftçi, aynı zamanda devletlerin yıkılmasına, ekonomik düzenlerin değişmesine ve dünya tarihinin yeniden şekillenmesine neden olduğunu savundu.

Günümüzde biyolojik tehditler artıyor

Konuşmasında güncel salgınlara da değinen Çiftçi, kuş gribi, Ebola ve benzeri hastalıkların farklı coğrafyalarda görülmeye devam ettiğini hatırlattı. Küreselleşen dünyada bulaşıcı hastalıkların çok daha kısa sürede kıtalar arasında yayılabileceğini belirten Çiftçi, biyolojik tehditlerin klasik askerî tehditlerden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi.

ABD'de daha önce gündeme gelen yasa dışı laboratuvar baskınları ile biyolojik materyal ele geçirilen bazı vakaları da hatırlatan Çiftçi, bu tür olayların biyogüvenlik tartışmalarını yeniden gündeme taşıdığını ifade etti.

Yapay zekâ biyoteknolojiyi hızlandırıyor

Çiftçi'ye göre yapay zekâ yalnızca yazılım alanında değil, biyoloji ve genetik araştırmalarında da devrim niteliğinde gelişmelere yol açıyor. Gen analizleri, protein tasarımları ve biyolojik modellemelerin artık çok daha kısa sürede yapılabildiğini belirten Çiftçi, teknolojinin sağladığı bu hızın aynı zamanda kötü niyetli kullanımları da kolaylaştırabileceğini ileri sürdü.

Bu nedenle biyoteknoloji alanındaki uluslararası denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini savunan Çiftçi, gelecekte devletlerin en önemli rekabet alanlarından birinin biyoteknoloji olacağını söyledi.

Türkiye hazır olmalı

Konuşmasının sonunda Türkiye açısından değerlendirmelerde bulunan Abdullah Çiftçi, biyolojik güvenliğin millî güvenlik stratejilerinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmesi gerektiğini ifade etti. Salgın hastalıklara karşı erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, biyogüvenlik laboratuvarlarının geliştirilmesi, kritik sağlık altyapısının korunması ve bu alandaki bilimsel çalışmaların desteklenmesi gerektiğini dile getiren Çiftçi, gelecekte biyolojik tehditlerin devletlerin güvenlik gündeminde daha fazla yer tutacağını savundu.

Çiftçi, biyolojik savaş ihtimalinin tamamen göz ardı edilmemesi gerektiğini belirterek, teknolojik gelişmelerin ortaya çıkarabileceği risklere karşı ülkelerin bilimsel kapasitesini ve hazırlık seviyesini artırmasının önem taşıdığını ifade etti.