Cebimize kadar giren parlak ekranlar, yirmi birinci yüzyıl insanının vaktini, dikkatini ve iradesini teslim aldı. Dünya dört bir yanında ve Türkiye'de 2026 yılı verileriyle zirveye ulaşan günlük ekran süreleri, insanlığın büyük bir şuur kaybı yaşadığını ortaya koyuyor. Sabah uyanır uyanmaz telefona uzanan eller, gece uykuya dalana dek süren sonsuz kaydırma hareketleriyle mekanik birer robota dönüşüyor. İletişim ve bilgiye erişim vaadiyle hayatımıza dahil edilen bu cihazlar, zamanla insanın kendi iç dünyasına ve cemiyete yabancılaşmasına sebep oldu.

Silikon Vadisi mühendislerinin dopamin tuzağı

ABD merkezli teknoloji devlerinin laboratuvarlarında geliştirilen uygulamalar, doğrudan insan beyninin ödül mekanizmasını hedef alıyor. Kumarhane makinelerindeki çalışma mantığıyla kurgulanan bildirim sistemleri, her ekran yenilemesinde beyinde ani dopamin salgılanmasına sebebiyet veriyor. Kişi, ekranda gördüğü parlak görüntüler ve kısa videolar aracılığıyla geçici bir tatmin yaşarken gerçek hayattaki sorumluluklarından adım adım uzaklaşıyor. Dikkat süresinin saniyelere kadar düşmesi, derinlikli okuma, anlama ve tefekkür kabiliyetinin kaybolmasıyla sonuçlanıyor. Zihnî yorgunluk ve odaklanma bozukluğu, bilhassa genç nesillerde kalıcı hasarlar oluşturdu.

Algı kuşatması

Ekran bağımlılığının ferdî yıkımının ötesinde karanlık bir siyasî boyutu bulunuyor. Vaşington yönetiminin himayesindeki emperyalist iletişim tekelleri, milyonlarca insanı eğlence ve tüketim içerikleriyle uyuşturarak dünyadaki zulümlere karşı tepkisizleştiriyor. Gazze'de binlerce Müslümanın şehit olduğu soykırım sürecinde, terörist İsrail lehine sansür uygulayan bu mecralar, kitlelerin öfkesini sığ tartışmalarla soğuruyor. Algoritmalar eliyle yürütülen bu zihin kontrolü, mazlumların ve direniş cephesinin sesini boğarken batılı hegemonya adına gönüllü bir itaat zemini oluşturdu.

Aile ocağında büyüyen sessiz yabancılaşma

İçtimaî bünyemizin ana sütunu olan aile kurumu, ekran esaretinden en ağır darbeyi alan saha olarak öne çıkıyor. Aynı çatıyı paylaşan aile fertleri, akşam saatlerinde aynı odada bulunmalarına rağmen farklı ekranların içinde yapayalnız bir hayat sürüyor. Ebeveynlerin çocuklarını oyalamak maksadıyla ellerine tutuşturduğu tabletler, evlatlarımızın ruhî ve bedenî gelişimini baltalıyor. Hareketsiz yaşam tarzı ve mavi ışığa maruz kalmak pek çok fizikî hastalığa sebep oldu; hatta Asya ülkelerinde ekran başında günlerce uykusuz kalarak oyun oynayan bazı gençler kalp krizi geçirerek öldü. Sohbetin, muhabbetin ve yüz yüze iletişimin yerini alan bu soğuk cam parçaları, nesiller arasındaki kültür ve ahlak aktarımını kopma noktasına getirdi.

İradeyi kuşanmak ve hakikate dönmek

İnsan şuurunu hedef alan bu kuşatmayı kırmak, sağlam bir irade terbiyesi ve ahlaki duruş gerektiriyor. Ferdî planda başlayacak şuurlu bir ekran sınırlaması, insanın kendi ruhuyla, ailesiyle ve hakikatle yeniden bağ kurmasını sağlayacaktır. Teknolojiyi kendi gayesi doğrultusunda kullanan, vaktini ilim, fikir ve salih amellerle bereketlendiren bir nesil inşa etmek mecburiyetindeyiz. Sahte görüntülerin esaretinden kurtulup gerçek hayatın sorumluluklarına dönmek, hem ferdin hem de cemiyetin yegâne kurtuluş reçetesidir.

Osmanlıda Akıncılar
Osmanlıda Akıncılar
İçeriği Görüntüle

Baran Dergisi