Prof. Jeffrey D. Sachs, Birleşmiş Milletler (BM) Sürdürülebilir Kalkınma Çözümler Ağı Başkanı ve Columbia Üniversitesi Sürdürülebilir Kalkınma Merkezi Direktörüdür.

Sürdürülebilir kalkınma konusunda küresel çapta bir uzman olan Prof. Sachs, ayrıca, 2001-2018 yılları arasında, BM Genel Sekreterleri Kofi Annan (2001-2007), Ban Ki-moon (2008-2016) ve António Guterres’in (2017-2018) Özel Danışmanlığı görevlerini yürütmüştür.

Ekonomik konuların yanı sıra insan kaynaklı iklim değişikliği ile mücadele ve aşırı yoksulluğun engellenmesi konularında etkili stratejileri ile tanınan Jeffrey Sachs, çevre ile ilgili önemli bir küresel ödül olan 2015 Blue Planet Ödülü’nün sahibidir. Time dergisi, en etkili 100 dünya lideri kategorisinde iki kez yer verdiği Sachs’ı “en tanınmış ekonomist” olarak adlandırırken The New York Times ise “dünyanın en önemli ekonomisti” olarak nitelemektedir. Ayrıca Prof. Sachs The Economist tarafından yapılan bir ankette, yaşayan en etkili üç ekonomist arasında gösterilmiştir.

Jeffrey Sachs, çok kutupluluk, küresel güney, yükselen güçler, hegemonyacılık gibi kavramlar üzerinden yürütülen ‘yeni dünya düzeni’ tartışmaları ile ilgili sorularımızı yanıtladı.

‘İyi yönetilmezse, daha fazla çatışma anlamına da gelebilir’

Genel bir soruyla başlayalım. Çok kutupluluk insanlığa ve dünyaya ne gibi fırsatlar ve riskler sunuyor?

Çok kutupluluk, ister 19. yüzyıldaki Birleşik Krallık olsun, ister 1945 sonrası ABD olsun, tek bir hegemonun pençesinden kurtulma şansı sunar. Çok kutupluluk, daha az baskı, daha fazla özgürlük ve daha fazla küresel eşitlik fırsatı sunar. Bununla birlikte, çok kutuplu dünya, BM Sözleşmesi kapsamındaki uluslararası hukuka ve dünyanın büyük bölgelerinde makul bir güç dengesi ve teknoloji eşitliğine göre iyi bir şekilde yönetilmedikçe, çok kutupluluk daha fazla çatışma anlamına da gelebilir.

‘Hindistan daimi üye olmalı’

Güç dengesinden bahsetmişken, BM Güvenlik Konseyi’nin dünyayı eşit şekilde temsil etmemesi nedeniyle giderek artan eleştirileri yorumlayabilir misiniz? BM reformları ve BMGK yapısı için politika öneriniz ne olur?

İki temel reform: Öncelikle Hindistan’ın daimi üye olması gerekiyor. 1,4 milyar insan, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi (SAGP ile ölçülebilir) ve nükleer güç. İkincisi, veto; örneğin süper-çoğunluğun (12 veya daha fazla oy) vetoyu aşabilmesini sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmelidir. Diğer olası değişiklikler (örneğin, daha büyük bir BM Güvenlik Konseyi, daha fazla bölgesel temsil, Afrika Birliği için kalıcı bir sandalye vb.) de dikkate alınmalıdır.

‘Avrupa’nın jeopolitik bağımsızlığı, ABD’nin ipoteği altında’

Yeni dünya düzeninde Avrupa Birliği’nin ve Avrupa’nın geleceğini nasıl görüyorsunuz, öngörüleriniz neler? 

Avrupa’nın jeopolitik rolü İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden bu yana önemli ölçüde azaldı. Avrupa, 19. yüzyılda dünyanın ilk sanayileşmiş bölgesiydi ve 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde bu ekonomik avantajı, küresel emperyalist hakimiyete dönüştürdü. İki Dünya Savaşı ve Büyük Buhran, Avrupa’nın küresel hakimiyetini aniden sona erdirdi ve Avrupa, İkinci Dünya Savaşı sonrası güvenliği için ABD’ye bağımlı hale geldi. Avrupa elbette genel olarak zengin ve müreffeh olmaya devam ediyor, ancak Avrupa’nın gerçekten dezavantajına olacak şekilde jeopolitik bağımsızlığı, ABD’nin ipoteği altında. 2014 yılında ABD’nin Ukrayna hükümetini deviren darbesiyle başlayan Ukrayna Savaşı, Avrupa ekonomisine de çok ağır bir darbe vurdu. Eğer Avrupa akıllı olursa, ABD’den jeopolitik bağımsızlığını yeniden kazanacak; Rusya ve Çin ile normal ilişkilerini yeniden kuracaktır.

‘Avrupa’da NATO’ya değil, kolektif güvenliğe dayalı bir yaklaşıma ihtiyaç var’

Avrupa’nın, en azından Almanya, Fransa gibi büyük Avrupa ülkelerinin Rusya ve Çin ile ilişkilerini normalleştirmesine ne yardımcı olabilir? ABD’de Trump’ın seçimleri kazanması durumunda çok hızlı bir normalleşmenin yaşanması bekleniyor. Avrupa’nın reçetesi nedir?

Avrupa’nın NATO’nun genişlemesine direnmesi ve AGİT’e ve Avrupa’da Kolektif Güvenliğe odaklanması gerekirdi. Hala çok geç değil. Avrupa ve Avrasya’da hâlâ daha genel anlamda NATO’ya dayalı değil kolektif güvenliğe dayalı bir yaklaşıma ihtiyacımız var.

‘ABD, Çin’i kontrol altına alamaz ve Rusya’yı yenemez’

Dünyada yeni bir Soğuk Savaş potansiyelini görüyor musunuz?

ABD, Amerikan hegemonyasını sürdürmek amacıyla yeni bir Soğuk Savaş başlattı. İşe yaramayacak… ABD aşırı gergin durumda ve Çin’i kontrol altına alamaz veya Rusya’yı yenemez. Yine de askeri gerilimin tırmanmasının riskleri çok gerçek ve çok tehlikeli. ABD, “hegemonyaya dayalı” grand stratejiden, BM Sözleşmesi kapsamında “küresel işbirliğine dayalı” grand stratejiye geçmelidir.

Küresel işbirliğinin grand stratejisini biraz daha açabilir misiniz?

ABD dünyaya hakim olmaya çalışmaktan vazgeçmeli, onlarca ülkedeki askeri üsleri kaldırmalı. Odak noktasını, küresel sürdürülebilir kalkınmayı, iklim güvenliğini ve nükleer silahsızlanmayı teşvik etmek için BM Sözleşmesi ve BM kurumları içindeki işbirliğine kaydırılmalıdır.

‘Biden’ın Demokrat Parti adayı olmama ihtimali yüksek’

ABD seçimlerine ilişkin beklentileriniz neler? Trump tekrar geri dönebilir mi, dönerse ne olacak?

Bugün itibarıyla Trump’ın kazanma ihtimali yüksek ancak çok büyük belirsizlikler var. Biden’ın Demokrat Parti adayı olmama ihtimali yüksek. Açıkça görüldüğü üzere çok yaşlı ve hasta. Üçüncü bir aday olan Robert Kennedy Jr. çok güçlü bir aday olabilir. Önümüzdeki birkaç ay oldukça öngörülemez olacak.

Ya Robert Kennedy Jr. seçilirse? ABD dış politikasında Trump ve Biden’ın politikalarından farklı olarak ne beklemeliyiz?

Robert Kennedy Jr., ABD askeri-endüstriyel kompleksinin Amerika’nın kendi güvenliği için çok büyük ve tehlikeli olduğuna inanıyor. Ben ondan çok daha fazla diplomasiye, çok daha az NATO ve orduya dayalı bir dış politika beklerdim.

Askeri-sanayi kompleksinin ABD seçimlerinde bir etkisi olacak mı?

Kampanya yönelik katkılarını kaldıraç olarak kullanmayı deneyecektir. Ancak Amerikan halkı bitmek bilmeyen savaşlardan ve devasa askeri bütçelerden yıldı.

‘Çin hegemon olmayacak’

 Çin’e dair en büyük tartışmalardan biri ‘barışçıl yükselişin’ mümkün olup olmadığı. Çin, resmî söylemlerinde sıklıkla hegemon olma niyetinde olmadığını söylüyor. Sizce bu sadece bir retorik mi yoksa Çin mevcut uluslararası sisteme entegre olacak mı?

Çin iyi bir “dünya vatandaşı”dır. Hegemon değil ve olmayacak, özellikle de nüfusu yaşlandıkça ve gelecek yıllarda mutlak sayılar azaldıkça… Geçtiğimiz 40 yılda Çin tek bir savaş bile yapmadı. Geçtiğimiz 40 yılda ABD Irak’ta (iki kez), Yemen’de, Suriye’de, Libya’da, Afganistan’da, Sırbistan’da, Ukrayna’da ve ötesinde sürekli savaşlar yürüttü. Çin aslında bugünlerde ABD’den daha çok taraflı ve BM odaklı.

İsrail güvenlik sitelerine siber saldırı İsrail güvenlik sitelerine siber saldırı

‘Küresel Güney’in bakış açısı galip gelecektir’

Küresel Güney ve yükselen Asya hakkındaki görüşlerinizi neler? BRICS, ECO (Ekonomik İşbirliği Örgütü) vb. kurumlara nasıl bakıyorsunuz? Bölgesel birlik olmanın ötesine geçmelerini bekliyor musunuz? 

“Küresel Güney” dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 85’ini oluşturuyor. G77+Çin dünya nüfusunun %80’ini barındırıyor. 10 BRICS ülkesi (orijinal beşli Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika ve yeni beşli Mısır, Etiyopya, İran, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri) dünya üretiminin yaklaşık %38’ini oluşturuyor. G7, dünya üretiminin (ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Japonya ve Kanada) %30’unu oluşturuyor. Küresel Güney, (ABD liderliğindeki)  “Küresel Kuzey”in hegemonyasını reddediyor. Sonunda, ‘hegemonik çağ’ın ötesine geçerek gerçek çok kutuplu dünyaya doğru ilerlerken, Küresel Güney bakış açısı galip gelecektir.

“BRICS bugüne kadar neyi başardı?” diye eleştiriler var. Cevabınız ne olurdu?

BRICS, kendi aralarındaki ekonomik ve finansal işbirliklerini güçlendiriyor. (Şanghay merkezli)  Yeni Kalkınma Bankası gibi yeni kurumları teşvik ediyor, Kuşak ve Yol Girişimi gibi programları teşvik ediyor ve şimdi de uluslararası ticaret ve finans için Amerikan doları dışındaki ödeme sistemlerinin tasarımını yapıyor. BRICS’in dünya ekonomisinde son derece yapıcı bir güç olacağına inanıyorum.

‘ABD, Ukrayna’yı yok etmek için çok şey yaptı’

Sizce Ukrayna savaşının kaybedeni kim? Avrupa bu savaşın sonunda dünyada daha güçlü ve belirleyici bir kutup mu olacak, yoksa ABD’ye daha bağımlı hale mi gelecek?

Tabii ki savaşın en büyük kaybedeni, Ukrayna. ABD, Rusya’yı NATO tarafından çevrelemek için 2014 yılında (Başkan Yanukoviç’i devirerek) savaşı başlattı, ancak gerçekte ABD, trajik bir şekilde Ukrayna’yı yok etmek için çok şey yaptı. Avrupa zayıfladı, Rusya güçlendi ve BRICS kısmen savaş nedeniyle daha da birleşti ve genişledi.

Kaynak: Harici