İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra, savaşın kazananlarının kurduğu dünya sistemi değişmedikçe bugünün mazlumları için hayat daha iyi olmayacak. Böyle düşünüyoruz, düşünmekte de haklıyız.

Sistemler, o sitemi kuran güç dengeleri değişmedikçe kolay kolay değişmez.

1960'tan bu yana bizim yaşayarak tecrübe ettiğimiz darbeler, yani başımızda eksik olmayan iç savaşlar, Afrika'da ve Güney Amerika'daki yeni sömürge düzenleri ve darbeler bu sistemin ya doğrudan ya dolaylı etkisi altında gerçekleşmiştir.

Dördüncü ayına giren İsrail soykırımı da aynı şekilde mevcut dünya sisteminin içinde ve sayesinde gerçekleşiyor. İsrail'in bir devlet olarak Orta Doğu'nun kalbine saplanması zaten bu sistemin bir ürünüdür.

***

Uluslararası ilişkileri ve etrafımızda olup bitenleri bu çerçevede okumakta haklıyız. Ancak vicdani duruşun ve eylemin hakikatli gücünü de yabana atamayız.

İnsanoğlunun büyük imtihanı tam da burada; "Tüm bu kötülükler olup biterken nerede durdun?" sorusunda.

İsrail'in 115 gündür aralıksız devam ettirdiği katliam, aç bırakma, yerinden yurdundan etme, hepsinin kapsayan haliyle soykırım karşısında ne yaptın?

Bu süreçte vicdani duruşun ve hakikatli eylemin bir şeyleri değiştirme gücüne de şahitlik ettik. Yani o meşum sistemi; sokağa çıkarak, sosyal medyadan video paylaşarak, sistemin kapılarını zorlayarak kurumlarını harekete çağırarak aşındırdık.

Çünkü hakikati söylemek insanın kendini en güçlü hissettiği eylem.

28 Şubat, üç büyük ihanetin adıdır 28 Şubat, üç büyük ihanetin adıdır

Yalnızca kötülük değil iyilik de bulaşıcıdır, bunu gördük!

Nitekim İsrail'in katliamlarına karşı suspus olanlar bile Uluslararası Adalet Divanı'nın kararından sonra konuşmaya başladı.

***

İsrail'in himayesi üzerine kurulmuş olan bir "düzen" ve o düzenin kurumlarından biri, İsrail'in soykırım suçu işlediğine dair "makul kanıtlar" olduğunu değerlendirerek soykırım suçuyla yargılanmasına karar verdi. Tarih bunu böyle yazacak!

"Soykırıma uğrama tekeli" üzerinden dünyayı Siyonist bir hapishaneye çeviren İsrail artık sanık sandalyesinde.

Sonuç ne olursa olsun, bu haliyle bile, İsrail için Holokost sermayesi artık eskisi gibi kar getirici değil. Antisemitizm eskisi gibi susturucu işlevi göremeyecek...

Lahey Adalet Divanı'nın İsrail'in davanın reddi talebini reddetmesi, "Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki fiillerin işlenmesini önlemek için tüm tedbirlerin alınması gerektiğine" hükmetmesi ve bu mahkemenin İsrail'i soykırım suçundan dolayısı yargılayacak olması tarihi bir dönüm noktası.

***

Bu karar İsrail'i durdurmayabilir de. Nitekim kararın hemen ardından bombalamalara devam etti. Üstelik bu sürecin ateşkesle sonuçlanması hâlâ BM Güvenlik Konseyi'nde ABD'nin veto engeline takılabilir. Ancak UAD'nin kararından sonra hamileri için İsrail'in arkasından durmak eskisi kadar kolay olmayacak.

Dün destek açıklayan pek çok ülke bugün İsrail'i kararın gereğini yapmaya davet ediyor.

İsrail'e hamilik şartı ile varlığına müsaade edilen, ekonomisinin gelişmesine İsrail'e ödeyeceği tazminat nispetinde izin verilen, kısacası varlığı İsrail'in varlığı şartına bağlı hale getirilen Almanya bile, UAD'nin İsrail ile ilgili kararının uluslararası hukuk kapsamında bağlayıcı olduğunu ve İsrail'in de bunlara uymak zorunda olduğunu belirtti.

Fransa, "Uluslararası Adalet Divanı'na güvendiğini ve kararı desteklediğini" ifade etti.

Başından beri İsrail'e ateşkes çağrısı yapan İspanya "Şiddet sarmalını durdurmak için çalışıyoruz, UAD'yi destekliyoruz" diyerek "iki devletli çözüm" hatırlatması yaptı.

ABD ve İngiltere bile karardan sonra İsrail'e itidal çağrısı yaptı.

Bugün yarın değil belki; ama mutlaka bir gün Filistin davası zaferle sonuçlanacak.

Bundan şüphemiz yok!

Halime Kökce, Star