Nihilizmin egemenliği

B1-1Batı dünyasının, özellikle de Anglosakson coğrafyasının tarihsel yükselişindeki temel güç, Max Weber’in tanımladığı Protestan ahlakıydı. Bu ahlak yapısı; bireysel sorumluluğu, okuryazarlığı ve toplumsal disiplini bir kural haline getiriyordu. Ancak bugün gelinen nokta, "Protestanlığın Sıfır Noktası"dır. Artık ne dini bir inanç ne de o inançtan süzülüp gelen kültürel alışkanlıklar hayatiyetini sürdürüyor. 1960’lara kadar inanç zayıflasa da ahlakın bir alışkanlık olarak kaldığı "Zombi Protestanlık" evresi mevcuttu. Bugün ise bu manevi miras tamamen silindi.

Bu manevi vakum, toplumun en küçük birimi olan aileden en üst karar mekanizmalarına kadar sirayet eden mutlak bir nihilizme sebep oldu. Bir toplumun geleceğe dair ortak bir anlam haritası sunamaması, onun jeopolitik anlamda bir "düzen kurucu" olma yeteneğini temelinden sarsıyor. Nihilizm artık Batı’nın ana karakteridir; hiçbir nesnel gerçekliğin veya ahlaki sınırın kabul edilmediği bu durum, Vaşingtoun’un rasyonellikten koparak sadece yıkıcı bir şiddet dürtüsüyle hareket etmesine yol açtı.

Ekonomik illüzyon

B4Batı ekonomisi, son elli yılda üretimden koparak finansal bir sanallığa hapsoldu. Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nin kağıt üzerinde devasa görünen Gayri Safi Yurt İçi Hasılâ (GSYİH) rakamları, yapısal zayıflıkları gizleyen bir perdedir. Gerçek ekonomi; avukat sayısı veya finansal işlem hacmiyle değil; mühendis sayısı, mühimmat üretim kapasitesi ve enerji bağımsızlığı ile ölçülür.

Amerika’da mühendislik eğitiminin dramatik bir şekilde gerilemesi ve sanayinin dış kaynaklara devredilmesi, hegemonik gücün fiziksel temellerini çökertti. Ukrayna’daki çatışma süreci, Batı’nın mühimmat üretim kapasitesinin Rusya gibi üretim odaklı bir ekonomi karşısında ne kadar yetersiz kaldığını kanıtladı. Finansal manipülasyonlarla şişirilen sanal zenginlik, sahada gerçek bir varlık göstermekte zorlanıyor. Bu sınai yetersizlik, Batı’nın askeri caydırıcılığının bir illüzyona dönüşmesine sebep oldu.

Toplumun ateşini ölçmek

B3-1Bir toplumun sağlığını anlamak için ideolojik söylemler yerine nesnel demografik verilere bakmak zorunludur. 1976 yılında Sovyetler Birliği’nin çöküşünü bebek ölüm oranlarındaki artışa bakarak öngördüm. Bugün aynı metodolojiyi Amerika için uyguladığımızda, benzer bir çürüme tablosuyla karşılaşıyoruz. Amerika Birleşik Devletleri’nde bebek ölüm oranlarının yükselmesi, intihar vakalarındaki patlama ve ortalama yaşam süresinin düşmesi, toplumun içten içe tükendiğinin en büyük kanıtıdır.

Öte yandan, Batı medyasının "çökmekte" olduğunu iddia ettiği toplumlarda bebek ölüm oranlarının Batı standartlarının bile altına düşmesi, toplumsal bir direncin ve istikrarın göstergesidir. Batı’daki bu biyolojik ve sosyal gerileme, orduların savaşma kapasitesinden toplumun kriz anlarındaki direnç eşiğine kadar her alanı olumsuz etkileyerek genel bir zayıflığa sebep oldu.

Hafızasız elitler

B2-1Vaşington dış politikasını yöneten "The Blob" (stratejik elitler), rasyonel bir devlet aklından ziyade, tarihsel hafızasını yitirmiş bir grup haline geldi. Bu kadrolar, kendi aile geçmişlerindeki derin trajedilerden dahi kopmuş durumdadır. Rasyonel çıkarların yerini alan bu irrasyonel şiddet dürtüsü, dünyayı öngörülemez bir kaosa sürüklüyor. Amerika artık dünyayı yöneten bir nizam kurucu değil, kendi içindeki kimlik krizini ve anlamsızlığı dışarıya ihraç eden bir kriz merkezidir. Bu "duygusal jeopolitik", stratejik sabrın yerini alarak Batı’nın küresel sahnedeki meşruiyetini yitirmesine sebep oldu.

Fransa’nın Cezayir’deki nükleer denemeleri ve bitmeyen felâket
Fransa’nın Cezayir’deki nükleer denemeleri ve bitmeyen felâket
İçeriği Görüntüle

"Dünyanın geri kalanı"

B5-1

Uluslararası sistemdeki değişim, dünyanın diğer bölgelerinin Batı’nın dayattığı "post-modern nihilizmden" duyduğu derin endişeden kaynaklanıyor. "Dünyanın Geri Kalanı" (Rest of the World), Batı’nın sunduğu atomize bireycilik ve kültürel parçalanmayı kendi varlıklarına yönelik bir tehdit olarak görüyor. Batı, dünyayı arkasına alacağını varsayarken aslında kendisini küresel ölçekte yalnızlaştırdı. Dünyanın büyük bir kısmı, Batı’nın bu "uygarlık yorgunluğundan" kaçmak için daha öngörülebilir ve egemenlik odaklı yapılar arayışına girdi. Batı’nın rasyonellikten kopuşu, küresel hegemonyasının sadece siyasi değil, ahlaki bir çöküşle sona ermesine sebep oldu.

Emmanuel Todd Kimdir?

1951 doğumlu Fransız tarihçi, antropolog ve sosyolog Emmanuel Todd, özellikle aile yapıları ile ideolojiler arasındaki ilişkiyi inceleyen çalışmalarıyla tanınır. Henüz 25 yaşındayken, demografik verilere (özellikle bebek ölüm oranlarına) dayanarak Sovyetler Birliği'nin çökeceğini öngördüğü "La Chute Finale" (Son Çöküş) adlı eseriyle dünya çapında ün kazanmıştır. Cambridge Üniversitesi'nde tarih doktorasını tamamlayan Todd, Batı medeniyetinin antropolojik dönüşümlerini istatistiksel verilerle analiz etmeye devam etmektedir.

Başlıca Eserleri:

  • La Chute Finale (Son Çöküş: Sovyetler Birliği'nin Çöküşü Üzerine Deneme) - 1976
  • L'Invention de l'Europe (Avrupa'nın İcadı) - 1990
  • Après l'Empire (İmparatorluktan Sonra: Amerikan Sisteminin Çöküşü) - 2002
  • Le Rendez-vous des Civilisations (Medeniyetlerin Randevusu: Youssef Courbage ile birlikte) - 2007
  • Où en sommes-nous ? (Neredeyiz?: İnsanlık Tarihinin Bir Taslağı) - 2017
  • La Défaite de l'Occident (Batı'nın Yenilgisi) - 2024


Dipnotlar ve Kaynakça:

Todd, Emmanuel. La Défaite de l'Occident (Batı'nın Yenilgisi). Paris: Éditions Gallimard, 2024. Todd, Emmanuel. "L'Occident est en train de se suicider: Analyse d'une chute." Le Figaro, 12 Ocak 2024. Todd, Emmanuel. "The Disintegration of the West: A Demographic Perspective." Marianne, Şubat 2024. Todd, Emmanuel. "The End of American Rationality and the Rise of Global Nihilism." Corriere della Sera, Ocak 2024. Todd, Emmanuel. "Industrial Decline and the Military Weakness of the United States." Strategic Analysis Review, 2023. Todd, Emmanuel. "Interviewer: François Busnel." La Grande Librairie, Konferans Notları, Ocak 2024. Todd, Emmanuel. "The Geopolitics of Nihilism." New Left Review, Sayı: 145, 2024.