Murat Bayar’ın Independent Türkçe’de yayımlanan "Kadın cinayetleri ve feminist sarkaç: Biyolojik üstünlükten toplumsal eşitliğe" başlıklı yazısı, toplumsal yaralarımıza derman ararken aslında yaranın asıl müsebbibi olan "laik-batıcı" zihniyeti yeniden çözüm olarak sunuyor.
Bayar yazıda; kadın cinayetlerinden biyolojik verilere, Rojin Kabaiş davasından tarihsel anekdotlara kadar pek çok konuya değiniyor. Ancak asıl dikkat çeken nokta; 120 yıldır toplumu kimliksizleştiren sistemin, hala "laik eğitim" reçetesiyle kurtarıcı gibi pazarlanması.
Yazıda görüşlerine yer verilen Gülsüm Kav ve Canan Arın gibi isimler, kadın cinayetlerini ve şiddeti haklı olarak eleştirirken, bu şiddeti doğuran bataklığı görmezden geliyorlar. Canan Arın’ın "Okulların mutlaka laik eğitime geçmesi gerek" önerisi, ironik bir pişkinliği barındırıyor. Türkiye, zaten on yıllardır laik eğitim kıskacında kimliksizleştirilmiş, manevi değerlerinden koparılmış ve Batıcı bir yaşam tarzına zorlanmış. Gelinen noktada artan cinayetler, toplumsal bozulma ve yabancılaşma ile her geçen gün büyüyen bu suç ağı da laikliğin başarısıdır.
Faturası yine İslam’a ödetilmeye çalışılıyor
İnsanlar yok yere telef olurken, çözümün asıl kaynağının İslami bir yönetim biçimi olduğu gerçeği apaçık ortadayken; İslam’la hiçbir bağı olmayan, tamamen dış kaynaklı ve dış destekli yarım, sakat ve sapkın anlayışlar, toplumun içine "laiklik" maskesi altında sinsice sokuluyor. Adeta laiklik dedikleri bu kavram bir kalkan yapılarak, toplumsal bünyeye her türlü zehir empoze ediliyor.
Bu zihniyetin en büyük tutarsızlığı ise sokaklardaki şiddeti, kadın cinayetlerini ve toplumsal bozulmayı en sert dille eleştirip bu problemleri bizzat meydana getiren, insanı fıtratından koparan laik ilkeleri tek kurtuluş yoluymuş gibi dayatmaları.
120 yıldır bu milleti "Batılılaşma" vaadiyle kendi değerlerine yabancılaştıranlar, bugün sebep oldukları yıkımın faturasını yine İslam'dan uzaklaşarak ödetmeye çalışıyorlar.




