Murat Bardakçı Habertürk gazetesindeki köşesinde, büyük bir buluşa(!) imza atmış. 17 Temmuz 2011 tarihli köşesinin başlığı: “Necip Fazıl’dan Sabahattin Ali’ye kadar şairler hep bu hanıma âşıktı”.
Hikâyesi şöyle: Bardakçı’nın koleksiyoncu bir arkadaşı, 1930’lu yıllarda, bir hanımefendiye gönderilmiş özel aşk mektubları ve imzalı kitablar ele geçirmiş. Bu mektubların ve kitabların yazarları da 20. yüzyılın çok önemli şair ve yazarları imiş. Hanımefendi, dönemin edebiyatçılarını ve şairlerini evinde ağırlayan “salon sahiblerinden” biri imiş. Ona âşık olanlardan iki şairin mektublarını yayınlamış Bardakçı: Necib Fazıl Kısakürek ve Sabahattin Ali. Osmanlı harfleri ile yazılmış mektubların asıllarının da fotoğrafını eklemiş. Tüm hikâye bu. Fakat Bardakçı tüm bunları sanki büyük bir sırrı ifşâ eder gibi öyle bir “bayağılık”la takdim ediyor ki, bu “haber”deki asıl “sırrı” ıskalıyor.
Nitekim Bardakçı’nın da “…” şeklinde verdiği “Nokta Nokta”, Üstad Necib Fazıl’ın, Bâbıâli isimli eserinde bahsini ettiği (s. 181-220) “Nokta Nokta Hanım”dır. Yani Üstad Necib Fazıl’ın bir dönem “Nokta Nokta Hanım”a olan ilgisi “sır” değildir. Bardakçı’nın “ilk kez yayınladığı” aşk mektubundan çok daha önce, Üstad Necib Fazıl “Nokta Nokta Hanım”ın hayatındaki “rolü” üzerine yazmış, Abdülhakîm Arvasî Hazretleri ile ilk karşılaşmasıyla aynı dönemlere denk düşen bu alâkayı ve yaşadığı buhranı, yani Bardakçı’nın göremediği “sırrı” şu sözlerle hülâsalandırmıştır:
- «Evet, bir gece… Oturduğu yalının yemek odasında, büyük yemek masasının başında, ona yazıyor. Herkes yatmış… Bitişikteki musluktan su sesi geliyor. Teheccüd namazına kalkan anneannesi abdest almakta… Vakit geceyarısını hayli geçmiş… En kanlı bir nefs muhasebesinin dökümünü yaptığı mektupta öyle bir noktaya geldi ki, birdenbire beyni duruyor, bütün nispet ölçüleri, bedahet duyguları ruhundan uçup gidiyor gibi geldi ona… Tam da şu satırları yazarken:
- Artık siz benim için lüzumsuz bir şeysiniz! Size erişememenin inkisarı içinde asıl erişilmesi gerekenin kim olduğunu dehşetle görüyorum. Siz bana ne verseniz neticede verebilmek kudretinde olmadığınızın ihtarcısından başka bir şey olamazsınız! Siz bir hayal, bir gölge, bir benzeyiş, bir remzden ibaretsiniz. Siz, mutlak yokluğunuz içinde, malikiyetin mahrumluğa dönen şekliyle karşıma mutlak varlığı, Allah’ı çıkardınız! (…)
Onu bu hâle getiren ve bu son hâlde teslim alan, ne (Nokta Nokta) Hanımefendidir, ne de virgül veya noktalı virgül, şu veya bu hanım… Sadece onun, o büyük zatın, yaşanmaya değer hayat kapısı anahtarını elinde tutan veliler velisinin küçük bir nazarı…» (Bâbıâli, s. 202-204)
Velhasıl, meseleye Murat Bardakçı gibi “dedikodu” zâviyesinden değil de “hakiki” zâviyeden bakacaklar için güzel bir tevafuka gelelim… Murat Bardakçı’nın yazısından 3 gün evvel, 14 Temmuz 2011 tarihli Baran dergisinin bir önceki nüshasında, Salih Mirzabeyoğlu, tefrika etmekte olduğu “Ölüm Odası: B-Yedi” isimli eserinin 61. bölümünde “Nokta Nokta Hanımefendi”den vesilesiyle bahsediyor... Sanki Üstad Necib Fazıl’ın Habertürk gazetesinde yayınlanacak “aşk mektubu”ndan haberdarmış gibi bir tabiîlikle, “NOKTA BİR SURETTİR” başlıklı bölümde, “aşk”ı anlatıyor:
- «NEFS, şuna buna niyetiyle kullanılmadan önce, bir şeyi o şey yapan asıldır, zâttır… Benim karşımdaki nefs, benim ilgimi çeken neyse, onun aslına göre bir fenomendir-görüntüdür. Üstadım’ın NOKTA NOKTA hakkında söylediği, asılda aşkın ibadet için olması gibi, hedefe ersin ermesin, AŞK’tan muradın da bilmek için olduğunun, isteyerek istemeyerek bir sürüklenişle muhasebeye mevzu oluşunun ifâdesidir. KARŞI’daki için verilen hüküm, ister O ister BEN yönüyle görülsün, neticede BENİM irademin eseridir. Ne kadar derin duyuş, ne kadar inceltilmiş beyanlarla anlatılırsa anlatılsın, neticede aşk, AŞK olarak hakikati bâki, eğer onun hakkında da olsa bir varlık muhasebesine mevzu olmuyorsa, kendi içgüdü, böyle bir içgüdü doğurmuyorsa, bir yeldir, eser... Karşı cins alâkası içinde “geçicidir” veya “değildir” demenin pek bir mânâsı yoktur. “Kavuşmak aşkı bitirir” gibi beylik deyişler, yemek için yemeye benzer sınırını aşamamış idraklere mahsustur ki, “onu yaşatacak olan ayrılık teşhisinin” aslında “bir erişilmez”e misâl olduğunu fark etmemekten doğar. Yemek için yemek, gıda alma aslını ancak mahrumiyette fark ediyor. Gıda, bedenden ruha bir ihtiyaç olunca, hayatın kesiksizliği o, bu fark ediş, işi, KARŞI tarafı yok etmek şeklinde bir ihtiyaç doğurmaz; duygu olarak yakalanmış bir aşkın verdiği zevk ve ruh yüceliğinin devamı için, kendine itiraftan ne kadar kaçınırsan kaçın, sinsi sinsi onun kaybını-kaçışını arzulamazsın… İçgüdüyle karışık karşı cinse duyulan aşk, izâhını yaptığım şekilde fikirleşirse, karşı taraf benim için bir imkân ifâde eder. “Müddeinin biri Leyla’ya bakıp, onun bir şeye benzemediğini söyledi. Bunu işiten Leyla da, -o ne bilsin ki, MECNUN değil”… İşin aslı astarı, “ben kimim?” davasının gerektirdiği kâinat muhasebesine kadar gider. Böyle bir serüven içinde, karşı tarafı iptal değil, birbirini anlayışla beraber yürüyüş, elbette idealdir: Birbirinin dünyasına ve dinine yardımcı olanların HAYAT YOLDAŞLIĞI. Muradını bulmuş bir aşkın, müşterek paylaşımı. İster bu idrakten hareketle karşı cinse yönelinsin, ister kendi macera aşkla bu idrake gelinsin, mesele asıldadır. HAKİKATİ ÖĞREN, SONRA SÖYLEYENİ ÖĞRENİRSİN hesabı… Üstadım’ın NOKTA NOKTA hikâyesinden buraya geldik. Nerden gelirsen gel, nereye meyledersen meylet, işin aslı şudur: İnsan, kendi nefsine olan sevgisinden dolayı bilgileniyor. Bu, sevginin nefsi, bilmenin de nefsi için olduğunu, bunların içiçe bir istidad hâlinde bulunduğunu gösteriyor. Herkes için geçerli, yaşamasından belli, “hiç olacağım” derken bile bir “olmak”tan, var kalmaktan bahsedildiğini anlayan için yeter bir hükümdür bu…»
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun bu nefis fikir ziyafetinden sonra, dedikodudan tarih yazmaya fırsat bulamayan, belge “fetişisti” Murat Bardakçı’nın, “Necib Fazıl’ın bir açığını yakaladım” hevesiyle yayınladığı mektub da, bir nevi bu fikir ziyafetinin tamamlayıcı bir unsuru oldu.
Son söz yine Mütefekkir’in:
- «Üstadım’la ilgisi içinde bize bunca laf söyleten NOKTA NOKTA hanımın ondaki mânâsı, ondaki yokluk hissi, bir kaydırma akıl yürütüşte “nefs” denen şeyin yok oluculuğu gibi düşünülmesin. Onun yok oluculuğu, sonsuzdur, sonsuz sürecektir… SON NÜKTE: Nokta Nokta rumuzuyla gizlenen Hanım’ın, Üstadım’da neye vesile olduğu belli, yine belli ki onda kıyameti kopmuş.»
NOTLAR
1- Murat Bardakçı, “Necip Fazıl’dan Sabahattin Ali’ye kadar şairler hep bu hanıma âşıktı”, Habertürk Gazetesi, 17 Temmuz 2011.
2- Necib Fazıl Kısakürek, Bâbıâli, 4. Basım, Büyük Doğu Yay., İstanbul 1990.
3- Salih Mirzabeyoğlu, “Ölüm Odası: B-Yedi”, Bölüm 61, Baran Dergisi, 14 Temmuz 2011, Sayı 235.