Diledikleri zulmü yapıyorlar ve ümmet uyuyor. Tarih boyunca peygamberleri öldürmüş, zulüm etmiş, haddini aşmış, Lut Aleyhisselam’a kendi yazıp çizdikleri kitaplarında ensest isnad etmiş bir millete vermesi gereken reaksiyonu vermemiş bir ümmet, Mescidi Aksa’ya saldırıp yakınca da reaksiyon vermez, soykırım yaparken de ya görmezden gelir ya da kısık bir sesle kınamakla yetinir.
İsrail, Arz-ı Mevud’u gerçekleştirme siyaseti ve girişimleri için, zaman zaman yeni ifadeler kavramlar servis ediyor ama aslında hep İbrahim Aleyhisselam’ı kalkan olarak kullanıyor. Bu ifadeler bazen İbrahim’i dinler, dinler arası diyalog en son da Abraham Anlaşmaları-Abraham Kalkanı olarak gündeme geldi. Bu girişimler sözde barışın simgesi olarak pazarlansa da, sadece İbrahim Aleyhisselam’ın bizim yanımızdaki itibarı ve kıymetini suistimal etmek üzere kurgulanmış, köprüyü geçene kadar sessiz tahakkümün simgeleri.
İbrahimi Dinler, evanjelistlerin ve Siyonistlerin sözde dayanışmaları ve ortak hedeflerini gerçekleştirmek üzere dine yeni bir format yeni bir yazılım geliştirmek üzere ama hakikatte hiçbir mesnedinin olmadığı bir kavramdır. Tüm batıl düzenekler var olmak için her zaman hakikati takip ve taklit ederek, hakikate tamamen aykırı çıkarsamalarla hayali yapılar oluşumlar ikame etmeye çalışır.
Allahu Subhanehu ve Teala: “De ki: "Ey Kitap Ehli! Gelin aramızda ortak olan bir kelimede anlaşalım: Allah'tan başka hiçbir şeye kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi şirk koşmayalım ve Allah'ın yanı sıra kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim." Eğer yüz çevirirlerse deyin ki: "Tanık olun, biz gerçek Müslim olanlarız."
Ayeti kerimede, şirk koşmayalım, kimimiz kimimizi rabler edinmeyelim derken, Üzeyir Allah’ın oğludur, diyen Yahudilerin, İsa Allah’ın oğludur diyen Hristiyanların müşrikler olduğunu; O sizin gibi müşrik değildi derken de bilakis İbrahim Aleyhisselam'ın tevhit inancı üzere olduğu beyan eder. Buyurulduğu üzere yüz çevirmişler ama ortak kelime ve anlaşmaya öykünerek ayeti kerimede kasd edilen bizim ve sizin aramızda eşit müşterek olan kelimeye yani tevhid inancı üzere birliktelik davetine icabet etmek yerine, buna karşılık, sözde İbrahim Aleyhisselam çatısı altında birleşme dayatılmaktadır. İnadı küfür üzere oldukları için Allah’ın indirdiği vahyi terk edip kendi yorumlarıyla yeni batıl yollar açmaya çalışarak, aslında gizli hedefleri dini tamamen ortadan kaldırmaktır. Bu durum, dinin esasını, vahyi ilahiyi hakkıyla bilmeyen için nasıl bir tuzak, nasıl bir aldatma vesilesidir. Peygamberler dizilimini gerekçe göstererek, kendi batıl sapık anlayışlarını meşrulaştırmak için O’nun soyundan geldiklerini iddia etmektedirler. Davalarında bir gerçeklik bir samimiyet olsaydı, Allah’ın Halil’i İbrahim Aleyhisselam’a tutunmak aslında nasıl sağlam bir kulptu ama işledikleri bu kadar kötülük bu kadar cinayetle ne mümkün. Onların bu aziz muazzez peygamberi kalkan olarak kullanmaları kendilerini O’nunla ilişkilendirmeleri Kur'an'ı Kerim tarafından bakın nasıl reddediliyor.
Aslında Ehli Kitabın İbrahim Aleyhisselam ısrarı bugün olduğu gibi geçmişte de söz konusu, her iki taraf da İbrahim Aleyhisselam’ın kendilerinden olduğunu iddia ediyor, aralarındaki çekişme had safhaya gelince konuyu Efendimiz Aleyhisselam’a götürüyor, O’nun hakemliğine başvuruyorlar ve bunun üzerine Âl-i İmran Suresinde nüzul olan ayetlerle konu açıklığa kavuşuyor:
“Ey Kitap Ehli! İbrahim hakkında niçin tartışıyorsunuz? Oysaki Tevrat da İncil de ondan sonra indirildi. Hala akletmiyor musunuz?”
İbrahim Aleyhisselam ve Musa Aleyhisselam arasında 1000 sene, Musa Aleyhisselam ve İsa Aleyhisselam arasında da 2000 sene vardır. Arada asırlar varken siz kendinizi nasıl İbrahim Aleyhisselam’a isnad ediyorsunuz, buyuruluyor.
“Diyelim ki bildiğiniz şeyler hakkında tartıştınız. Peki, hiçbir bilginiz olmayan konularda ne diye tartışıyorsunuz? Allah bilir, siz bilmezsiniz.”
1000 yıllar ötesinden bilgi sahibi olmadığınız konularda nasıl fikir yürütüyor tartışıyorsunuz, buyuruluyor.
“İbrahim ne Yahudi ne de Hıristiyan'dı. O, Allah'ı birleyen ve O'na teslim olandı. O, müşriklerden de değildi.”
“İbrahim'e en yakın olanlar, yaşadığı dönemde ona tabi olanlar, bu Nebi ve O’na iman edenlerdir. Allah, Mü'minlerin velisidir.”
Bir yakınlık söz konusu edilecekse, o gün O’na inananlar ve Resulü Ekrem Nebiyyi Muhterem Sallallahu Aleyhi ve Sellem’in ve ümmeti olarak bizlerin yakınlığı ayeti kerimeyle tescillenmiş oluyor. Zira her ikisi de tevhit inancı üzere esas ve usulde aynıdırlar. Yakınlık neseble kan bağıyla değil de daha çok, iman esasları üzere olduğunu, tufanda dağlara çıkar kurtulurum diyen ama neticede helak olan Nuh Aleyhisselam’ın oğlundan öğrenmiştik.
Onlar, “Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız” dediler. Sen de şöyle de: “Hayır! Biz, Hanif olan İbrâhim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi.” Bakara/135
Ne orijinal Tevrat’ta ne de İncil’de İbrahim Aleyhisselam’dan hiç bahsedilmemiş ama Kur-an’ı Kerim’de muhtelif ayetlerde gayet açık ve sarih bir şekilde ifade edilmiştir. Bundan dolayı ki biz beş vakit namaz tahiyatta Efendimizle birlikte İbrahim Aleyhisselam’a da salat ve selam ederiz ama Yahudiler kabrine bile hürmet etmezler. Kudüs-ü Şerif ziyaretlerimizde Eriha’da İbrahim Aleyhisselam Camii’nde kabri şerifini çevreleyen parmaklıkların ardında pet şişeler karton bardaklar çer çöp dolu olduğuna defalarca şahit olduk. Filistinlilerin temizlemesine izin vermeyerek sergiledikleri bu durum yetmezmiş gibi, her sene belli zamanlarda işgal ederek uygunsuz haller sergiledikleri, caminin içinde müzik ve alkol eşliğinde danslar ettikleri, zaman zaman ibadete kapattıkları bilinirken, İbrahimi dinler, İbrahim anlaşmaları gibi tekliflerle ortaya çıkmaları akıl almaz bir ironidir.
Onların küstahlık, suiistimal ve her türlü kötülükte sınır tanımadığını elbette biliyoruz da asıl şaşırtıcı olan, genelde dünya Müslümanlarının gayet kısık bir sesle verdikleri reaksiyondur… İsmet Özel şiirinde:
“burada kalamazsın ve başa dönemezsin
gitmek zorundasın
kovalanan bir Yahudi gibi”
demişti ama görüyoruz ki hiç de gibi kovalanmamış baş köşelere yerleştirilmişler, yönetimleri ele geçirmişler.
Onlar her hadlerini aştığında, İbrahim Aleyhisselam’ı her suiistimal ettiklerinde ulema neden ayağa kalkmaz, her mahfilde, her mecliste, tüm medyada neden bu ayetler dile gelmez, gündem edilmez. Siz İbrahim Aleyhisselam’ı bebek kanıyla kirlettiğiniz sapık ağızlarınıza alamazsınız demez.
Demez, zira 1969 da zamanın İsrail Başbakanı Golda Meir’in yaptığı durum tespitinde elan bir değişiklik olmadı. Hatırlayalım değil, hiç unutmayalım, 6 gün savaşlarından hemen 2 yıl sonra 21 Ağustos 1969 da Mescidi Aksa, Denis Ruhan isimli Yahudi tarafından kundaklanarak büyük bir bölümü tahribata uğramıştı. Çıkarılan yangında yüzlerce yıllık birçok tarihi eser ve fethin nişanesi olarak Selahaddin Eyyubi tarafından Kıble Mescidine konulan, sembolik değeri oldukça yüksek olan ahşap minber tamamen yanmıştı. Olaydan hemen sonra Golda Meir tarihe geçecek şu sözleri söyledi:
"O gece sabaha kadar korkudan uyuyamadım. Zannettim ki, Müslümanlar dört taraftan İsrail'e girecekler. Ama korkulan olmadı. O zaman idrak ettim ki: Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira Müslüman ümmeti uyuyan bir ümmettir.”
Bugün de insanlık tarihinde benzeri görülmemiş bir katliam soykırım yapılıyor, normalde Müslüman ülkeler dört bir etraftan İsrail’e girerek haritadan silmesi gerekiyordu ama o gün çıkmayan ses iki yıldır bugün de çıkmadı. İfadeye bakar mısınız:
“O zaman idrak ettim ki: Biz dilediğimizi yapabiliriz, zira Müslüman ümmeti uyuyan bir ümmettir.”
Nitekim diledikleri zulmü yapıyorlar ve ümmet uyuyor. Tarih boyunca peygamberleri öldürmüş, zulüm etmiş, haddini aşmış, Lut Aleyhisselam’a kendi yazıp çizdikleri kitaplarında ensest isnad etmiş bir millete vermesi gereken reaksiyonu vermemiş bir ümmet, Mescidi Aksa’ya saldırıp yakınca da reaksiyon vermez, soykırım yaparken de ya görmezden gelir ya da kısık bir sesle kınamakla yetinir.
“Onlardan bir grup, kitapta olmayanı ondan sanasınız diye kitabı okurken dillerini eğip bükerler ve Allah katından olmadığı halde, “Bu Allah katındandır” derler. Onlar bile bile Allah hakkında yalan uydurmaktadırlar.” Âl-i İmran/78
Hem kendilerini İbrahim Aleyhisselam isnad ediyor hem kendilerinden olmayan herkesi öldürüyor ve öldüreceklerini vaad ediyorlar. İbrahim Aleyhisselam, özellikle rahmetin sıdk ve muhabbetin tecelli ettiği ‘içli dışlı dost’ anlamında Halil sıfatıyla anılan Ulu’l-Azm bir Peygamberdir. Musa Aleyhisselam’dan sonra ikinci olarak ismi en çok anılan ve birçok ayeti kerime de özellikle müşriklerden değildi-müşriklerden değilim, vurgusu yapılmış, derecesinin yükseltildiği ve mükafatlandırıldığı beyan edilmiştir.
Evet, Cumhurbaşkanımız “One minute” dedi, çok gayret ediyor, Hamas orada canıyla kanıyla direniyor ama genel itibariyle Müslümanlar uyumaya devam ediyor. Ogün reaksiyon göstermeyerek, bugün yapılan katliamın adeta icazeti verilmiş, onlarda tepe tepe fütursuzca kullanıyor. Nasıl bir uyuşturucu zerk edilmiş damarlarımıza ki, gerçek manada uyanamıyor, uyandıramıyoruz. Her alanda tüm platformlarda gerçek manada protesto edemiyoruz. Böyle bir bakış açısına, bilince sahip değiliz. Onların ilkokul çocuklarına Müslümanları öldürmek üzere silah eğitimi verdiği kadar biz, Kur'an-ı Kerim’deki konuyla ilgili ayetleri okuyup okutmamışız, öğrenip öğretmemişiz…
Neticede, şairin “Ey yeşil sarıklı ulu hocalar bunu bana öğretmediniz” dediği gibi, müftüyü azam, muallimi evvel pozlarındaki ulema, bu ayetleri gündeme getirmediler, halkın bilinçlenmesini temin etmediler! Nasıl bir belaya duçar olduğumuzu, Gazze’den daha çok kuşatma altında olduğumuzu söylemediler…
1998’de FETÖ, Mardin’de ilk “İbrahimi Dinler” başlıklı bir sempozyum düzenlediğinde sadece Salih Mirzabeyoğlu ve Kadir Mısıroğlu itiraz etse de ilmi çevreler bu ayetleri gündeme getirmemişlerdi. O yıllarda bu ifade, bu sempozyum Kur'an'ı Kerim’e aykırı, ne diyorsunuz diye, bilir kişi pozisyonundaki birçok kişinin kapısını çalmıştım ama bir cevap alamamış, daha sonra da “Onlar ulema değil, ulu amalardır” başlıklı bir yazı yazmıştım. Mesnevi Şerif’ten alıntı bu ifade ne hazin ki, hala geçerliliğini koruyor.
Aylık Baran Dergisi 45. sayı Kasım 2025