Alman yönetmen Wim Wenders'ın 2023 yapımı son filmi “Mükemmel Günler”, Tokyo'da belediye tuvaletlerini temizleyen Hirayama adında orta yaşlı bir adamın sade ve disiplinli yaşamını konu alır. Film, "sıradan" görünen bir hayatın içindeki derin huzuru ve güzelliği etkileyici bir dille anlatır. Bu filmde Hirayama karakteri bizlere “modern bir derviş” olarak sunulur. Bu “dervişin” taşıdığı erdemler de günümüzde “modern insanın” varoluşsal krizden çıkabileceği reçeteler sunmaktadır. Bu erdemler aslında yüzlerce, binlerce yıllık reçetelerdir ve özü İslam’dadır. Tasavvuf büyüklerimizin dilden dile, gönülden gönüle aktardığı nasihatlerdir. Bugün belki unutuldu, belki de uygulaması güç. Fakat insanın olgunlaşması ve derinleşmesi için bu reçete hâlâ canlı ve geçerlidir. Bu erdemlerden bazılarının Hirayama karakteri üzerinden nasıl işlenildiğine bakacağız.

Rutin Nimettir

Rutinler, gösterişsiz ve sessiz nimetlerdir. Günümüz dünyası zihinlerimize rutinden sıyrılmayı, rutini kırmayı, her gün bambaşka maceralar yaşamamızı telkin etse de aslında rutin, insanı belirsizlikten koruyan bir kalkan görevi görür. Bir insanın sabah kalktığında ne yapacağını bilmesi -küçücük bir şey de olsa- onu büyük bir zihinsel baskıdan kurtarır. Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.), "Allah katında amellerin en sevimlisi, az da olsa devamlı olanıdır" buyurması aslında “rutin”in nasıl bir nimet olduğuna işaret eder. Günümüzde "rutin" kavramı bir "döngüye hapsolmak" gibi algılansa da, bu hadis-i şerifin ışığında rutin; bir “istikrar, terbiye ve derinleşme” biçimidir.

Hirayama karakteri, günümüzün haz ve hıza dayalı “rutinsiz” yaşam biçimine, sade ve gösterişsiz rutinleri ile karşı çıkar. Karşı çıkmasa bile en azından varlığını bu rutinler üzerine inşa eder. Rutinin sıkıcı bulunduğu günümüzde, Hirayama sahip olduğu rutinleri bir nimet olarak görür ve bunun tadını çıkarır. Bu, karakterimizin anda kalmasıyla, anda yaşamasıyla ilgili bir durumdur şüphesiz. Bir Japon Atasözü der ki: "İçtiğin suyun tadını al, yürüdüğün yolun tozunu fark et. Çünkü o an bir daha asla aynı şekilde geri gelmeyecek."

İbnü’l Vakt

Hirayama, bu farkındalığı hayatının her detayına nakşeder. Sabah uyandığında sokaktan gelen süpürge sesi doğal alarmıdır. Evde beslediği bitkiler, apartmanının önündeki otomattan aldığı kahve, arabanın radyosundan çalan müzik, oturduğu park, yediği sandviç, içtiği su, Hirayama’yı içinde bulunduğu zamana/güne motive eder ve şükretmesini sağlar. Zaman ve eşya ile tam uyum sağlamış bir karakter olan Hirayama, tasavvuf literatürümüzde kullanılan “İbnü’l Vakt” terimine karşılık gelir.

İbnü’l-vakt, kelime anlamıyla "vaktin oğlu" demektir. Tasavvuf literatüründe kullanılan bu terim, kişinin geçmişin pişmanlıklarından ve geleceğin endişelerinden sıyrılarak, tamamen içinde bulunduğu zamanın (vaktin) gereklerine odaklanmasını ifade eder.

İbnü’l-vakt olan bir kişi için en önemli zaman dilimi, şu an içinde bulunduğu andır. Hirayama için de bu durum böyledir. Hirayama, “şimdiye” ve “olana” razı bir karakterdir. Geçmişin pişmanlığını ve geleceğin kaygısını üzerinde bir yük olarak taşımaz. Yeğeni Niko’ya söylediği söz bunu bize ispatlar: “Bir dahaki sefere bir dahaki seferdir, şimdi ise şimdidir.”

Bu söz, geçmiş ile gelecek arasına sıkışmış günümüz insanlarına yani bizlere ders niteliğindedir.

Vakar

Hirayama, belediyenin tuvaletlerini temizlemekten sorumludur. O an içinde bulunduğu işi en iyi şekilde yapmak için de azami derecede özen gösterir. Kendi yapmış olduğu aynalı düzenekler ile en ufak kiri bile es geçmeyerek, yaptığı işe ve en başta kendine saygı gösterir. Varlıklı bir geçmişten geldiği sezilmesine rağmen, elindeki fırça ve bezle devleşir. Kimsenin önünde eğilmez, kimseden bir şey dilenmez. İşini büyük bir vakarla yapar. Bu, "halinden memnun olanın" kimseden bir beklentisinin olmaması durumudur ki bu da gerçek özgürlüktür. Mutluluk, statü basamaklarını tırmanmakta değil; kişinin kendi iç dünyasıyla uyumlu, sade ve anlamlı bir rutin kurmasındadır. Hirayama, "sahip olmanın" yükünden kurtulup "olmanın" hafifliğine geçmiştir.

Wim Wenders’in Hirayama karakterine bu işi vermesinin verdiği mesaj açıkça şudur: Bir işin kıymeti, o işin ne olduğuyla değil, o işi yapanın ona kattığı ruh ve titizlikle ölçülür.

Elhamdülillah Alâ Külli Hâl

"Elhamdülillah alâ külli hâl" (Her hal için Allah’a hamdolsun) ifadesi, İslam düşüncesindeki en yüksek teslimiyet makamlarından biridir. Bu ifade, sadece iyi günde değil; hastalıkta, yoksullukta, yalnızlıkta ve sıradanlıkta dahi o halin içindeki hikmeti görüp razı olmayı temsil eder.

Hirayama’nın yaşam tarzı bu yöndedir. Bu hali, her sabah çiçekleri suladığında, evinin önündeki otomattan kahve içtiğinde, güneşin doğuşunu izlediğinde, içtiği buzlu suyun serinliğinde, her gün gittiği parkta, yediği yemekte, çok sevdiği ağacı seyrettiğinde görürüz. Bunu filmde lisan ile ifade etmese de eşyaya, tabiata bakışındaki sıcaklıkta, tebessümde görürüz.

Hirayama film boyunca neredeyse hiç şikâyet etmez. İş arkadaşının sorumsuzluğu, yeğeninin aniden gelişi veya günlük planının bozulması karşısında öfkelenmek yerine, o yeni "hal"e uyum sağlar. Olanı olduğu gibi kabul eder ve yoluna devam eder.

Film bittiğinde, Hirayama'nın o son sahnedeki gülümsemesiyle baş başa kaldığımızda anlarız ki; her gün yeniden doğan güneş, her sabah sulanan bir çiçek ve her defasında aynı titizlikle yapılan bir iş, aslında hayatın kendisidir. Belki de mükemmellik, her şeyi kusursuzca başarmakta değil; elindekine hamdetmekte, ibnü’l vakt olmakta ve her hal üzere "elhamdülillah" diyebilmektedir.

Aylık Baran Dergisi 51. sayı, Haziran 2026