Aslında bu duruma şaşırmamak gerekir. Çünkü bu cenahın en güvendiği, en göklere çıkardığı insan bile en nihayetinde çalıyor, çırpıyor ve dolandırıyor. İnançları, ahlakları ve zihniyet kodları bunu gerektiriyor. Türkiye'de hırsızlık, sahtekarlık, düzenbazlık ve yolsuzluk yapmak isteyenlerin sığındığı en konforlu liman Kemalizm'dir.
"Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa"
Haluk Levent
Toplumsal kriz anlarında kimin kime, nasıl ve hangi saiklerle yardım ettiği, aslında o toplumun ruh haritasını okumak için en net göstergelerden biridir. Son dönemde AHBAP ve Haluk Levent etrafında şekillenen tartışmalar, meselenin sadece bir "fon yönetimi" veya "şeffaflık" krizinden ibaret olmadığını, ortada daha çok bir zihniyet ve "nasip" meselesi olduğunu gözler önüne seriyor.
Tam da bu noktada, peşin fikrimizi verip hadiseye temas edelim: Allah, laik Kemalistlere doğru bir şekilde hayır yapmayı nasip etmiyor. Hayır kapıları bunların suratlarına bir bir kapatılıyor.
Seküler dünyanın anlamakta en çok zorlandığı bu ilahi denklemi bir de şöyle açalım: İslam inancında iyilik, sadece cebinizdeki parayı bir yere transfer etmek değil, o hayrın doğru menzile ulaşması için Allah'ın size aracı olmayı lütfetmesidir.
Seküler dünya görüşünün temelinde "dünyevilik" yatar. Aşkın bir yaratıcıya veya ahiret inancına dayanmayan bir vicdan, haliyle eylemlerinin karşılığını bu dünyada, "burada ve şimdi" almak zorundadır. Bu karşılık bazen alkış, bazen beğeni, bazen de toplumsal statüdür.
Türkiye'deki seküler yardımlaşma ağlarının ve bu ağlara destek veren kitlenin anatomisine bakıldığında bu "gösteriş ve aidiyet" motivasyonu açıkça görülür. İnsani bir felaket karşısında sessiz kalabilen seküler vicdan, konu bir sokak hayvanı olduğunda yeri göğü inletebilir. Çünkü oradaki tepki, merhametten ziyade belirli bir yaşam tarzının ve ideolojik kabilenin ritüelidir. Türkiye'de insan odaklı, sessiz ve isimsiz yardım faaliyeti yürüten yüzlerce köklü vakıf ve dernek varken, seküler ve laisist kesimin bu yapıları görmezden gelip sadece "kendi mahallesinden" gördüğü popüler figürlere yönelmesi tesadüf değildir.
Müslüman derneklerin, doğrudan inançlarından aldıkları güçle insana el uzatması, seküler zihniyette tuhaf bir hazımsızlık uyandırır. Onları asıl rahatsız eden şey, bu yardımların arkasındaki temel motivasyondur: Allah rızası. İşin ucunda Allah’ın adını duymak, O’na dair bir referansla karşılaşmak, seküler bilinci rahatsız eder. Bu yüzden Allaha dair en ufak bir izi, sesi veya niyeti kamusal alandan silmek isterler.
Burada karşımıza çıkan şey, aslında doğrudan yaratıcıya karşı takınılan köhne bir kibirdir. Bir "ilahlık taslama" halidir. "Sen yardım etmiyorsun, ben ediyorum" kibriyle hareket eden seküler akıl, yardımı bir ibadet veya insani sorumluluk olmaktan çıkarıp, bizzat kendi egosunu ve varlığını kutsadığı bir podyum şovuna dönüştürür.
Allaha ve O’nun rızasını gözeten insan odaklı derneklere karşı duyulan bu nefret, onları kaçınılmaz olarak başka bir sığınağa iter: Sözde hayvansever dernekleri.
İnsanı ve onun eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi) oluşunu sindiremeyen seküler dogma, merhametini bilinçli olarak insan dışı varlıklara yönlendirir. Fakat buradaki problem daha da büyüktür; çünkü bu derneklerin kahir ekseriyetinin derdi asla sokaktaki canlara yardım etmek değildir. Hayvan hakları adı altında kurulan bu yapılar, aslında seküler cenah için hem vicdan rahatlatılan ideolojik bir mevzi hem de arkasında devasa bütçelerin döndüğü birer çıkar kapısıdır.
Mama lobilerinden toplanan kontrolsüz bağışlara, sosyal medya üzerinden fonlanan şaibeli kampanyalara kadar bu dernekler, acı ve sömürü üzerinden beslenen birer ticari işletme gibi çalışır. Hayvan sevgisi, onlar için hem Allaha karşı kibrin sergilendiği bir aparat hem de sorgusuz sualsiz akan bir rant musluğudur. Günün sonunda, insana sırtını dönenlerin kurduğu bu sahte şefkat endüstrisi, kendi çürümüşlüğünü örtmek için yine o bildik "çağdaşlık" maskesinin arkasına gizlenmektedir.
Binlerce Haluk Levent var
Yaşanan son olaylar, kaderin garip bir cilvesini de ortaya koyuyor. "Biz moderniz, biz çağdaşız" diyerek geleneksel yardım kuruluşlarını tahkir eden bu seküler-laik kesim, yardımlarını ulaştırmak için seçtikleri adreslerde sürekli hüsrana uğruyor.
Aslında bu duruma şaşırmamak gerekir. Çünkü bu cenahın en güvendiği, en göklere çıkardığı insan bile en nihayetinde çalıyor, çırpıyor ve dolandırıyor. İnançları, ahlakları ve zihniyet kodları bunu gerektiriyor. Türkiye'de hırsızlık, sahtekarlık, düzenbazlık ve yolsuzluk yapmak isteyenlerin sığındığı en konforlu liman Kemalizm'dir.
Kemalizm maskesini yüzlerine taktıkları anda, memleketi her türlü talan edebilme hakkına sahip olduklarını sanıyorlar. Bu ideoloji, onlar için rahatça soygun yapabilmenin, devleti ve milleti sömürebilmenin kullanışlı bir perdesidir. Bu perdeyi çektikleri anda sadece hırsızlıklarını örtmekle kalmazlar, aynı zamanda dine tahkirle saldırma, Müslümanları aşağılama ve kutsal değerlere hakaret etme özgürlüğünü kendilerinde bulurlar.
Kemalizm’de neden ahlak, değer, inanç, kültür veya tarih aransın ki? Bu ideolojinin bugünkü işlevi memleketi soymak, hırsızlığa meşruiyet kazandırmak ve Batıcı bir hayat yaşayarak milletin değerlerini yağmalamaktan ibarettir. Dolayısıyla bugün karşımızda duran manzara şaşırtıcı değildir. Ortada sadece bir Haluk Levent yok; bu zihniyetle beslenen, aynı maskenin arkasına saklanarak milletin cebini ve ruhunu soyan binlerce Haluk Levent var.