Türkçeyi sadeleştirme bahanesiyle milletin hafızasına saldıran Nurullah Ataç, asırlardır yaşayan kelimeleri tasfiye ederek dili köklerinden koparmaya çalıştı. Uydurmacılığı ilericilik diye sunan Ataç, Türkçeyi zenginleştirmedi; onu tarihinden, inancından ve medeniyetinden uzaklaştırdı.

Dil, kelimelerin yan yana dizildiği teknik bir vasıta değildir. İnsanın varlığı kavrayışının, ruhunun ve dünya görüşünün dışa vurduğu canlı bir mânâ sahasıdır. İnsan, dış dünyayı ve kendi iç âlemini dil içinde tanır. Düşünce dilde şekillenir, dil de düşüncenin sınırlarını ve imkânlarını belirler.

Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun ifadesiyle dil, “ruhun romanı”dır; tarih ve kültürün varlık şartlarından biridir. Fert hazır bir dilin içine doğar, kendisinden önce yaşayan kuşakların duygularını, tecrübelerini ve soluklarını o dilin seslerinde bulur. Bu sebeple bir milletin inancı, ahlâkı, edebiyatı, tarih şuuru ve medeniyet birikimi dilinde mahfuzdur. Dilin zenginliği düşüncenin gelişmesini besler, dili belirleyen dünya görüşü ise kelimelere, kavramlara ve anlatım biçimlerine kendi rengini verir.

Bu bakımdan kelimeleri değiştirmek, sözlüğü yenilemekten ibaret görülemez. Her kelime, yüzyıllar boyunca birikmiş mânaları, hatıraları, inançları ve zihnî çağrışımları taşır. Kelime tasfiye edildiğinde onunla beraber bir düşünce yolu, bir his inceliği ve geçmişle kurulmuş bağ da zayıflar.

Nurullah Ataç’ın Türkçe üzerindeki faaliyeti bu yüzden basit bir sadeleştirme hareketi olarak değerlendirilemez. Onun temsil ettiği tasfiyecilik, Türkçeyi tabiî yatağından çıkararak milletin tarihî ve İslâmî hafızasını zayıflatacak biçimde yeniden şekillendirme teşebbüsüdür. Böyle bir müdahale, kelime kadrosunu daraltmakla kalmaz, düşünme biçimini, kültürle irtibatı ve medeniyet şuurunu da dönüştürür. Çünkü dil, ferdin ömrünü aşan, nesilleri birbirine bağlayan ve milletin ruhunu taşıyan tarihî bir varlıktır.

1898’de İstanbul’da doğan Ataç; öğretmenlik, mütercimlik, deneme ve eleştiri yazarlığı yaptı. Yunan, Latin, Rus ve Fransız klasiklerinden çok sayıda tercüme gerçekleştirdi. Seksenden fazla gazete ve dergide binlerce yazısı yayımlandı. Çeşitli devlet görevlerinde bulundu, Türk Dil Kurumu’nun yayın çalışmalarında vazife aldı ve Cumhuriyet devri edebiyat çevrelerinde geniş bir tesir meydana getirdi.

Türkçeyi yaşayan bünyesinden koparmak

Ataç, başlangıçta aşırı öz Türkçeciliğe mesafeli dururken 1940’ların ortalarından itibaren dil tasfiyesinin en hararetli savunucularından biri hâline geldi. Türkçede asırlardır kullanılan Arapça ve Farsça kökenli kelimeleri, millet tarafından benimsenip Türkçenin ses ve mana dünyasına yerleşmiş olmalarına bakmadan dilden çıkarmaya yöneldi. Yabancı kökenli kelime kullanan sanatçı ve yazarları sert biçimde hedef aldı. Müdahalesini kelimelerle sınırlamayıp cümle kuruluşuna ve edebî anlatıma kadar genişletti.

Buradaki temel yanlış, bir kelimenin kökeniyle o kelimenin artık hangi millete ait olduğu arasındaki farkın göz ardı edilmesidir. Türkçe, tarih boyunca temas ettiği dillerden kelimeler almış; fakat bunları kendi sesine, zevkine ve düşünce yapısına göre işleyerek millîleştirmiştir. “Kitap”, “kalem”, “vicdan”, “merhamet”, “adalet”, “medeniyet” ve benzeri binlerce kelime, yalnız köken cetveli üzerinden değerlendirilmemeli. Bunlar yüzyıllarca Türkçe düşünmüş, Türkçe yazılmış ve Türk milletinin hafızasında mana kazanmıştır.

Ataç’ın yaklaşımı ise dili tarih içinde yaşayan organik bir varlık olarak görmekten uzaktı. O, mevcut kelime hazinesini tasfiye edip masa başında üretilen karşılıklarla yeni bir dil meydana getirmeye yöneldi. Kelimeyi milletin kullanımından, şiirinden, duasından ve tarihinden kopararak kök ve ek hesabına indirgedi. Böylece dilin tabii gelişimi yerine müdahaleci ve cebrî bir özleştirme anlayışı öne çıktı.

Akademik bir araştırmada Ataç’ın yazılarında yer alan 873 yeni kelimenin kaynakları incelenmiş, bunların 306’sını türetme veya birleştirme yoluyla kendisinin meydana getirmiş olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu kelimelerin büyük bölümü zamanla terk edilmiş, canlı köklerden türetilen sınırlı bir kısmı ise yazı dilinde kalmıştır. “Örneğin”, “koşul”, “güldürü”, “yapıt”, “eleştiri”, “görece” ve “günce” gibi bugün kullanılan bazı kelimeler de Ataç’ın türetmiş olabileceği sözcükler arasında gösterilmektedir. Ataç, burada Türkçeyi ihtiyaç ölçüsünde zenginleştirme gayesinden çok, mevcut medeniyet sözlüğünü tasfiye ederek eskiyle bağı koparma istikametinde hareket etmiştir.

Dil üzerinden medeniyet tasfiyesi

Ataç’ın dil anlayışının gerisinde Batı’yı ölçü kabul eden bir medeniyet tasavvuru bulunuyordu. Türk toplumunun geri kalışını kendi tarihî ve dinî birikiminde arıyor, Batı karşısındaki farkı kapatmanın yolunu Türk-İslâm medeniyetinin dildeki izlerini azaltmakta görüyordu. Latin ve Yunan klasiklerine duyduğu yoğun ilgi, onun Batı’yı örnek alan kültür tasarımının temel unsurlarındandı.

Bu yaklaşım, Türkçeyi güçlendirmekten ziyade Türkçenin taşıdığı tarihî muhtevayı zayıflatıyordu. Osmanlıca metinleri okuyamayan, birkaç nesil önce yazılmış eserlerle irtibat kuramayan ve kendi medeniyetinin temel kavramlarını yabancı gören yeni insan tipi böyle bir dil baskısı içinde yetişti. Bir milletin sözlüğü daraltıldığında düşünce imkânları da daralır. Kelimelerini kaybeden nesil, o kelimelerin taşıdığı fikirleri, duyguları ve tarihî tecrübeleri anlamakta zorlanır.

Tasfiyecilik bu yönüyle dili sadeleştirmedi, milletin geçmişiyle bugünü arasındaki köprüyü zayıflattı. Ecdadın kitabını, şiirini, hukukunu, devlet tecrübesini ve inanç dünyasını anlamak giderek uzmanlık işine dönüştü. Dil devrimi adına gerçekleştirilen bu büyük kopuş, Türkçeyi zengin bir medeniyet dili olmaktan çıkarıp günlük ihtiyaçların dar çerçevesine hapsetme tehlikesi doğurdu.

Cemil Meriç’in teşhisi

“Oynasınlar diye beynimizi verdik ellerine. Beynimizi yani dili. Şarjörü çıkarılmış bir tabanca bu dil, tehlikesiz. Oyuncak bir tabanca. Ve tek oyuncakları o. Bu kuşağın peygamberi Ataç. Fransa’da herhangi bir ‘tabac’ garsonunun bildiklerinden bir hece fazlasını öğrenemeyen bedbaht, hasta ve haysiyetsiz Ataç. Deklaseliğin hıncını dilden alan Ataç. Mızmız ve mıymıntı bir fikir serserisi.”

Necip Fazıl’a göre Ataç

Üstad Necip Fazıl’a göre Nurullah Ataç, sağlam bir dünya görüşüne, sanat eserlerini değerlendirecek sabit ölçülere ve fikirleri bir bütün içinde ele alacak tenkit kudretine sahip değildir. Ataç’ın yazılarında tahlil, terkip, teşhis, tarih ve cemiyet muhasebesi yerine şahsî beğeniler, anlık tepkiler ve hissî hükümler hâkimdir. Eserler hakkında “iyi”, “kötü”, “güzel”, “bayağı” gibi zevk bildiren ifadeler kullanması, hakiki tenkidin gerektirdiği fikrî ölçünün yerini ferdî mizaca bırakmıştır. Bu sebeple Necip Fazıl, Ataç’ın yazılarını sanat eserinin mahiyetini ortaya çıkaran tenkitler olarak görmez, münekkitlik görüntüsü altında gelişigüzel kaydedilmiş intibalar olarak değerlendirir.

Ataç’ın kitap çapında, kendi dünya görüşünü ve sanat ölçülerini ortaya koyan telif bir eser meydana getirememesi de bu fikrî yetersizliğin göstergesidir. Gazete ve dergilerde çok sayıda yazı yazmış, Batı edebiyatından tercümeler yapmış, buna rağmen tenkidini dayandırdığı esasları sistemleştiren, sanat ve edebiyat anlayışını bütünlüklü biçimde açıklayan bir eser ortaya koyamamıştır. Ona kazandırılan münekkit şöhreti, ortaya koyduğu fikrî sistemden ziyade devrin kültür çevrelerinde kendisine açılan geniş sahaya ve şahsî hükümlerinin ölçü kabul edilmesindendir.

Hakiki münekkit, eseri kendi keyfine göre alkışlayan veya mahkûm eden kişi değildir. Bir dünya görüşüne, tarih şuuruna, sanat anlayışına ve estetik kıstasa sahip olması gerekir. Eseri meydana getiren fikri, devri, cemiyeti ve sanatkârın ruhunu çözmeli, parçaları bir araya getirerek hükmünü gerekçelendirmelidir. Ataç’ın tenkidinde ise bu fikrî mimari bulunmaz. Ferdî zevkini sanatın değişmez ölçüsü gibi sunmuş, hoşuna gideni yüceltmiş, hoşuna gitmeyeni değersizleştirmiştir.

Tercüme ve taklit meselesi

Necip Fazıl, Ataç’ın edebî faaliyetinin büyük bölümünü tercümelerin ve Fransız neşriyatından aktarılan malzemenin meydana getirdiğini belirtir. Ona göre Ataç, Batı edebiyatını Türkçeye taşıyan bir mütercim olmanın ötesine geçememiş, kendi fikir ve sanat dünyasını kurmak yerine Fransız kültürünün hazır hükümlerini Türkiye’ye aktarmıştır. Gazetelerin Fransızca yayınları aralarında paylaşarak oralardan malzeme iktibas etmeleri yönündeki teklif, bu taklitçi anlayışın açık bir göstergesidir.

Tercüme, kendi medeniyet ölçülerine sahip bir fikir adamının elinde faydalı bir vasıta olabilir. Fakat kendi fikrî merkezi bulunmayan kişi için tercüme, yabancı dünyanın hükümlerini sorgulamadan nakletmenin yoluna dönüşür. Ataç’ın Batı karşısındaki tavrı da bu istikamettedir. Türk edebiyatını kendi tarihî ve medenî kaynakları içinde değerlendirmek yerine Fransız edebiyatının zevk ve ölçülerini esas almış, yerli sanat ve düşünceyi bu yabancı kıstaslara göre tartmıştır. Böylece tercüme faaliyeti kültürün zenginleşmesine yönelmemiş, Batı’yı merkeze, Türk-İslâm medeniyetini ise tasfiye edilmesi gereken geçmişe yerleştiren bir zihniyete hizmet etmiştir.

Ataç’ın bıraktığı tahribat

Nurullah Ataç’ın Türk edebiyatındaki tesiri, faydalı ve kurucu bir tesir olarak değerlendirilemez. Onun asıl etkisi, dili şahsî ve ideolojik müdahaleye açık hâle getirmesi, kelime uydurmayı, tasfiyeyi ve geçmişle bağ kesmeyi ilericilik olarak sunmasıdır. Genç yazarlar üzerinde kurduğu nüfuz, bir fikir ve sanat sistemi kazandırmaktan çok özleştirmeci bir dil taassubunun yayılmasına hizmet etmiştir.

Bugün birkaç nesil önce kaleme alınmış metinlerin geniş kitleler tarafından anlaşılamamasında bu zihniyetin büyük payı vardır. Bir millet, dedesinin yazdığını okuyamaz, klasiklerini anlayamaz ve medeniyet kavramlarını yabancı sözler gibi görmeye başlarsa burada dilin sadeleşmesinden söz edilemez. Ortada hafızanın parçalanması, düşüncenin daralması ve nesiller arasındaki irtibatın kesilmesi vardır. Ataç’ın tasfiyeci hareketi, Türkçeyi yabancı tesirlerden kurtarmamış, Türkçeyi kendi tarihine ve medeniyetine yabancılaştırmıştır.

Kaynaklar:

Doç. Dr. Sefa Saygılı, Dünyayı Aldatanlar, Türdav Yayınları, 2001.

Necip Fazıl Kısakürek, Edebiyat Mahkemeleri, Büyük Doğu Yayınları.

Salih Mirzabeyoğlu, Dil ve Anlayış, İbda Yayınları, 1986.

Cemil Meriç, Nurullah Ataç hakkındaki değerlendirmeleri; Sefa Saygılı’nın Dünyayı Aldatanlar adlı eserinden naklen.

M. Canpolat, “Ataç Nasıl Yazardı?”, Türk Dili dergisi, Türk Dil Kurumu Yayınları.

Abdullah Uçman, “Ataç, Nurullah”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.

Elif Arı, “Ataç’ın Sözcükleri ve Dile Müdahale Konusu”, Akademik Dil ve Edebiyat Dergisi, 2021.

Sedat Balyemez, “Nurullah Ataç’ın Sözcüklerinin Kaynakları”, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2021.