Sosyolojinin kurucu isimlerinden Émile Durkheim, toplumu ferdin üzerinde mutlak bir gerçeklik olarak konumlandırdı. Dini, ahlâkı ve kutsalı ilahî kaynaktan koparıp toplumsal üretime indirgeyen yaklaşımıyla modern sosyolojinin temelini attı.
Hayatı
Émile Durkheim, 15 Nisan 1858 tarihinde Fransa'nın Épinal kentinde köklü bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Ailesinin geleneksel hahamlık çizgisine rağmen seküler bir akademik yolu tercih eden Durkheim, Fransa'nın en saygın yükseköğretim kurumlarından biri olan Paris'teki École Normale Supérieure'de felsefe eğitimi aldı. Mezuniyetinin ardından çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı ve sosyal bilimlerin metodolojisini incelemek amacıyla 1880'lerin ortasında Almanya'ya giderek dönemin psikoloji ve toplum çalışmaları üzerine gözlemlerde bulundu. Fransa'ya dönüşünde, 1887 yılında Bordeaux Üniversitesi'ne atandı. Burada Fransız akademik sistemindeki ilk sosyal bilimler derslerini vererek sosyolojinin bağımsız bir bilim dalı olarak kabul edilmesinde rol üstlendi.
Akademik başarısını 1902 yılında Sorbonne Üniversitesi'ne geçerek sürdüren Durkheim, burada eğitim bilimleri ve sosyoloji profesörü olarak Fransız entelektüel hayatının merkezî figürlerinden biri hâline geldi. Döneminin sosyolojik altyapısını kuran Toplumsal İşbölümü (1893), Sosyolojik Yöntemin Kuralları (1895), İntihar (1897) ve Dini Hayatın İlkel Biçimleri (1912) gibi disiplinin kurucu metinlerini kaleme aldı. Aynı zamanda kurduğu L'Année Sociologique dergisiyle etrafında dönemin önde gelen bilim insanlarından oluşan güçlü bir sosyoloji okulu topladı. Birinci Dünya Savaşı sırasında, 1915 yılında oğlu André'nin cephede hayatını kaybetmesiyle büyük bir yıkım yaşayan Durkheim'ın sağlığı hızla bozuldu ve geçirdiği felcin ardından 15 Kasım 1917'de Paris'te 59 yaşında öldü.
Düşüncesi
Émile Durkheim, sosyolojiyi bağımsız ve pozitif bir bilim olarak kurmayı hedefleyen, pozitivist bir dünya görüşüne sahiptir. Onun temel motivasyonu, kriz ve değişim içindeki modern toplumlara bilimsel bir yolla düzen getirmektir. Durkheim’ın düşünce sisteminin merkezinde, fertlerin toplamından daha büyük ve onlardan bağımsız bir gerçeklik olan toplum fikri yer alır. Toplum, kendine özgü bir varlığı olan, fert üzerinde dışarıdan bir baskı kurma gücüne sahip eşsiz bir mekanizmadır. Ona göre, toplumsal hayatın kaynağı tek tek fertlerin psikolojisinden veya bilincinden öte, bizzat toplumun kendi yapısal bütünlüğüdür. Fert geçici ve sınırlı iken, toplum sürekli ve aşkındır.
Fert, Durkheim'ın sosyolojisinde bütünüyle toplum tarafından şekillendirilen, sınırları ve ahlâkî değerleri yine toplum tarafından çizilen bir varlıktır. İnsanı insan yapan şey, doğrudan doğruya medeniyeti ve ortak ahlâkı üreten toplumsal bütünlüktür. Kolektif bilinç, ferdî bilinçten tamamen farklı bir doğaya sahiptir ve ferdi kendi bencil arzularından çıkararak ortak bir yaşamın parçası haline getirir. Dolayısıyla ferdin eylemleri, inançları ve ahlâkî yargıları kendi özgür seçimlerinden çok, içine doğduğu toplumun kurumları, gelenekleri ve kolektif baskısı tarafından belirlenir.
Din, Durkheim için toplumu bir arada tutan, kolektif bilinci ve dayanışmayı üreten en temel toplumsal kurumlardan biridir. O, dini doğaüstü bir gücün veya ilahi bir vahyin sonucu olarak görmekten uzaklaşıp tamamen toplumsal bir olgu olarak tanımlar. Durkheim'a göre dini düşünce, dünyayı kutsal ve din dışı (profan) olmak üzere ikiye ayırır. Kutsal olan her şey, inançlar ve ritüeller aracılığıyla insanları ortak bir ahlâkî topluluk etrafında birleştirir. Ancak bu kutsallığın kaynağında, ruhî bir ilah bulunmaz, bunun aksine toplumun bizzat kendisinin meydana getirdiği ortak ihtiyaçlar ve bağlar yer alır.
Durkheim'ın en çarpıcı argümanı, kutsalın ve ahlâkî kuralların kökenini ilahi olmaktan çıkarıp tamamen insan ve toplum üretimi haline getirmesidir. İnsanların aslında tanrıya taparken farkında olmadan kendi toplumlarına taptıklarını öne sürer. Ona göre kendi başına kutsal olan tek şey toplumdur ve din, toplumun kendi gücünü semboller üzerinden kutsallaştırma biçimidir. Bu bağlamda, ahlâk ve din, aşkın bir yaratıcının eseri olmaktan çıkıp ortak belleğin ve bir arada yaşama zorunluluğunun beşeri ürünleri haline gelir. Topluma sui generis (kendine özgü) bir varlık ve mutlak bir otorite atfederek onu adeta bir ilah mertebesine yükseltir. Bu bakış açısı, toplumsal kuralların aşkın ve değişmez hakikatlere dayanabileceği gerçeğini tamamen göz ardı ederek, hakikati sadece çoğunluğun iradesine veya kolektif alışkanlıklara indirgeyen dar bir alana hapseder.
Kısacası, Durkheim'ın sosyolojisi, kutsalı sekülerleştirerek dini inancı ve toplumsal kuralları sadece sosyolojik bir işleve indirger. Vahyi, ilahi otoriteyi ve metafizik gerçeği dışlayarak inancı, ibadetleri ve ahlâkı salt toplumsal dayanışma araçları olarak okur. Kuralların ve kutsalın sadece beşerî bir üretim olduğu düşüncesi, ilahi olanı ve vahye dayalı kaynağı dışlayan bir dünyevileştirme teşebbüsüdür. Dünyevi ve kutsal olanın kaynağını tamamen "toplumsal" mecrada arayan seküler bir realizmdir.
Bu totaliter toplum vurgusu nedeniyle Durkheim, dinin asıl mahiyetini ve insan ruhuyla olan dikey bağını tamamen ıskalamıştır. Din, onun gözünde sadece bir "sosyal bütünleşme aracı" veya "kolektif bir yansıma"dan ibarettir.
Durkheim, dinin özünde yatan ilahi vahiyleri ve metafizik gerçeklikleri sadece sosyolojik birer "işlev" olarak görerek, dini bizzat kendi hakikatinden koparır, sosyolojik hadiselerin dinle olan sarsılmaz ontolojik bağını sadece dünyevi bir fayda penceresinden okumaya çalışır, teorisini manevi derinlikten yoksun, kaba bir toplumsal determinizme mahkûm eder.
Durkheim, insanı homo duplex kavramıyla tanımlarken ferde karşı çarpık ve dışlayıcı bir tutum sergiler. İnsanın "yüce" ve "ahlâkî" yanını tamamen toplumun bir diktesi olarak görerek, ferdin İslâm fıtratı üzerine yaratıldığı hakikatini ve o hakikate olan hürriyetini hiçe sayar. İnsanı toplumsal bir mekanizmanın basit bir dişlisi haline getirerek, ferdi kolektif şuurun kölesi yaparak onun özgün varoluşunu adeta ortadan kaldırmayı hedefler.
Kaynaklar
Emile Durkheim'ı Yeniden Okumak, Ümit Tatlıcan ve Vefa Saygın Öğütle.
Emile Durkheim, Dinin Kaynağı Olarak Toplum
Emile Durkheim, Toplumsal İşbölümü ve Sosyolojik Yöntemin Kuralları
Emile Durkheim, Dinsel Hayatın İlkel Biçimleri