Tıbbın "dikkat eksikliği" dediği hadise, aslında dikkatin yokluğu değil, menzilini yitirmiş bir zihnin, ruhun öz gayesine uymayan dayatmalara karşı şalteri indirmesi, kendi isteği dışındaki her şeye kapılarını kapatması ve yoldaki tali ayrıntılar arasında hararet yaparak yıldırıcı bir tükenmişliğe gömülmesidir.

Bir insanı tanımak ve onun içine düştüğü buhranı anlamak için laboratuvar cetvellerine değil, uzun bir yola ve o yola çıkan vasıtaya bakmak gerekir. İnsan, ruh ve beden birlikteliğiyle bizatihi bir yolculuğun, bir nizam iddiasının ta kendisidir. Bir hedefe varmak üzere direksiyonun başına geçen sürücü, yol boyunca istemediği sayısız hadiseyle karşılaşmak mecburiyetindedir: Lastik patlar, sağanak bastırır, trafik tıkanır, motor tekler. Usul bilen insan için bu arızalar yolun tabiî çilesidir. Çamura batmayı da, bijon sıkmayı da menzile varmanın kaçınılmaz bir bedeli sayarak göğüsler, o zahmetin içinde dahi menzilin lezzetiyle vakarını korur. Ne var ki modern çağ, insanın önüne sadece günü kurtaracak ucuz hevesler, anlık ekran parıltıları ve dar tüketim kalıpları koyarak onun menzil ufkunu yok etmiştir. Büyük menzilini kaybeden sürücü, ilk benzinlikteki ucuz tesellilerle oyalanmaya başlar. Bu sahte tatminler bittiğinde ise yolda karşılaştığı her çakıl taşı, her korna sesi, camdaki her sinek lekesi onun için devasa bir kriz hâline gelir. "Her şeyin üzerinde tek bir büyük dikkat" kalmadığında, zihin mecburen yoldaki lüzumsuz her şeye dikkat etmek zorunda kalır. Tıbbın "dikkat eksikliği" dediği hadise, aslında dikkatin yokluğu değil, menzilini yitirmiş bir zihnin, ruhun öz gayesine uymayan dayatmalara karşı şalteri indirmesi, kendi isteği dışındaki her şeye kapılarını kapatması ve yoldaki tali ayrıntılar arasında hararet yaparak yıldırıcı bir tükenmişliğe gömülmesidir.

Refleksler Bataklığı: Psikolojizmin Sığlığı ve İstek Buhranı

İnsan, hayatını istekleri ve istemedikleri üzerinden inşa eden bir varlıktır, ancak bu istek mekanizması ruhun derinliklerinden kopup sadece anlık dürtülere ve nefsin dar sınırlarına hapsolduğunda, beden ile zihin arasındaki ahenk darmadağın olur. Birey, büyük bir gayeden mahrum kaldığı anda meselenin özünü unutur ve bütün varlığını "yolda verilen anlık tepkiler" seviyesine, yani dar bir psikolojiye indirger. Neden gittiğini bilmeyen bir bedene zorla monoton bir rota çizildiğinde, o beden haklı bir isyan başlatır: Bacaklar titrer, el durmaz, zihin ortamdan firar eder. Dışarıdan bakan sığ bir göz bunu "hiperaktivite" yahut "irade zayıflığı" olarak adlandırır; oysa bu hâl, ruhun kendi haysiyetini korumak için ürettiği bir isteksizlik, değersiz bir yüke hamallık etmeyi reddeden fıtri bir sabotajdır. Bedenin taşkın enerjisi, ancak uğruna ter dökülecek sahici bir malzemeyle, milimetrik bir ustalıkla ve tereddütsüz bir hedefle karşılaştığında sükûnet bulur. Yoldaki cefaya katlanabilmenin yegâne şartı, varılacak yerin büyüklüğüne duyulan sarsılmaz imandır. İnsanı çileden kaçan, konfor düşkünü ve en ufak pürüzde dağılan bir enkaz hâline getiren şey, ona zorluklara katlanma meşruiyeti verecek yüce bir gayenin yokluğudur. İstemediği hadiseleri menzilin şerefli bir basamağı olarak göremeyen fert, anlık reflekslerin esiri olur, hadiselerin peşinde sürüklenir ve kendi dipsiz kuyusunda boğulur.

Mutlak Fikir ve Gayelerin Gayesi: Önceliklerin Hükmü

Ferdin bu içsel yangından kurtulup cemiyet planında kurucu bir iradeye dönüşmesi, dağınık reflekslerin yerini sarsılmaz bir öncelik silsilesine devretmesiyle mümkündür. İnsana gereken, onu yoldaki bütün arızaların, şahısların ve geçici heveslerin fevkine çıkaracak "gayelerin gayesi"dir. Bu nihai menzil ve hayat nizamı, Mutlak Fikir olan İslâm’dır. Mutlak Fikir, bu yolun sadece "niçin" yürüneceğini değil, o yolculuğun "nasıl" bir ahlâk, usul ve ciddiyetle icra edileceğini bildiren ana pusuladır. Bütün varlığı kucaklayan bu mefkûre devreye girdiğinde, dikkat eksikliği denilen başıboşluk yerini ilahî bir hiyerarşiye ve tavizsiz bir öncelik şuuruna bırakır. Neyin feda edileceği, neye sabredileceği, hangi zahmete katlanılacağı ve hangi çakıl taşının görmezden gelineceği bu nizamın ışığında berraklaşır; yoldaki patlak lastik artık bir felaket değil, menzile sadakatin sınandığı kutlu bir mesaiye dönüşür. İnsan, ancak kâinata mana yükleme vazifesini Mutlak Fikir’den devraldığında ruh ve bedeninde ideolojinin bizatihi kendisi olur. O vakit hiperaktivite taşkın bir sel olmaktan çıkar, medeniyet inşa eden bir aksiyon nehrine dönüşür; zihin dağınıklıktan kurtulup ebedî menzile kilitlenir ve insan, yolda savrulan bir kaza kurbanı değil, istikametini bulmuş hakiki bir yolcu hüviyeti kazanır.