Yazar Faruk Hanoğlu, 22 Kasım 2025’te Büyük Doğu Akıncıları Derneği’nde “Şeyhimde Gördüğüm” kitabı üzerine bir sohbet verdi. Konya’da Feyzullah Konyevi Hazretleri’ne ilk nüshayı takdim ettiğini, onun da “Allah sizi kendi yolunda kullandırsın” duasıyla “Fenadan Bekaya İstikamet” hakikatini işaret ettiğini anlattı.

Faruk Hanoğlu konuşmasında, cemaat hakikatinin ancak fert hakikatinin doğru anlaşılmasıyla kavranabileceğini vurguladı. Farklı mizaçların tek tipe zorlandığı yerde gücün doğmadığını, kisvenin de manayı sürekli hatırlatan bir işaret olarak topluluğu anlayabilmek için önce ferdin anlaşılması gerektiğini söyledi. Kitabın gayesinin de cemaatlerdeki ölü toprağını kaldırmak ve herkesin kendi sahasında ihtisas yapması gerektiğini göstermek olduğunu belirtti.

Hanoğlu, tasavvufun iç huzurdan ibaret olmadığı; aksine ilimden sanata, iktisattan hukuka kadar hayatın tüm sahalarını fethetmeyi emreden bir istikamet sunduğunu söyledi. Ona göre şeyhe bakmakla onu görmek aynı şey değildir; şeyh, hakikatin insanda neşv-ü nema bulmasına vesile olan aynadır. Bu yüzden cemaatten murat, devlet fikridir; Müslüman’ın kendi alanında model üretmesi bir devlet kurma vazifesidir.

Hanoğlu, herkesin elektrik, tamir, hukuk, tıp, kimya veya temizlik fark etmeksizin kendi alanında derinleşmek zorunda olduğunu, gücün parayla kurulduğunu ve paranın amaç değil araç olduğunu söyledi. İslâmî ticaret, para ve insan ilişkilerinin modellenmesi gerektiğini, insanın Müslümanlığını ispat etmeye ihtiyacı olmadığını; asıl meselenin “devlet teklifi”ni ciddiyetle sahiplenmek olduğunu belirtti.

Üstad Necip Fazıl ve Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun fethedilmiş sahalara dair bıraktığı anlayışın, kendi gerçeklik alanımıza taşınması gerektiğini vurguladı. Sahabî sistemine dikkat çekerek, sahabeyi tanımadan ne cemaat olunabileceğini ne de Peygamber Efendimiz’i sahici biçimde anlamanın mümkün olduğunu ifade etti.

Sohbetin merkezinde “birbirimizi Allah için sevmek” imanın zirvesi olarak yer aldı. Hanoğlu’na göre mana planında kahraman olamayabiliriz ama maddede -kendi alanımızda derinleşerek- kahraman olabiliriz.

Siyasetin sokağa dökülmesinin Müslümanları oyunun dışında bırakmak için yapıldığını, bu yüzden herkesin birbirine “Sen ne yapıyorsun?” diye sorması gerektiğini söyledi. Dışarıdaki anarşi ve kopukluğun ancak sahici sevgi ve sorumlulukla aşılabileceğini belirtti.

Sahabe hayatlarından verdiği örneklerle tek tipleşmenin cemaatleri felç ettiğini, her sahabînin farklı mizacı gibi Müslümanların da farklı alanlardan aynı fikre muhatap olması gerektiğini anlattı. Halid bin Velid’in savaş alanındaki ihtisasıyla komutan olması gibi, herkesin kendi alanında şahsiyet olması gerektiğini vurguladı.

Hanoğlu, insanın en yakınından başlaması gerektiğini; bedenini kullanıp zihnini kontrol etmesinin şart olduğunu söyledi. İnançsızlığın uyuşturucu bir hâl aldığını, “Sen yapamazsın” fısıltılarının nefisten geldiğini belirtti. Kişi kendi gerçeklik alanında bir şeyi olması gereken yere koyuyorsa görevini o anda yapmış sayılır; uzun vadeli planlar ise ancak derinleşmeyle mümkündür.

Sohbetin son kısmında, iktisadın salt para kazanma faaliyeti değil, insanın eşya, emek ve mülkiyete bakışını belirleyen bir varlık disiplini olduğunu vurguladı. Paranın insanın iç dünyasının aynası olduğunu, mülkiyetin ise mutlak hak değil emanet bulunduğunu anlattı. Paranın dolaşması, üretilmesi ve infak edilmesi gerektiğini; gücün de bu dolaşımdan devşirildiğini belirtti.

Üretimin insan için olduğu, adaletin her hak sahibine hakkını vermek olduğu ve ihtiyaç terbiyesinin sınırsız arzuyu sınırlayan ahlaki bir disiplin teşkil ettiğini ifade etti. Kaynakların değil, arzuların sınırsız olduğunu söyledi. “Yeryüzü mescit kılındı” hakikatinin ibadetin şartlarını kurma emri olduğunu hatırlattı; zekâtın İslami devletin vergisi olduğunu, hac işgal altındaysa o işgali kaldırmanın farzın şartı olduğunu, namaz engelleniyorsa namazın şartlarını kurmanın zorunlu olduğunu belirterek tüm bunların maddî güç üretmeyi gerektirdiğini dile getirdi.

Aylık Baran Dergisi 46. sayı Aralık 2025