İzmir Katip Çelebi Üniversitesi’nde 8 Mayıs 2026 Cuma günü düzenlenen “Necip Fazıl ve Gençlik” programında, Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in gençliğe hitabı, Büyük Doğu davası, fikir ve aksiyon anlayışı ele alındı. Programda Muzaffer Doğan ve Dr. Kâzım Albayrak konuşma yaptı. Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi Dr. Kâzım Albayrak, konuşmasında gençlik yıllarında Necip Fazıl’la yollarının nasıl kesiştiğini anlattı.

"Kıymetli hocalarım, sevgili gençler. Şimdi Necip Fazıl ile yollarımız nasıl kesişti? Onu anlatayım hemen. Necip Fazıl diyor ki: “Ne çıkar bir yola düşmemiş gölgem, yollar ki Allah’a çıkar bendedir.” Şimdi biz bundan böyle o dönemde bir pay sahibiyiz. İnşallah ömrümüzün sonuna kadar da pay sahibi oluruz. Hepimiz için dileğim bu.

Burada hislerimi de katacağım. Sadece size bazı bilgileri anlatmakla kalmayacağım; hislerimi de katarak konuşacağım. O dönem biz bir arayış içerisindeyiz. Hakikat var, ölüm var. Bunlar gerçek. O zamanın ortamında daha siyasi bir hava var. Biz kimiz, nerede duracağız ve ne yapacağız? Amacımız ne? Hayatın amacı ne? Hayatın anlamı ne? Hayatın anlamını kaybedersek kendimizi kaybederiz. Hayatın anlamının nefsimizin üstünde olması lazım. Aşkın bir varlık olması lazım. Yani nefsimiz anlam olamaz, gaye olamaz. Gaye olsa bile ideal olamaz. Bunları biraz sonra söyleyeceğim.

Şimdi biz Necip Fazıl’ı duyuyoruz, biliyoruz. Necip Fazıl bir Üstad, bir kahraman. Kahramanlığını biliyoruz. Bizim kendi inancımıza yakın bir siyasi yapılanma içerisinde olmamız lazım. Bu parti olabilir, teşkilat olabilir; kendimizi ifade etmemiz gerekiyor. Yani “Öz yurdunda garipsin, öz yurdunda parya.” Böyle bir devirdeyiz, hâlâ bu bitmiş de değil. Biz bunu kabul etmiyoruz, etmeyeceğiz de. Sonuna kadar, ne olursa olsun, bedeli ne olursa olsun etmeyeceğiz.

Çünkü biz kıyamete kadar baki olan bir dinin mensuplarıyız ve ilâhî bir dinin Allah kelamına muhatabız. Bunun yanında hepsi çöp. Çıksın, söylesin, konuşsun; çöp. Hem mebde itibarıyla hem meâd itibarıyla çöp. Hocam, İlm-i Kelamın Özünden bahsederek bana bir gönderme yaptı. Muhsin hocama teşekkür ederim.

Buraya bir edebiyat yapmak derdinde gelmedik. O niyetle buraya gelmedik. Necip Fazıl bu işte. Yani Necip Fazıl edebiyatçıdır ama edebiyat yapmak için hiçbir şey yazmamıştır. Edebî olarak üstün bir seviyesi, belagati vardır ama hiçbiri edebiyat olsun diye değildir arkadaşlar. Benim de zaman zaman bu hataya düştüğüm oldu. Hiçbiri edebiyat olsun diye değil.

Yüksek İslâm Enstitüsü’nde mezun olurken Necip Fazıl’la yolumuz kesişiyor. Fakat İslâmî ilimleri de okuyorum. Necip Fazıl’ın eserlerinde, İslâmî ilimlerde aldığım eğitimde almadığım şeyler var. Ne? Mesela Necip Fazıl diyor ki, “sahabenin en küçüğü dahi velilerin en büyüğünden üstündür. Velilerin en büyüğü, sahabînin atının burnundaki toz olamaz” diyor.

Şimdi ben bu ölçüyü İslâmî ilimler tedrisatında almıyorum. Yani ilim var, irfan farkı var. İlim var, irfan eksikliği ve ikinci planda gölgelenme var. Bakın, bunu ben Necip Fazıl’dan alıyorum.

Necip Fazıl sadece bir şair değildir, mütefekkirdir. Hikmet adamı Necip Fazıl. Hikmet adamı, dinî ilimlere de yol verici, önder. Bunu kaçırdığımız zaman çok şey kaçırırız. Mesela İslâm’a yönelik üç tehlike nedir? Modernizm, reformizm, tekfirci selefilik, İrancılık, Şiîlik. Necip Fazıl bunlara karşı da İslâmî bir dünya görüşü ortaya koyuyor. Şimdi yolumuz kesişiyor. MTTB var, Akıncılar var. Biraz bahsedildi. Biz bunların içine giriyoruz, Allah’a şükür. Salih Mirzabeyoğlu, “Gölge” ve “Akıncı Güç” ile tanışıyorum. Oraya giriyoruz.

Peki Salih Mirzabeyoğlu bize neyi söylüyor? Salih Mirzabeyoğlu bize “Necip Fazıl” diyor, “İdeolocya Örgüsü” diyor. Biz Necip Fazıl’ı ne biliyoruz? Kahraman, şiirini biliyoruz. Fakat Salih Mirzabeyoğlu diyor ki: “İdeolocya Örgüsü”nü, temel felsefe olarak düşünce yapısını merkeze alacağız. Bu, İslâmî düşüncenin kurucu eseridir ve ondan hareket edeceğiz diyor.

Biz bu sefer “İdeolocya Örgüsü”nü okumaya başlıyoruz. İlm-i Kelamın Özü demişken oradan da söyleyeyim: Mesela o kitabın orijinalini bana Salih Mirzabeyoğlu verdi; “Bunu al, çalış, sadeleştir.” dedi. Onu da bir not olarak geçeyim.

Gaye ile ideal farkından da hemen kısaca bahsedeyim arkadaşlar. Mesela bir orduda bir askerin mareşal olmak istemesi, Mareşal olması gaye olabilir. Ama Necip Fazıl diyor ki, bu ideal olmaz. Bunun ideal olması için ne lazım? “Altınordunun bir neferi olarak ben mareşal olacağım.” demesi lazım. Dolayısıyla ilim tedrisatında, üniversitede, eğitimimizde, akademisyende, şurada burada ne olursa olsun bu ideal tarafın olması gerekiyor. Olmazsa maalesef düşük olur, çok düşük olur.

Müslüman bir ideal adamıdır. Necip Fazıl bunun örneğidir. Ahlak adamıdır. Ahlak davası gütmüştür. Dolayısıyla Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu Davası”, dava burada ideal manasındadır. Üçü çok güzel bir araya geliyor arkadaşlar. Üçü bir araya geliyor. Biz de bu şekilde peşinden gidiyoruz.

Salih Mirzabeyoğlu, “Akıncı Güç” dergisinde “İdeolocya Örgüsü”nü merkeze alıp sistemli bir fikir hareketi kuruyor ve Necip Fazıl’a ulaşıyor. Necip Fazıl dergiyi bağrına basıyor. “Müjdelerin Müjdesi” diye yazı yazıyor. Necip Fazıl gibi övgüsünü kıt veren bir insan böyle yazıyor ve Salih Mirzabeyoğlu’nu “Akıncı Güç” kadrosuyla çağırıyor. Allah nasip ediyor, beraber gidiyoruz. Üstad’ın huzuruna gidiyoruz. Üstad, Erenköy’deki köşküne akşam yemeğine çağırıyor.

Üstad’ta gördüğüm; ihtiyar delikanlı derler ya, aynı o Üstad. Son nefesine kadar öyle. Bir de bunun tersi var: Delikanlı olmuş ama artık başını dünya telaşından, şundan bundan kaldıramıyor. Delikanlı ihtiyarlar da var. Bunu bir uyarı olarak not etmek zorundayız. Bizim herhangi bir kimseyle hesabımız yok, Allah’a şükür.

Akşam namazını Üstad’ın arkasında kılıyoruz. Şimdi aslında biz iç âlem düzenini arıyoruz, güzeli arıyoruz, mutlak güzeli arıyoruz. Bizi memnun edecek, huzur ve saadeti verecek olan o. Bir arayış içerisindeyiz. Aramadığı zaman zaten biter. Bunları Necip Fazıl’ın getirdiği sistemde buluyoruz. Necip Fazıl aslında bir dünya görüşü diyoruz ya, aslında Necip Fazıl da dünyamız.

Bu kopmuş arkadaşlar, Cumhuriyet ile beraber kopukluk olmuş. Burada bu halkayı bağlıyor, Ehl-i Sünnet halkasını Necip Fazıl bağlıyor ve bu sürekliliği sağlıyor. Bütün fikir olarak bağlıyor. “İdeolocya Örgüsü” o kadar önemli ki ancak bundan hareketle gidebiliriz. “İdeolocya Örgüsü”yle hareket edebiliriz. Öteki türlü ne olur? Bağımsız olur, Müslümanların çabaları dağılır, bir havuzda toplanmaz. Aslında günümüzde şikâyet ettiğimiz şey bu. Bütünlüklü fikir ve merkezi bir havuz olmadığı için dağınıklık var.

Burada Ehl-i Sünnet’in altını çiziyor. Bunun haricinde başka bir kurtuluş yolu olmaz zaten. kendisi bunu vurguluyor. Bunun haricinde bir şey olmaz. Necip Fazıl bunu çok güzel bir dünya görüşü olarak bağlıyor.

Şimdi bir yatay oluş var, bir de dikey oluş var. Hemen buna da temas edeyim. Dikey oluş, iç oluş manasında söyledim. Büyük Doğu’da bunu takip eden İBDA’da yatay ve dikey oluş birliktedir. Yani iç oluş, nefis terbiyesi, ahlak davası adamı dedik ya, temel o. Ama sosyal ve siyasi hadiselere çözüm veren, cevap veren bir sistem. “Ben akşam evimde namazımı kılacağım, tespihimi çekeceğim; gündüz de seküler hayata, faizci bir sisteme, gayrimeşru bir sisteme tabi olacağım.” Bunu benimsemem düşünülemez. İşte “İdeolocya Örgüsü” bir toplum projesidir. Yaşanmaya değer hayata dair bir toplum projesidir.

Bu mevzuları geçince geniş kısmında, “Büyük Doğu nedir?” sorusunu yedi maddede özetleyeceğim inşallah. Şimdi Necip Fazıl’ın estetik planı başa alması, ruh ihtiyarı olanlara karşılık genç olmasından bahsettik. Mesela Üstad’ın o zamanlar, şimdi bilmiyorum, Necip Fazıl için “ruh hamurkârı” deniliyordu. Duymuş muydunuz? Duyanlarınız vardır tabii de eskisi kadar kullanılmıyor. Değerimize sahip çıkma konusunda zaafımız da var topluluk olarak. Mesela “ruh hamurkârı” deniliyor. Niye? Necip Fazıl ruhumuzu doldurulduğu için.

Burada candan bir karşılamayla muhatap olduk. İnsan ne ister? Hani “Kahve bahane.” deniliyor ya, insan aslında bunu ister. Bir Müslümanla, gönüldaşla bunların olması gerekir. Bunları da bir İzmir hatırası olarak belirteyim.

Şimdi Necip Fazıl gençlikten neler bekliyor? Bu, dünya görüşü olarak alternatifi olmayan bir sistemdir arkadaşlar. Büyük Doğu’nun alternatifi yok, zaten gerek yok. Bunu kuşanmamız gerekiyor. Ben şimdi ilmî çalışmalar yapıyorum, 18 yaşından beri Büyük Doğu’yu okuyorum. İlmî çalışmalar yaptıkça daha çok Büyük Doğu’ya hayran kaldım. Necip Fazıl ne tespitler yapmış, neyi özleştirmiş.

Hadisle ilgili çalışma yaptım. Hadis hocalarının buradan alması lazım. Ama onlar neye bakıyorlar? “Necip Fazıl ilim adamı değil.” diye bakıyorlar. İlim nedir o zaman? İlim nedir? Asr-ı Saadet’te ilim neydi? Günümüzdeki ilim anlayışı mıydı? İrfan nerede, ahlak nerede, metafizik nerede? Biz ilmi, kendi literatürümüze göre tarif ederiz. Bakın insanı da öyle tarif ederiz, hakkı da öyle tarif ederiz, özgürlüğü de öyle tarif ederiz. Başkalarının çizdiği özgürlük sınırında kalamayız. Bunu kabul edemeyiz. Mutlak fikre bağlı olanların mukayyet felsefelere tabi olması düşünülemez.

Şimdi Necip Fazıl ne istiyor? Necip Fazıl’ın “Özlediğimiz Nesil” konferansı var, “İmân ve Aksiyon” konferansının içinde. Necip Fazıl’ın orada istediği üç şeyi burada hemen kısaca söyleyeyim. Aşk diyor. Ne diyor Necip Fazıl?

“Aşksız adam pörsümeye ve aşksız cemiyet sönmeye mahkûm. Kâinatın protoplazması aşk.”

Aslında biz irfan derken bunu kastediyoruz. Biraz önce bahsettiklerim; yaşanmışlık, samimiyet, ihlas, dava, aşk ve ahlak hepsi buraya bağlanıyor.

İkincisi, “üstün akıl ve sır idraki” diyor. Sır idraki olmadığı zaman edepsizlikler oluyor. Biraz önce bahsettiğim mesela Necip Fazıl’ın sahabe ile ilgili ölçüsü. Şimdi sahabiye dil uzatma hastalığı var.

“Sahabenin en küçüğü, velilerin en büyüğünden üstündür. Velilerin en büyüğü, sahabinin atının burnundaki toz olamaz” diyor.

Bu Abdullah bin Mübarek’ten gelme bu.Yani ne konuşuyoruz ki? Allâme olsan ne olur? Değeri ne? Değeri yok yani arkadaşlar. Değersiz şu kadar unvan sahibi olmaktansa değerli olmak daha tercih edilmez mi? Değerimizi kaybetmeyelim, onurumuzu kaybetmeyelim, çizgimizi kaybetmeyelim, istikametimizi kaybetmeyelim.

Üçüncüsü de nefis muhasebesi diyor Necip Fazıl. Büyük Doğu’nun İslâmiyet’in emir subaylığı olarak biliyoruz. Yekpare bir inanış, görüş ve ölçülendiriş manzumesi olarak biliyoruz. Büyük Doğu bize bunu veriyor.

Büyük Doğu-İBDA fikriyatı ilişkisi ise zaten Necip Fazıl’ın başa alındığı mesele. İBDA, Büyük Doğu’yu yürüten sistemdir. Biri nasıl ise, diğeri niçin davasıdır. Niçin nedir? Mesela namaz nasıl kılınır? Şu şekilde kılınıyor; tekbir, kıyam, kıraat, rükû. Peki namaz niçin kılınır? İşte “niçin” meselesi, onun gerekçelendirmesi, hikmeti, hikmet-i teşri deniyor buna. Bunu mesela Salih Mirzabeyoğlu yapıyor. Neden yapıyor? Nasılını Necip Fazıl koymuş. Tekrara gerek yok ki. Davayı yürütmek. Dolayısıyla birbirini tamamlayan iki kanat oluyor.

Demek ki iç ve dış oluşu aynı anda barındıran bir sistemdir Büyük Doğu-İBDA sistemi. İç ve dış oluşu bir arada barındırıyor. Bu fikir ve aksiyonun mezcetmesi Üstad’ın vasiyetiydi, onu yerine getirdi. İslâm’ın eşya ve hadiseler karşısında nasıl tavır alacağını temsil eden Büyük Doğu gövdesinin mukabili İBDA, onun taşıyıcı “niçin” kanatlarıdır, onun içindir, onun gayesidir ve gayesi odur.

Şimdi arkadaşlar, bu ideal mevzuu herhalde anlaşıldı. Aşkın bir varlık. Zaten Müslüman başka türlü olamaz aslında. Burada Büyük Doğu Marşı’nı sadece geçiyorum. Ne diyor Üstad?

“Şahit ol ey kılıç, kalem ve orak

Doğsun Büyük Doğu benden doğarak.”

Şimdi Büyük Doğu nedir? Hemen yedi maddede kısaca söyleyeceğim.

Büyük Doğu: Şeriatten zerre taviz vermeden İslâm’ı eşya ve hadiselere hâkim kılmanın dünya görüşüdür. Şeriatten zerre taviz vermeden... Necip Fazıl için basit basit eleştiriler yapılıyor basit insanlar tarafından. Şeriata muhalif bir harfi gösterilemiyor. Yok çünkü. Necip Fazıl şer’î ölçülerde çok hassastır. Başta tabii Abdülhakîm Arvâsî Hazretleri olmak üzere Ömer Nasuhi Bilmen’den, Hacı Cemal Öğüt’ten en ufak bir ibareyi dahi gösterip ondan onay alarak gider. Ondaki hikmet ve estetik diliyle zaten doyulmaz ifadeleri var.

İkincisi, Necip Fazıl tarih muhasebesi yapıyor. Son beş asırdan alıyor; Tanzimat’a, günümüze getiriyor. Nereden geldiğini bilmeyen nereye gideceğini bilemez arkadaşlar. Sultan Vahdettin ve Abdülhamid Han anahtar şahsiyetler. Bunları koyuyor. Şimdi Üstadçılık oynayanlar çok. Bunlara da dikkat edin. Biz kimsenin hakkını yiyerek yükselmeyiz. Müslüman hak yiyerek yükselmez, aslını inkâr ederek yükselmez. Manevi babasını tanımayan insandan hayır gelmez. Ne ailesine gelir, ne vatana gelir, ne ilim müessesesine gelir. Bakın yine edep meselesine geliyor.

Edep diye sadece kuru bir edebiyat yapmıyoruz. Burada fikir ve aksiyonda sınırlarını çizerek söylüyoruz. Farkı bu. “Edep iyidir, edepli olun, ayağınızı uzatmayın. Önünüzü ilikleyin…” Bu nasihatlar değil ki. Edep o değil ki. Fikirde edebi olmayanın hiçbir şeyde de edebi olmaz. Dinde edep, fıkıhtan, usulden daha üstündür mesela. Dinin bütünlüğünde usul, bir ilimdeki usulden daha üstündür, hepsini kapsıyor. Usûlüddin, temel mesele, temel bakış, İslâmî ölçülere temel bakış, muhatap anlayış diyoruz. Büyük Doğu bu işte. İslâmiyet’e yol açma geçidi var ya, bu. Aslında İslâmî ilimler Büyük Doğu’suz inşa edilemez diyorum. Bunu tartışmaya, ispata hazırım.

Üçüncüsü, tarih muhasebesinden sonra sistem fikriyle ortaya çıkmış olmasıdır. Arkadaşlar, küfür sistem fikriyle geliyor. Batı’da sistem kuruluyor. Bizde de dağınıklık, kopma var ve çağımız meseleleri çok dağınıklık arz ediyor. Sistem fikriyle gelmek lazım. Başka türlü olmaz. Necip Fazıl sistem kuruyor. İslâmî metinleri çağımızda sistem ve dünya görüşü olarak ortaya koymuş. Her çağın Müslümanı, her çağın münevveri o çağda İslâm için gerekeni yapması söz konusuysa, bir taklit mi yapıyoruz biz? Bağlıyız, geleneğe bağlıyız. Ama geleneği çağında yaşatmıyorsan gelenek ölür. O çağda yaşatacaksın. O kopukluğu gidereceksin. Ama biz geleneği inkâr etmeden, geleneğe bağlı olarak gidiyoruz.

Dördüncüsü arkadaşlar, Necip Fazıl’ın ideolocyasının temeli Allah Resulü’dür. “Çöle inen nur”, Muhammedî hakikat. Nedir o? Kısaca söyleyeyim: En evvel, en üstün. Oraya dayalı.

Hadislerle ilgili çalışmamda bunu gördüm. Yoğunlaşınca görüyorsunuz arkadaşlar. Mevzunuza yoğunlaşın, branş sahibi olun. Oraya yoğunlaşın. Allah’ın hikmetlerini daha çok göreceksiniz. Genel gitmekten ziyade mevzularınızda derinleşin. Biz ilmî keşifleri de sonuna kadar destekleriz. Bizim çekinecek bir şeyimiz yok ki. Allah’ın bir hikmeti, bir ayeti ortaya çıkıyor.

Beşincisi, dost ve düşman kutuplarının işaretlenmesidir. Baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu. Çağımızda baş nefret kutbu, baş muhabbet kutbu kim? Bunu bilmemiz lazım. “Benim hiç düşmanım yok.” falan. Ne demek düşmanın yok? Cennette miyiz yani? Dünyadasın, dünyada yaşıyoruz. Memuriyetini inkâr mı ediyorsun? Allah’ın ayetleri, hadisleri var. Allah bir tarafa, bir tarafa hitap ediyor. Ayırıyor: Küfredenler, iman edenler. İman edenlerin değeri nereden geliyor? Buradan geliyor işte.

Allah için sevgi, Allah için buğz. Ölçülerimizin bu olması lazım, her şeyden önce ölçümüzün bu olması lazım. Daha az kırılırız, birbirimize kırılmayız. Daha sağlıklı bir ilişki olur.

Altıncısı, Üstad yeni bir usul, yeni bir tarz getirmiştir. O, geleneğe bağlıdır ancak onu yeni bir ideolojiyle, yeni bir tarzda sunmuştur. Aynı zamanda hem gelenekçi hem yenilikçidir Üstad.

Yedincisi, “İslâm İnkılâbı” diye çokça altını çizdiği, “Büyük Zuhur” diye işaretlediği bir aksiyon alanıdır. Aksiyon adamıdır Necip Fazıl. Bu minvalde “Başyücelik Devlet ve İdare Mefküresi”ni formüle etmiştir. Bunu cemiyete nakşetme davasını gütmüştür.

Üstad demiştir ki, gençliğe bir tavsiyedir; bununla bitireceğim inşallah:

“Dünya bir inkılap bekliyor. Dünyanın beklediği bu inkılap üç daire halinde. Dış daire dünya, içindeki daire İslâm âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye” diyor Üstad.

Bunun idrakinde miyiz? Türkiye kurtulmadan İslâm âlemi de kurtulmayacak. Bakın Üstad bunları işaretliyor. Ben bunu Bağdat’ta da söyledim. Oradakiler de sizin gibi alkışladılar. Ama biz buna layık olmadan olmayacak. Bizim layık olmamız lazım. Bizim Büyük Doğu’yu kuşanmamız lazım, şuurlaştırmamız lazım, içselleştirmemiz lazım.

Necip Fazıl bir anı, bir nostalji değil. Böyle birisi mi Necip Fazıl? Salih Mirzabeyoğlu böyle birisi mi? Bütün dava, Allah’a görünerek olmak arkadaşlar. Başkasına, şuna buna görünerek değil; Allah’a görünerek, şurada burada görünelim, şöhret olalım, değil. İslâm âlemine ve dünyaya bir teklif olan, kurtarıcı İslâm nizamı fikri olan Büyük Doğu ideali etrafında kenetlenen gençler ve gönüldaşlar olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum."