Aylık Baran Dergisi Yayın Kurulu Üyesi ve Yazarı Kâzım Albayrak, 29 Aralık 2025 saat 15.00'te Akit TV’de Feridun Erdoğral'ın sunduğu Haber 15 programına konuk oldu. Albayrak'ın "Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis: Hikmet, Estetik ve Toplum" adlı eseri merkeze alınarak yapılan canlı yayında, Necip Fazıl’ın hadislerle kurduğu ilişkinin salt nakle dayalı olmadığı, bu müktesebatın estetik, hikmet ve içtimaî fayda ekseninde çağın ihtiyaçlarına göre yoğurulduğu ifade edildi. Hadisleri İslâm ümmetini ve özellikle gençliği harekete geçiren bir aksiyon çağrısı olarak ele alan Necip Fazıl’ın, fikriyatında hadisler üzerinden bir dünya nizamı kurduğuna dikkat çekildi Bu yaklaşımın, klasik ulema çizgisiyle bağını koparmadan modern dönemde bir yönüyle "içtimaî hadisçilik" denebilecek bir üslubu da ihtiva ettiği belirtiliyor.

Feridun Erdoğral: Necip Fazıl Kısakürek, derin tefekkürü ve kıvrak zekasıyla edebiyata, hadis ilmiyle büyük bir renk ve lezzet kattı. Gerçekten büyük bir üstad. Bu konuyu "Necip Fazıl'ın Eserlerinde Hadis" kitabının yazarı Kâzım Albayrak ile konuşacağız. Kâzım Bey hoşgeldiniz yayına.

Kâzım Albayrak: Hoşbulduk.

Feridun Erdoğral: Necip Fazıl deyince -deyim yerindeyse- akan sular durur. Önemli bir isim. Birçok gençliğe ilham olmuş ve yön vermiş bir isim. Siz bu kitabınızın da yazarı olarak Necip Fazıl'ı nasıl tanımlarsınız?

Kâzım Albayrak: Necip Fazıl, Şeriat’ten kıl taviz vermeden onu eşya ve hadiselere hâkim kılmanın dünya görüşünü örgüleştiren adamdır. Şeriatten hiç taviz vermeden bir dünya görüşünü bize sunuyor. Bu da baş eserim dediği İdeolocya Örgüsü eserinde billurlaşmış oluyor.

Feridun Erdoğral: Necip Fazıl Kısakürek yani kendisini nasıl geliştirdi? Hayatından bahseder misiniz?

Kâzım Albayrak: Necip Fazıl, bu düzen içerisinde yetişmiş ve rejimin de en üstte tuttuğu bir isimdi. Önce şiir yönüyle tanındı, meşhur oldu. “Genç şair” dendi, beklentiler onun üzerindeydi. Böyle bir yönü vardı. Fakat Necip Fazıl bir arayış içindedir. Sanatta zirveye çıkmış, her şeyi elde etmiştir; unvan, şöhret, her şey önüne serilmiştir. Ancak bunlarla tatmin olmaz. Ruhunu doyurmaz. İkbal, el üstünde tutulmak vs. onu doyurmaz; o hakikati arıyor. Zaten “bir ve birini arıyorum” der.

Bu hakikati arayış içerisindeyken Abdülhakim Arvâsî Hazretleri’ne ulaşır ve orada Necip Fazıl’da büyük bir dönüşüm yaşanır. Daha önce de bir itikadı vardı, ama mihrakını bulmamıştır. İslam’a tam rapt olmamış, düşüncesi ona perçinlenmemişti. Daha çok geleneksel bir Müslümanlık söz konusudur. Burada Abdülhakim Arvâsî Hazretleri’nin kilit bir rolü vardır.

Bu safhadan sonra Necip Fazıl velut bir isim hâline gelir. Daha önce sadece şairken, artık mütefekkir olur, aksiyoncu olur. Sanat eserleriyle birlikte tasavvufa dair eserler peş peşe gelir ve cemiyet meydanına atılır. Bu çok önemli bir husustur. Büyük Doğu hareketini başlatır; Büyük Doğu dergisiyle bu hareketi kurar. Bir gençlik yoğurmak ister.

Dönemin şartları da unutulmamalıdır: Allah demenin yasaklandığı, Kur’an okumanın yasaklandığı, camilerin basıldığı, hocaların darp edildiği, ulema sınıfının tasfiye edildiği bir dönemdir ve bu durum belgeleriyle ortadadır. Böyle bir zamanda, yeni bir gençlik yoğurmak için Büyük Doğu Dergisiyle meydan yerine atılır. Bu, efsanevî bir kahramanlıktır. Necip Fazıl’ı "fikir, sanat ve aksiyon adamı” üçlüsüyle ifade edebiliriz.

Feridun Erdoğral: Büyük Doğu dediniz; kendisi de zaten bu şekilde anılıyor. Nedir Büyük Doğu?

Kâzım Albayrak: Büyük Doğu, "Doğunun doğuşu" anlamına gelir. Doğu derken İslâm âlemi kastedilir ve aynı zamanda “yeniden doğuş” ifade edilir. Dolayısıyla yeni bir mefkûredir. Üstad, İslâm’ın çağımızda yeniden ayağa kalkması ve hâkim olması için bir manivela ve bir fikriyat ortaya koyuyor. Üstad, bu fikriyatın aksiyonunu da bizzat kendisi yapıyor. “Büyük Doğu” da bu yönüyle sistemleştirilmiş bir fikriyat olarak ortaya çıkmış oluyor.

Feridun Erdoğral: Abdülhakim Arvâsî Hazretleri’yle tanışıyor ve o süreç, kendisinin de anlatımıyla önemli katkılar sunuyor. Hatta hayatında “öncesi” ve “sonrası” diye ifade ediliyor. Abdülhakim Arvâsî Hazretleri ve tasavvuf, Necip Fazıl Kısakürek’e ne katıyor?

Kâzım Albayrak: Seyyid Abdülhakim Arvâsî Hazretleri tekkede oturan bir postnişin değildi. Birinci Dünya Harbi’ne bilfiil katılmış, mutlak halifesi olan Sıddık Efendi’yi cephede şehit vermiş bir isimdir. Ruslar yukarıdan gelince Van ve Başkale işgal edilince, 150 kişilik ailesiyle birlikte göç eder; Erbill’e, Musul’a ve oradan Adana’ya gider. Yolda büyük açlık ve yoksulluk çekerler; bu nüfusun yarıdan fazlası kırılır ve sonunda Eskişehir’e ve oradan İstanbul’a gelirler. Sultan Vahidüddin Han Hazretleri kendisine Kâşgarî Dergâhı’nı verir. Ayrıca Birinci Cihan Harbi’ndeki yararlılıklarından dolayı Sultan Vahidüddin tarafından taltif edilir.

Cumhuriyet devrinde Abdülhakim Arvâsî Hazretleri temkin makamında davranır. Bu da bir amaca matufdur. Abdülhakim Arvâsî Hazretleri’nin yetiştirdiği en büyük silah ise Necip Fazıl’dır. Taha Üçışık’ın, “Necip Fazıl, Efendi Hazretleri tarafından namluya sürülmüş bir kurşundur.” şeklinde bunu söyler. Allah rahmet eylesin; bunu Baran Dergisi’ndeki bir mülakatında ifade etmişti.

Necip Fazıl, Doğu-Batı muhasebesi yapar. Ülkemizde Batı ile hesaplaşmanın merkez ismi Necip Fazıl’dır. Çünkü kültürel, iktisadî ve hayat tarzı bakımından bir hegemonya söz konusudur. Bu hegemonya aile müessesesinden iktisadî düzene, eğitim sisteminden hukuk sistemine kadar her alanda dayatılır. Necip Fazıl bunu kabul etmez. Bugün de kabul edemeyiz. Seküler bir hayat tarzını neden kabul edelim? Necip Fazıl bunun dünya görüşünü ortaya koyar ve örgüleştirir.

Bu fikriyatın ilhamını, ateşini ve gücünü manevî yönden nereden alıyor derseniz, biraz önce bahsettiğimiz bu noktadan alıyor ve cemiyet meydanına Büyük Doğu ile atılıyor. Bir gençlik yetiştirme ideali var. Bütün Anadolu’yu dolaşır. Bu dolaşmalar esnasında Büyük Doğu teknesinden Salih Mirzabeyoğlu gibi bir isim çıkar. Onun da yetmiş küsur eseri vardır. Aynı yolun ve aynı çilenin talibi olarak yetişir.

Necip Fazıl’ın attığı tohumlar bu topraklarda en ücra köşelere kadar yayılmıştır. Benim de gençliğimde Necip Fazıl’la tanışma imkânım oldu. Salih Mirzabeyoğlu bizi Necip Fazıl’a götürdü; o dönem Akıncı Güç Dergisi çıkıyordu. Necip Fazıl, Salih Mirzabeyoğlu’nu ve Akıncı Güç’ü bağrına bastı; çünkü bu hareket, Büyük Doğu fikriyatını merkez alarak yürüyordu.

Aksi hâlde ne olur? İslâm sosyalizmi, İslâm liberalizmi, sekülerizm benzeri sapkın anlayışlar ortaya çıkar. Üstad bunlara modernizm ve reformizm diyor mesela. Üstad, Ehl-i Sünnet çerçevesi içinde sağlam bir siyasî ve içtimaî dünya görüşü ortaya koyar. Bunun adına da Büyük Doğu der. İdeolocya Örgüsü temel eseridir. Salih Mirzabeyoğlu da buradan yetişen bir genç olarak ilhamını ve fikriyatını alarak yürür.

Ben Necip Fazıl’ı Salih Mirzabeyoğlu’nu tanımadan önce de biliyordum. Necip Fazıl’ı zaten bilmeyen, ondan istifade etmeyen yok. Bütün Müslümanlar üzerinde emeği olan bir isimdir. Fakat Necip Fazıl’ın hakikati nedir? Mesele orada düğümleniyor.

Biz Necip Fazıl’ı bir kahraman olarak görüyorduk, şiirlerini çok seviyorduk. Ancak Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya Örgüsü’nü merkeze alarak Büyük Doğu üzerinden harekete geçmemizi, onun sistemini özümsememizi söyledi. Bu hususta da bunun nasıl yürütülebileceğine bizzat misal oldu.

Feridun Erdoğral: Dediğiniz gibi birçok kişiye siz de dahil ilham olmuş. Kitabınızı biraz inceledim. Hadislerden özellikle bahsetmişsiniz. Necip Fazıl Kısakürek’in hadislerle olan bağı nedir?

Kâzım Albayrak: Ben akademik çalışmalara biraz geç yaşta başladım ama asıl idealim, istediğim, arzum Necip Fazıl’ı çalışmak, etüd etmekti. Çünkü o, bizi gençliğimizden beri ruhen, fikren ve zikren besledi. Benim ilgimi fark eden hocam bana “Necip Fazıl’ın hadislerini çalış” dedi.

Şunu itiraf edeyim: Hadisleri çalışmaya başlayınca, Necip Fazıl’ın eserlerinde hadislerin bu kadar yekûn tutacağını ve hadis mevzuuna bu derece yoğunlaştığını tahmin etmiyordum. Yıllardır okuru olmama rağmen bunu bu derinlikte fark etmemiştim. Dolayısıyla ortaya hacimli bir eser çıktı.

Bu çalışmada Necip Fazıl’ın hadislere ne kadar çok yoğunlaştığını ve hadislerden bir dünya nizamı kurduğunu gördüm. Daha doğrusu Necip Fazıl’ı hadislere el atarken cemiyetçi bir mütefekkir, bir cemiyet kavgacısı olarak gördüm. Hadislerden ilham alarak kendi fikirlerini döşüyor. Zaten hadislerdeki amaç, onların yaşanması ve cemiyete tatbiki değil mi?

Ben bunu çok yerde gördüm ve pek çok yerde hadisleri kullanıyor ve Allah Resulü’nü merkeze alıyor. Çünkü “Varlık, O yüzden” diyor. Hz. Peygamberi, “Kâinatın Efendisi”, “Gaye İnsan-Ufuk Peygamber” olarak niteliyor. Necip Fazıl hem siyer hem hadis mevzularına çok yoğunlaşıyor. Bu çalışmada da bunu fazlasıyla müşahede etmiş oldum. Bu mevzuyu incelemek bakımından bana ayrıca bir memnuniyet verdi.

Feridun Erdoğral: Kitabınızı inceleyebildiğim kadarıyla birçok hususa değinmişsiniz. Özellikle Necip Fazıl Kısakürek’in hem hayatında hem de eserlerinde başvurduğu ve baş göz ettiği birçok isim, birçok evliyaullah hazeratı var. Bunu sadece Abdülhakim Arvâsî Hazretleri ile sınırlayamayız. Bunların içinde İbnü’l-Arabî Hazretleri bile var. Bunlar önemli. Biraz da bunlara değinebilir misiniz?

Kâzım Albayrak: Çalışmam çerçevesinde Necip Fazıl’ın kaynaklarını da araştırdım. Abdülhakim Arvâsî Hazretleri’nden sonra Necip Fazıl’ın kaynaklarını sayarsak, başta İmam Rabbânî Hazretleri ve Mektûbât eseri gelir. Ardından İmam Gazzâlî Hazretleri gelir. Sonrasında Muhyiddin İbnü’l-Arabî Hazretleri gelir. Bu üç ismi en başta sayabiliriz. Bunların hepsini eserlerinden örneklerle gösterdim. Daha sonra Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri’ni sayabiliriz.

Feridun Erdoğral: Marifetname’yi yazan Allah dostu.

Kâzım Albayrak: Evet, Ardından el-Mevâhibü’l-ledünniyye bi’l-minaḥi’l-Muḥammediyye eserinin müellifi İmam Kastallânî’yi sayabiliriz; onun siyer eserini de Necip Fazıl tercüme etmiştir. Fahrettin Safî’yi de sayabiliriz; onun Reşehât eserini tercüme etmiştir. Bu isimleri başta zikredebiliriz.

Necip Fazıl, hadislerle ilgili bir risale oluşturabilecek kadar hadis müktesebatına vakıf olarak yazmış. O, Ehl-i Sünnet geleneğine bağlıdır. Ancak Necip Fazıl’ın burada alamet-i farikası; hikmet temelli, bilgi temelli, içtimaî fayda temelli ve estetik temelli unsurları bir arada özleşleştirmesidir. Hadisler içinde de bu yönleri olanları öne çıkarıyor. Mesela “Bir günü bir gününe eş geçen aldanmıştır.” hadisi. Bu hadiste açık bir aksiyon yönü görülüyor. Necip Fazıl, İslâm ümmetine ve İslâm gençliğine “aksiyon” diyor. Bu noktada hadisleri ön plana çıkarıyor. Üstad’ın üslubunun veciz olduğu malumdur; estetik temelli bir dil ile bunları yoğuruyor ve fikriyatında hadislerle bir dünya nizamı kuruyor.

Necip Fazıl, geçmiş ulema devrine kıyasla kendi çağında fikir ve estetik yönüyle birlikte düşünürsek “içtimaî hadisçilik” de yapmıştır. Bunun benzerlerini Süyûtî’de, İmam Nevevî’de ve başka bazı ulema isimlerde görmek mümkündür. Necip Fazıl da bunu yapmıştır, bunu gördüm ve bu husus gerçekten çok önemlidir.

Necip Fazıl’ın usul ölçüsüne de dikkat çekebiliriz. O usulünü şöyle ifade eder: “Sen hakikatten mi Resûlullah’a gidiyorsun, yoksa Resûlullah’tan mı, doğrudan doğruya tepesine iner gibi hakikate geliyorsun?” Bu usul ölçüsü, bilhassa kafaların karışık olduğu ve usulsüzlüğün yaygınlaştığı çağımızda son derece mühimdir. Bunu da net bir şekilde görüyoruz. Aksiyon mevzuuna da değinmek isterim. Vaktimiz ne kadar var bilmiyorum.

Feridun Erdoğral: En azından bir özet geçebiliriz. Necip Fazıl'ı anlatmaya burada ne zamanımız yeter ne saatlerimiz... Ona günlerce büyük büyük programlar yapmamız lazım. Gerçekten büyük bir isim. Maalesef teknolojinin her yerde fâş olduğu bir dönemde yaşıyoruz. Gençlerimize Necip Fazıl Kısakürek'i unutturmama adına ne gerekiyorsa yapmaya çalışıyoruz. Bu yayında onlardan biri aslında.

Kâzım Albayrak: Bu niyetiniz güzel. Temennilerinize katılıyorum. Necip Fazıl, gençliğe verebileceğimiz en önemli gaye ve vasıtadır. Çünkü gençlere hitap edebilecek bir dili ve aksiyonu vardır.

Necip Fazıl’ı iki kelimeyle ifade edecek olsak “iman ve aksiyon” deriz. Hatta bunu tek kelimeye indirsek, çalışmalarım neticesinde ben “vecd” derim. Necip Fazıl der ki: Dünya bir inkılap bekliyor. Yani bir değişim, bir yenilenme… Hep şikâyet ediyoruz ya, ne yapılması lazım, nasıl bir nizam olmalı diye. Bize tercüman olacak, dünyaya adaleti yayacak nizam sahibi olan Müslüman’dır. Çağından mesul olan Müslüman’dır. Necip Fazıl bunları formüle eder.

Der ki: “Dünyanın beklediği bu inkılap üç daire hâlinde... Dış daire dünya, içindeki dünya İslam Âlemi, onun da içinde Türkiye. Asıl Türkiye, merkez Türkiye…”. Bir başka eserinde, “Cihanı kaldıracak manivelanın dayanak noktasını Türkiye olarak kabul etmek gerekir.” diyor Necip Fazıl.

Biz (İslâm) antitez değil, savunma değil, İslam tezdir. Necip Fazıl’ın baş talebesi Salih Mirzabeyoğlu da İstikbal İslâm’ındır eserinde bunu söyler: “Peygamberler olmasa medeniyet olmazdı.” der ve bunu tezleştirir. Biz bir tepki hareketi değiliz; dünyaya alternatif yeni bir dünya düzeniyiz. Sadece şikâyetten ibaret bir dünya görüşüne sahip değiliz. Antitez de değiliz, teziz. Çünkü zaten tez İslâm’dır; diğerleri ondan sapan yollardır.

Bugün kendilerini “yeni” diye süslüyorlar ama hakikat İslam’dır. Hepsi İslâm’dan neşet etmiş, sonra bozulmuştur. Dolayısıyla dünyaya antitez olarak değil, tez olarak çıkmamız gerekir. Dünyaya bir teklif sunmamız gerekir.

Peki, dünyaya nasıl bir teklif sunacağız? Kırk yamalı bohçaya dönmüş bir eğitim sistemiyle mi, oradan buradan alınmış, devşirilmiş, eklektik ve yamama bir rejimle mi dünyaya adalet getireceğiz? İşte Necip Fazıl bunu ilkeleştirmiş, prensipleştirmiştir fikriyat olarak. Önce fikirde neyi kuşanacağımızı bilelim. Psikolojik duruş olarak da bunu inşa edelim.

Feridun Erdoğral: Sayın Albayrak, son olarak Üstad ile ilgili gençlere de öğüt olacak ne söylemek istersiniz?

Kâzım Albayrak: Necip Fazıl diyor ki: “Ben bazı şer’i ölçüler üzerinde etütler yaptığım zaman bulduğum ölçüler içinde aldığım hazzı, hissettiğim konforu dünyada hiçbir şiirden almıyorum.” Bunu bir mütefekkir söylüyor. Yine Necip Fazıl diyor ki, “Dava İslâm’ı icâd etmek değil keşfetmek”. Bizim eksiğimiz olan bir husustur. Devam ediyor, “İcâd etmek değil, keşfetmek. İşte beklenen inkılabın esası ve işte Büyük Doğu. İslâm’ı yenileştirmek değil, çünkü o ebedî yeni.”

Son olarak yine Üstad'dan bir tavsiye: "Allah’ın Sevgilisi'nin beklediği nesil siz olacaksınız, mükellefsiniz ya olun ya ölün!”

Feridun Erdoğral: Teşekkür ederim sizlere böyle bir eser kazandırdığınız için. Bundan sonraki çalışmalarınızda da başarılar diliyorum.

Kâzım Albayrak: Teşekkür ederim. İyi yayınlar.

Aylık Baran Dergisi 48. Sayı Şubat 2026