Prof. Dr. Daron Acemoğlu’nun Haziran 2026’da Koç Üniversitesi Mezuniyet Töreni’nde gerçekleştirdiği ve teknoloji dünyasında yankı uyandıran konuşması*, yapay zekanın geleceği üzerine mühim bir fikrî çatışmayı tetikliyor…
Söz konusu çatışma, teknolojiyi yalnızca piyasa rasyonalitesi ve kâr odaklı ilerlemeye bırakan tekno-kapitalist yaklaşım ile içtimaî yapıyı korumayı amaçlayan “kurumsal” denetim mekanizmaları arasında gerçekleşmektedir. Aynı zamanda, insan aklını ikame etmeyi hedefleyen Yapay Genel Zeka ideali ile insanı merkeze alan ahlakî ve fikrî duruş karşı karşıya gelmektedir. Ancak bu tartışmada mutlaka odaklanılması gereken temel husus, Acemoğlu’nun teknoloji şirketlerine yönelttiği "ideolojik saik" eleştirisinin, bizzat kendisinin en büyük sığınak olarak savunageldiği "demokrasi" kavramının da bir ideoloji olduğu gerçeğini gölgede bırakmasıdır. İdeolojiden arınma vaadiyle sunulan her çözüm önerisi, aslında kendi içinde başka bir ideolojik inşayı barındırır. İdeolojinin tamamen terk edilmesi gerektiğini vaaz eden veya tamamen piyasa rasyonalitesi üzerine kurulu olan görüşler de, çeşitli sebepler ve farklı isimlerle de olsa, aslında başka bir ideolojinin ürünleridir. Bir ideolojiyi eleştirirken, ona alternatif bir başka ideolojiyi savunduğumuz gerçeği tartışmanın tam merkezinde durmaktadır.
Yapay zeka alanında yaşanan baş döndürücü gelişmeler, insanlığı teknik bir dönüşümün ötesinde, tarihin en büyük güç temerküzlerinden biriyle karşı karşıya bırakmaktadır. İktisatçı Daron Acemoğlu’nun Koç Üniversitesi kürsüsünden yaptığı çarpıcı yapay zeka analizi, bu teknolojik hegemonyanın makroekonomik ve sosyal düzendeki tahribatlarını açıkça sergilemesi bakımından mühim bir yerde durmaktadır. Acemoğlu, verinin ve gücün birkaç tekelci şirketin elinde toplanmasının içtimaî uçurumlara sebep olduğunu belirtirken haklı bir zeminden yola çıkmaktadır. Ancak sunduğu teşhis ve çözüm reçetesi, bizzat eleştirdiği ideolojik körlüğün bir başka versiyonunu barındırmaktadır.
Acemoğlu, teknoloji dünyasının doğrudan kâr getirmekten uzak projelere milyarlarca dolar akıtmasını, Alan Turing’den miras kalan "makinenin insan beynini aşacağı" inancına, yani "Yapay Genel Zeka" (AGI) ideolojisine bağlamaktadır. Teknolojik inovasyonun yönünün piyasa tarafından tayin edilmesi hususundaki açmazlara dikkat çeken iktisatçı, bu tekno-fetişist ideolojinin karşısına bir kalkan olarak "liberal demokrasiyi" koymaktadır. Kendisine Nobel Ekonomi Ödülü’nü getiren ve kapsayıcı kurumları küresel refahın yegâne kaynağı gören kurumsal tezi, Batı rasyonalizmini mutlaklaştırdığı ve tarihi sığ bir şablona indirgediği gerekçesiyle bugün geniş bir akademik kitle tarafından eleştirilmektedir. İşte tam bu noktada, Batı düşüncesinin içine düştüğü ıstılahî kısırdöngü ifşa olmaktadır.
Bizim açımızdan bakıldığında, Acemoğlu’nun bir sığınak olarak sunduğu demokrasi de, tıpkı eleştirilen AGI vizyonu gibi beşerî ve materyalist (maddeci) kökenlerden beslenen bir ideolojidir. Batı rasyonalizminin ürettiği kurumları “tarafsız”, “mutlak” birer doğru gibi takdim etmek, entelektüel bir illüzyondan ibarettir. Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in İdeolocya Örgüsü’nde temellendirdiği üzere, ruh krizinin pençesindeki modern dünya, ürettiği her teknik ve siyasî araçla insanı eşyaya mahkûm etmiştir. Dolayısıyla, bir ideolojiyi (tekno-kapitalizmi) başka bir Batılı ideolojiyle (liberal demokrasiyle) dizginlemeye çalışmak, aynı kökten çıkan dalların birbirini budamasını beklemektir.
Konuşmada şerh düşülmesi gereken en esaslı husus, "ideolojisizlik" veya "ideolojinin imhası" iddiasının kendisidir. Siyasette, ekonomide veya teknolojide tarafsız, mutlak rasyonel ve ideolojilerden arınmış bir alanın varlığını iddia etmek, bizzat yeni bir ideolojik hegemonyanın ilanıdır. Çeşitli sebepler ve farklı isimlerle de olsa, "ideolojilerin sonunun geldiğini" veya "saf rasyonaliteyi" vaaz eden her görüş, aslında kendi dünya görüşünü dayatan gizli bir ideolojidir. Bize göre, “her fikir ve aksiyon, eşya ve hadiseye dair muayyen bir bakış açısına, yani bir vahid-i kıyasa (ölçüye) muhtaçtır.” İnsanı sadece bir üretim-tüketim mekanizması olarak gören ve ruhu dışlayan bir teknoloji anlayışı hangi oranda materyalist bir ideolojiyse, onu denetleyecek kriterleri aşkın (metafizik) bir hakikat yerine beşerî kurallara bağlayan demokratik tezler de o oranda ideolojiktir.
Yapay zekanın ve otomasyonun mavi ve beyaz yakalı işçileri mülksüzleştirerek sosyal buhranlara sebep olması, teknik bir hatadan ziyade, ruhları özünden koparan Batı düşüncesinin tabii bir neticesidir.
Çözüm, teknolojiyi tamamen reddetmek yerine onu seküler-demokratik kurallarla evcilleştirme yanılgısını aşarak; her türlü tekniği ve ilmî faaliyeti, insanın yeryüzündeki ulvî hakikatine ve ruh planına tâbi kılacak mutlak bir dünya görüşünün hakimiyetindedir. Teknolojik araçlar, insana tahakküm eden birer sahte ilah (AGI) olmaktan ancak ve ancak eşyanın hakikatini kalbî bir aksiyonla kavrayan bir iradenin elinde kurtulabilir.
*Daron Acemoğlu, "Daron Acemoğlu'ndan mezuniyet konuşması: Çarpıcı yapay zeka analizi!", BirGün TV, Haziran 2026. (https://www.youtube.com/watch?v=UYkPRpjNWP8)