Bir gün avukatı cezaevindeki görüş sırasında Kumandan’a dışarıdan haberler verirken, malûm bir isim hakkında “Filanca kişi öldü!" der. Kumandan’ın cevabı çok güzeldir: "Yaşıyor muydu ki!?.."
Bugün siyonist rejimin başında bulunan Netanyahu için de aynı suali sormak elzemdir. Netanyahu, biyolojik bir varlık olarak nefes alsa da, temsil ettiği fikirler ve savunduğu vahşet düzeni itibarıyla aslında çoktan morga kaldırılmış bir kadavradır.
Netanyahu, bugün dünya vicdanında mahkûm edilmiş bir figürdür. Onun "Büyük İsrail" hayalleri ve kanlı işgal politikaları, tarihin çöplüğündeki yerini çoktan almıştır. Bir insanın fikrî ve ahlâkî ölümü, vücudundan evvel vuku bulur. Dolayısıyla Netanyahu’nun -varsa- mevcudiyeti, sadece infazı gecikmiş bir hükümlünün son çırpınışları olarak görülmelidir. Fikirleri ölmeye mahkûm olan bu şahıs, hayattaysa bile yaşayan bir ölü olarak sadece vakit doldurmaktadır
Şayet bu "yaşayan ölü" bedenen de dünyadan ayrılıp cehenneme postalanmışsa, bu hadise Yahudi toplumunda ve siyonist şebekede hatrı sayılır bir psikolojik yıkıma sebep olacaktır. Yıllardır "yenilmezlik" imajı ve katı güvenlik doktrini üzerine bina edilen siyonist kibir, kubur farelerine denk olan bu sembolik figürün gidişiyle derin bir yara alacaktır. Onun ölümü, siyonistler için bir lider kaybı anlamına gelmekten ziyade, sığındıkları kalenin burçlarının yıkılması manasını taşıyacaktır. Kolektif bir panik ve sahipsizlik hissi, siyonist teröristlerin ruhunda telafisi imkânsız çatlaklara yol açacaktır.
Siyonist sistem, bir dişliyi çıkarıp yerine yenisini koyma üzerine kuruludur. Ancak Netanyahu gibi bu kanlı çarkın merkezinde on yıllarını geçirmiş bir ismin yeri hemen doldurulamaz. Onun koltuğuna oturacak her yeni isim, aslında devasa bir enkazın ve kaçınılmaz bir sonun bekçiliğini devralacaktır.
Netanyahu’nun yerine kim gelirse gelsin, o da aynı pisliğin bir parçası olarak hedef tahtasında kalacaktır. Siyonizm bir bataklıktır ve bu bataklığın başına hangi figür getirilirse getirilsin, onun da akıbeti gebertilmek olacaktır. Bu, ilahi adaletin ve tarihin akışının zorunlu bir sonucudur. Siyonist rejimin başına geçen her şahıs, aslında kendi idam fermanını peşinen imzalamış kabul edilir. Netanyahu'nun silinip gitmesi ne kadar kesin bir gerçek ise, yerine gelecek olanların da aynı hazin sonla karşılaşması o kadar mukadderdir.