Bu "rezalet senfonisi"nin tam ortasında duranlar için çıkış yolu, Mutlak iyiyi, doğruyu ve güzeli "zapt ve fethedici" bir güç olarak kuşanıp çirkinliğe karşı bütün hücreleriyle mutlak bir başkaldırı başlatmaktır! Büyük Doğu-İBDA’nın "İslâm estetiği"ni niçin en öne aldığı, kendini bununla tanımlarken bu tür süflî oluşumlara karşı niçin en derin ve en nüfuz edici silahı teklif ettiği şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu: Mutlak Fikir’in hakimiyeti!

“Bir gül için bin kötüyü yakmalı…”

Mühürlü dosyalar birer birer açılırken, Jeffrey Epstein ismi etrafında dönen rezaletler aslında bize yeni bir şey söylemiyor; sadece bir süredir üzerimize boca edilen “kontrollü gerçeklerin”, adına "küfür" dediğimiz hakikati örtme perdesinin yırtılışına şahitlik ediyoruz.

Bu rezalet hikayesi, aslında hep oradaydı, sadece gizleniyordu... Küfrün doğası gereği, pislik ancak örtüldüğü sürece “meşruiyet” maskesi takabilir.

Bir sapkınlık şebekesinin çok ötesinde, parayı ve siyaseti esir almış bir "kompromat" mimarisiyle karşı karşıyayız…

Milyonlarca doların, istihbarat ağlarının ve küresel elitlerin bir "ada" etrafında kümelenmesi, meseleyi adli vaka olmaktan çıkarıp yine bir “medeniyet” hesaplaşmasına dönüştürüyor.

Bir şeyin "kötü" veya "sapkınlık" olduğu -o da kaldıysa!- vicdanlarda hissedilmesine rağmen, modern dünyanın “kötülüğün de izafî oluşu” karşısındaki çaresizliği, Mutlak Fikir’den kopuşun soğuk ve acı neticesidir.

Sarsılmaz, değişmez ve her şeyi kuşatan "Mutlak Fikir"e tutunulmuyorsa, ahlâk denilen şeyin güçlünün elinde şekil değiştiren ve “ölçek büyüdükçe” kaçınılmaz olarak buharlaşan bir izafiyet bataklığına dönüştüğünü görürüz.

Mahalledeki sıradan bir adamın yapacağı sapıklığa belki linçle cevap verecek olan kitlelerin şuuru, işin içine trilyon dolarlar, Bill Clinton, Prens Andrew veya Bill Gates gibi isimler girince niye hayıflanmakla yetiniyor? Çünkü ölçek büyüdükçe, ahlâkın değer değil de sadece bir "nüfuz alanı" olduğu zannına kapı aralanıyor. Oysa hakikat tektir: Doğru düşünce olmadan doğru davranış, doğru davranış olmadan da kurtuluş mümkün değildir. Her türlü çirkinliğin kaynağı Mutlak’tan kopan ve kendi kendine tapınan sapkın ve düşük şuur seviyeleridir.

Epstein’ın "küçük siyah defteri" ve mühürlü mahkeme kayıtları, Stephen Hawking’den Michael Jackson’a kadar uzanan isim listesi, aslında küresel bir esaret zincirinin halkalarıdır. Bu isimlerin orada bulunması, elbette tesadüfî değil. Ortaya çıkan ilişkiler ağının perde arkasında Mossad bağlantılı bir "şantaj altyapısının" olduğu görülüyor: Bütün bu isimleri ve cürümleri kayıt altına alıp itaate zorlayan ve felç eden bir mekanizma…

Dün olduğu gibi bugün de "yahudi ahtapotu"nun dünyayı sarmalayan finansal gücü, bu sapıklığı bir "iktidar yakıtı" olarak kullanıyor. Bu sermaye odakları, yeryüzünü gönüllü olarak İblis’in krallığına vakfetmiş, insan ruhunu satın alınabilir bir meta, çocuk bedenini ise birer "tüketim" nesnesi haline getirmiştir.

Şimdilerde sosyal medya mecralarında bu belgelerin "neler olmuş neler!" denilerek tüketilmesinde, aslında bir duyarsızlaşma tuzağı da saklı duruyor. Tıpkı Gazze’deki soykırımı ekranlardan canlı yayınla izleyip bir süre sonra kanıksayan kitleler gibi, Epstein dosyaları da birer magazin içeriği gibi tüketip bitiriliyor.

İnsan şuuru, eyleme dönüşmeyen her bilgiyle biraz daha körelir. Kötülük bir “seyirlik” haline geldikçe, kitleler sırf onu tükettiği için bitirdiğini sanan saçma sapan bir yanılsamanın kucağında vakit öldürüyor!..

Bu "rezalet senfonisi"nin tam ortasında duranlar için çıkış yolu, Mutlak iyiyi, doğruyu ve güzeli "zapt ve fethedici" bir güç olarak kuşanıp çirkinliğe karşı bütün hücreleriyle mutlak bir başkaldırı başlatmaktır!

Büyük Doğu-İBDA’nın "İslâm estetiği"ni niçin en öne aldığı, kendini bununla tanımlarken bu tür süflî oluşumlara karşı niçin en derin ve en nüfuz edici silahı teklif ettiği şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu: Mutlak Fikir’in hakimiyeti!

Ahlâkın bir ölçek meselesi olduğu yalanını yırtıp atarak, en tepeden en aşağıya kadar her şeyi "Mutlak Ölçü"ye bağlayana dek bu kavga sürecektir.

Kitlelerin sahte tesellilerle uyutulduğu bu karanlık çağda, sadece gerçeği bilmek yetmez; o gerçeği bir "aksiyon"a dönüştürecek büyük iradeye, Mutlak Fikir’in iktidarına her zamankinden daha çok muhtacız.

Kavgamız ve teklifimiz, bu pisliğin içinde debelenen dünyaya karşı yeni bir dil ve yeni bir nizam inşa etme davasıdır!..