Biri 100 diğeri 70 cilt eser sahibi iki mütefekkir olan Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu’nu ve aralarındaki ilişkiyi anlamak, çağımızın önemli fikir, sanat ve aksiyon hareketini anlamak olacaktır. İslâm âlemi için kurtarıcı teklifleri olan ve Türkiye merkezli zuhur eden bu iki ismin ortaya koyduğu BD-İBDA düşünce sistemi, birbirinin mütemmim cüzü olurken, bizlere geriye ve ileriye gidişte de kılavuz özelliği bulunmaktadır. Bu mevzuyu iki başlıkta ve netice bölümüyle aşağıda değerlendireceğiz.
Büyük Doğu “Nasıl”, İbda ise Onu Yürütücü “Niçin” Kanadıdır
Rahmetli Necip Fazıl, Büyük Doğu dünya görüşü ile İslâm’a muhatap anlayışın “nasıl”ını örgüleştirirken, Üstad’ın izinden giden rahmetli Salih Mirzabeyoğlu ise İBDA fikriyatı ile İslâm’a muhatap anlayışın “niçin”ini ortaya koymuştur. Bir başka deyişle “nasıl” davası olan Büyük Doğu’nun yürütücü “niçin” kanadı olarak Salih Mirzabeyoğlu ve İbda fikriyatı zuhur etmiştir. Yani Büyük Doğu’dan İbda doğmuştur.
İslâm ruhunun eşya ve hadiseler karşısındaki tavrı “nasıl”a karşılık olurken, bunun akıl ile izahı ve gerekçelendirilmesi ise “niçin” boyutuna denk gelir. “Nasıl” usul davasıdır. “Niçin” ise ruhun bulduğunun akıl ile zarflanması, tefekkür ve hikmete bürünmesi demektir. “Niçin” davasının ehemmiyetini şuradan anlayabiliriz ki İslâm davası her çağda onu yürütecek nesiller eliyle hayatiyet kazanır. Aksi halde ölü ve arkaik olur, hayatın dışına çıkar.
İslâm davasını yürütmek için sabit esaslar yanında onu yürütücü ve dinamizmi temsil eden çağına göre değişken bir usul de gereklidir. Değişken derken reformizm/modernizm tarzı biryapı bozuculuktan bahsetmiyoruz. Esası yürütecek olan fikrin tertibi, düzeni ve sıralanışı yani diyalektiğinden bahsediyoruz. Bunlar çağının sorunlarına karşı fikri tatbik edebilmek için hangi esasları öne alıp nasıl bir dil kullanılacağı ve hangi vasıtalara öncelik verileceği gibi ihtiyaçlara göre değişkenlik arzeden diyalektik/usul hususlarıdır. Nitekim “Tatbik Fikri”nin de çağının şartlarına göre değişken özellikleri olacağını hatırlatalım. Mesela kurulacak İslâmî rejim şeklinin ne olacağı ve idare yöntemindeki yenilikler gibi. Böylece insanın fıtratında olan yenilik ihtiyacına da cevap verilmekte ve dinamizm ve heyecan noktasında da süreklilik sağlanmaktadır.
Şu husus açıkça görülmektedir ki “nasıl” davasının hemen peşinden “niçin” davası gelmektedir. Zaten “nasıl”ı diri tutmak ve yürütmek için “niçin” sorusunun cevaplanması gerekmektedir. Öyle ki çağımızda “nasıl”dan ziyade “niçin” sorusu daha ziyade sorulmaktadır. Mesela, “Namaz nasıl kılınır?” sorusu yanında, “Namaz niçin kılınır?” sorusu da önem arzetmektedir. Çağımızda henüz İslâmî bir düzen tesis edilemediğinden ve kafa karışıklıkları çok olduğundan birçok meselede “niçin” sorusu ağırlık kazanmakta ve bu da hikmet ağırlıklı bir dil ve diyalektiği gerekli kılmaktadır. Bu mevzuun şeriatta karşılığı ise hikmet-i teşrî olmaktadır. Öte yandan “nasıl” ağırlıklı olmasına rağmen Büyük Doğu’da “niçin” davasının bulunduğunu, aynı şekilde “niçin” ağırlıklı İBDA’da da “nasıl” davasının olduğunu da hatırlatalım.
İnsanın temel meselelerinde tecrit terleri döken ve bu açıdan Büyük Doğu’nun tecrit tavrı ve intikal mihrakını temsil eden İbda, her şeyden önce kendi hal muhasebesini yapmış, “Ben kimim?” sorusu yanında kâinat muhasebesine girişmiş ve bu meyanda Büyük Doğu ideoloji/dünya görüşüne muhatap anlayışını sistemli-tutarlı bir halde (İbda fikriyatı) ortaya koymuş, bu cehd ve kapasiteyi göstermiştir. Büyük Doğu ile ilgisini bir ağacın “kök, dal ve yemiş” misalinden izah eden ve İbda’nın, “Büyük Doğu hakikatlerinin yemişleri” olduğunu, eşya ve hadiseler karşısında ruhun “nasıl” tavrının sebep, netice ve illet arayışı, “niçin” tavrının ise tesbit ve şahitlik etmek ve akılla ilgisini ve böylece “ruh bulur, akıl sorar” tesbitiyle fikrin göründüğünü ifade eden Mirzabeyoğlu, bu meyanda Büyük Doğu ile ilgisini “nasıl” ve “niçin” ilişkisi içinde şöyle dile getirir:
“İslâm ruhunun eşya ve hadiseler karşısında “nasıl” tavrını temsil eden Büyük Doğu gövdesine mukabil İBDA, onun taşıyıcı “niçin” kanatlarıdır, onun içindir, onun gayesidir ve gayesi odur!..”[1]
Çağımızda İslâm metinlerinin (Kur’an, Sünnet, İcmâ ve Kıyas) asıllarıyla mevcut olduğunu ancak aynı zamanda anlam ve yorumlama faaliyeti demek olan bu metinleri yürütecek usul ve “niçin" davasının zaruret olduğu belirtilmelidir. Zira “niçin” davası usul meselesi olup aslı elde etmek ve yürütmek için şarttır.
Büyük Doğu Davasının Takibi ve Yürütülmesi
Büyük Doğu, şeriattan zerre taviz vermeden onu hayata hâkim kılmanın dünya görüşü olduğuna göre onun takibi, tatbiki ve yürütülmesi de bir vazife olarak bizlere yüklenmektedir. Bu ise sadece sevgi ve kuru nakilcilikten öte bu işin usul ve sistematiğini gerektirmektedir. Elinde Büyük Doğu projesi olan tatbikçi onu nasıl uygulayacağına dair bir “tatbik fikri”ne, bir usul-yönteme sahibi olmalı, proje (ideolocya) ile arsa ve bina (hayat ve aksiyon) arasında irtibat kurabilmeli, belli bir anlayış melekesine ermeli ve aksiyona geçmelidir. Buna “ideolocya ve ihtilâl” ilişkileri de diyebiliriz. Burada ihtilâl kelimesi Üstad’ın altını çizdiği “İslâm inkılâbı” manasındadır.
Salih Mirzabeyoğlu’nun İdeolocya ve İhtilâl eserinde çerçevelediği ve kavganın içinden billurlaştırdığı aksiyon cephesinde tek ve öncü oluşu yanında çağımızda “İslâm hikemiyatı”nı kurucu vasfı da öne çıkmaktadır. Çağındaki ihtiyacı gören sorumluluk sahibi entelektüel çabasıyla Mirzabeyoğlu, felsefeye mukabil olarak İslâm’a bağlı tefekkür ocağı olarak “Hikemiyat”[2] alanını açarken hem felsefenin mihraksızlığına düşülmemiş hem kelâm ilmini alanında faaliyette bulunarak felsefeleşmekten korumuş olmaktadır.
Bu doğrultuda Üstad’ın “sende ifrat halde tecrit var; benim bugüne kadar yokluğundan en fazla şikâyet ettiğim mücerret fikir istidadı çok fazla!”[3] diye övdüğü mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu bu rolü ile İslâmî düşünce ve aksiyon açısından önemli bir isim olmaktadır. Çağımızda “niçin” davasının önemine paralel olarak, Mirzabeyoğlu’nun eserlerindeki tefekküre dikkat çeken Yusuf Kaplan’ın aşağıdaki tesbitlerini de bu mevzuda aktarmak istiyorum: “Doğrusu ben Salih Mirzabeyoğlu’nun hakkının yendiğini düşünüyorum. Çok esaslı metinleri var. Okunması gereken, harcanan eserler. Eserlerini de okuyorum şu an. Derinlikli bir medeniyet fikri ve çağdaş İslâm düşüncesinin inşası konusunda güzel ipuçları var.”[4]
Büyük Doğu’ya nisbetini sistematik olarak ortaya koyan ve şuurunu, “geliştikçe geliştirilecek prensiplerle gelişmek” olarak işaretleyen, “insanın anladığı üzerinde telif hakkı vardır!” hikmetini usul, üslup ve tarzıyla “şahsına münhasır” gösteren Salih Mirzabeyoğlu, “İbda Bünyesi”ni şöyle vasfeder: “Vücut hikmetimiz, varlık sebebimiz, can ışığımız, kalbimiz Büyük Doğu!.. Onun için yaşıyoruz!.. Nakışta zaptedilmiş mâna İBDA, mührü basan el ise, BÜYÜK DOĞU!..”[5]
Büyük Doğu’ya metodik bakışı getiren İbda, bunu başta sistematik usulü olan İbda Diyalektiği[6] olmak üzere birçok eserinde izah eder. İslâm’ın önce bulmanın sonra aramanın (bulduğunun hakikatinde derinleşmek) rejimi oluşu ve bu minvalde “peşin fikir hikmeti”ne temas eden İbda, Büyük Doğu sisteminin idrakiyle ve onun muhakeme usulüyle yürür ve bu usul çerçevesinde Büyük Doğu’ya bağlılığını, “Biz en açık, kesin, tartışmasız ve cesur biçimde Büyük Doğucu olduğumuzu ve ondaki mevcut kuvvet ve istidadın ‘derinliğine ve genişliğine’ zâhiri olduğumuzu, bu işi gerçekleştirdiğimizi bildirdik.”[7] diye ifade eder. Mirzabeyoğlu Büyük Doğu’nun dil ve kavram dünyasına tâbi olmasının sebebini ise insanların anlaşabilmesinin “bildirilebilme” ile mümkün olduğu ve ancak böylece “ben” ile “başkası” arasında ortaklık kurulabildiği, lisanın da böyle bir hakikat temelinden doğduğu, dil ve işaretlerin insanlar arasında ortak bir “mâna” dünyası meydana getiren semboller olduğu ve dilin hâl, sembol, mevzu, tefekkür, yerinde “düşünce sistemi”, araç, mahiyet hareket vs. mânaları yanında diyalektik mânasında da kullanıldığına ve “bütün bunlar çerçevesinde kapsayıcı dilin Büyük Doğu!”[8] olduğu şeklinde izah eder.
İbda, Büyük Doğu’nun taşıyıcı “niçin” kanatları olarak onu sistem çerçevesinde anlayan ve yürütendir. Bundan dolayı “İbda, yürüyen Büyük Doğu’dur.”[9] diye tanımlamıştır. İbda, Büyük Doğu’nun “niçin” buudunu, “doğrulayıcılık usulü” ve “intikal mihrakı”nı, “teorik dil” ve “tecrit tavrı”nı temsil etmektedir.[10] İbda, Büyük Doğu’ya sistemli bakış olup aynı zamanda onu eşya ve hadiseler zemininde yürüten bir diyalektik getirmiştir. Mirzabeyoğlu, “Büyük Doğu çerçevesine girmiş her şey, Büyük Doğu’nundur!”[11] diyerek vazife şuurunu, “1975’ten başlayarak toplumun genel fikir çerçevesine BÜYÜK DOĞU’yu oturtmak mücadelemizin sebebi anlaşılıyor; İslâm inkılâbı burada…”[12] diyerek de hedefini ifade etmiştir.
Günümüzde Büyük Doğu-İbda Fikriyatının Temsili ve Salih Mirzabeyoğlu
Mirzabeyoğlu’nun aşağıdaki Necip Fazıl tanımlaması “onun şahsında tecelli eden büyük mânanın” takipçisi olmasının ve onu “remz şahsiyet” görmesinin sebebini de izah ediyor. Mirzabeyoğlu’nun kapsamlı Necip Fazıl tanımlaması şöyledir:
“Beş asırlık tarih dilimimizle birlikte çağımızın nabzını yakalayan ve ideali aramayla toprağa bağlanma arasındaki bir berzahta kıvranan insanoğlunun oluş ıstırabını hakikatin hakikatine nisbetle heykelleştiren adam… İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞ’ın dünya görüşünü örgüleştiren adam… Davanın aşkını, vecdini, diyalektiğini, estetiğini, dost ve düşman kutuplarını işaretleyen, hedeflendiren, istikametlendiren, İslâm’ı eşya ve hâdiselere tatbik edebilmenin “nasıl”ını çerçeveleyen adam… Bunun sembol şahsı Büyük Doğu Mimarıdır.”[13]
Bir davaya bağlanmanın edep ve nisbet ölçülerini işaretleyen ve buna göre kahramanca yaşamasını bilen İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu’nun Büyük Doğu’ya nisbeti, taklit veya hayranlık seviyesinde değil, derinlikli ve çileli bir muhasebe sonucu olmuştur. Nitekim o, “şahsa değil, fikre, temsil ettiği fikirden dolayı şahsa gösterilen hürmet tavrıdır bizimki” dedikten sonra şu muhasebeyi de yapmaktadır: “Muhal farz Üstad, ‘benim artık BÜYÜK DOĞU diye bir davam yoktur, bütün söylediklerimi reddediyorum’ dese şu cevabı alır: “Bu dava sizden gençliğe mal olmuş bir davadır; mal olmuştur. Siz, ‘yapılması gereken’i yaptınız. İstidat ayrı mesele, ancak onu siz yapmasaydınız biz yapacaktık. Bu iş yapılmamış olsaydı, bütün aydın geçinenlerin gerçekleştirmesi gereken borç olarak duracaktı! Sizi, Büyük Doğu örücülüğünden dolayı misilsiz hayranlığa değer bulurken, Büyük Doğu adına, Büyük Doğu önünde, Büyük Doğu için eleştirebilir, yargılayabilirim!”[14]
Bahsin devamında ise Mirzabeyoğlu Üstad’ın, “Ustada kalırsa bu öksüz yapı/ Onu sürdüremeyen çırak utansın!” mısralarını hatırlatarak, “Allah, çile içinde çile parantezi açmaktan başka işe yaramaz olanları ıslah etsin ve topyekûn gençliği, yapıyı ustadan alarak sürdürecek mâna ve madde şartlarına erdirsin” diye dua eder.
Mirzabeyoğlu’nun, Büyük Doğu’ya sevgisi kuru bir hayranlık tavrı değil, metodik bir bakış olup bunun prensiplerini de ortaya koymuştur. O, metodik bakışın prensiplerini “peşin fikir hikmeti”[15] yanında tahkikçi ve “telif hakkı”[16] sahibi olarak, Büyük Doğu üzerinde derinleşerek “yeniden işlemek ve tahkim”[17] usulü izlediğini ve bağlılıkta kendini yenilediğini ifade edelim. “Büyük Doğu’nun ruhuna nüfuz etmek ve su katılmamış İslâm “esas”ına yol veren prensiplerini kavramak, ancak muhakeme usulünü kavramakla mümkündür.” diyen Mirzabeyoğlu, bunun için “telkinle alınanı tahkikle bulma” şeklinde “araştırıcı ve tahlilci bir yaklaşımı”[18] savunur.
Mirzabeyoğlu kendi usulünü, “el attığım her meselede BÜYÜK DOĞU’yu yeniden keşfetmek, tanımak ve anlamak suretiyle yerine getirmeye çalıştım. Sevmek için bilmek gerek”[19] diyerek “muhakeme davası”na işaretle belirtir. O, Büyük Doğu üzerindeki hakkını da şöyle ifade eder: “Yürüyen Büyük Doğu hâlindeki İBDA mihrakının, doğrudan doğruya Büyük Doğu üzerinde tashih hakkı açıktır.”[20] Bu doğrultuda Mirzabeyoğlu, “taktik taarruz ve taktik geri çekilme niteliğindeki bazı siyasî değerlendirmeler hakkında hüküm sahibi oluşunu”[21] da aynı bahiste belirtir.
İbda’nın Büyük Doğu’ya fikrî nisbeti yanında bâtınî nisbetini de ifade etmeliyiz. “Ruh hamurkârı” Necip Fazıl, İbda’nın (Gölge ve Akıncı Güç dergileri) fikir ve aksiyon tohumlarını verirken, ömrünün son döneminde de Salih Mirzabeyoğlu’nu fiilî olarak yetiştirmiştir. Alıcı-verici rolündeki Necip Fazıl,[22] Esseyyid Abdülhakim Hazretlerinden aldıklarını Mirzabeyoğlu’na vermiş ve böylece irşad halkası BD-İBDA ismiyle sürmüştür.[23] Büyük İrşad Kutbu Esseyyid Abdülhakim Arvâsî’nin tasarrufunda olarak BD-İBDA’da fikir/zikir ve amel/aksiyon birlikte tezahür etmiştir.
Netice
Bazılarının gölgede kalma ukdesiyle Üstad’ın yerine göz diktiği, öyle ki Üstad Necip Fazıl’ı anarken bile kendini ön plana çıkardığı ortamda, bunca telif eser sahibi ve bir gençlik yoğuran Salih Mirzabeyoğlu, bir davada fani olmanın usul ve ahlâkına güzel bir misal olurken aynı zamanda BD-İBDA’nın ayniyetine bir delildir. Nitekim o, “Benim belirttiğim ve bende belirtilmiş her kıymet, yaptığım her şey Büyük Doğu’nundur ve ben, -iftiharla söylüyorum-, her zerremle Büyük Doğu’nun tesiri altındayım!”[24] diye bunu ilan etmiştir.
Büyük Doğu-İbda, bir ayniyetin birbirine muvazi iki denk kanadı halinde, birbirinin mülazımıdır. Kurucu ve merkez olan Büyük Doğu’yu sistematik yürüten ve bu açıdan kurucu ve merkez rolde olan İbda, çifte kanat misali olarak birbirlerine muhtaçtır. Bir başka deyişle BD-İBDA; sebep ve netice, baba ve oğul gibidirler. Yani İbda’sız Büyük Doğu, Büyük Doğu’suz İbda olmaz. İbda’sız Büyük Doğu’nun hayatiyeti olmaz, Büyük Doğu’suz İbda’nın ise temeli olmaz. Bundan dolayıdır ki Büyük Doğu davası İbda eliyle yürümektedir.
Hülasa, yazar-çizer takımından birçok kişi Büyük Doğu’dan aldıklarını gizlerken, Salih Mirzabeyoğlu ise bağlılığını iftiharla ilan ederek çileli hayatı boyunca ve kurduğu usul ve sistemiyle bu davayı sırtlanmış, kısaca “bağlılıkta kendini ortaya koyarak” örnek bir şahsiyet olmuştur.
[1] Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, İbda Yayınları, İstanbul, 2018, s. 17.
[2] Bu hususta Hikemiyat isimli müstakil bir eseri bulunmaktadır.
[3]Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl’la Başbaşa, İbda Yayınları, İstanbul, 2019, s. 192.
[4] My Mecra, Sezai Karakoç Özel Yayını, Yusuf Kaplan, 2021.
[5] Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, s. 28.
[6] Diyalektik kelimesi düşünme metodu ve ifadelendirme sanatı mânasına gelir. Fikrin kendisi değil, düzeni, tertibi demektir. “İbda diyalektiği” ifadesinde ve bu isimdeki eserde ise “İbda’nın sistematik usulü” kastedilmektedir. Bu hususta bkz. Selim Gürselgil, Eflatun’dan Mirzabeyoğlu’na Diyalektik Düşünce, İhtilâl Yayınları, İstanbul, 2023.
[7] Salih Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, İbda Yayınları, İstanbul, 2016, s. 120.
[8] Salih Mirzabeyoğlu, İslâma Muhatap Anlayış, İbda Yayınları, İstanbul, 2021, s. 64.
[9] Mirzabeyoğlu, İslâma Muhatap Anlayış, s. 18; a.mlf., Ölüm Odası Matla’ Beyitler, İbda Yayınları, İstanbul, 2014, s. 78; a.mlf., Üç Işık, İbda Yayınları, İstanbul, 2021, s. 155.
[10]Salih Mirzabeyoğlu, Dil ve Anlayış, İbda Yayınları, İstanbul, 2013), 23; a.mlf., Necip Fazıl’la Başbaşa, s. 185.
[11] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s. 27.
[12] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s. 284: a.mlf., İslâma Muhatap Anlayış, s. 64.
[13] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s. 284; a.mlf., İslâma Muhatap Anlayış, s. 64.
[14] Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl’la Başbaşa, s. 37.
[15] Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, s. 119 ve 147.
[16] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s. 142.
[17] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s. 150.
[18]Salih Mirzabeyoğlu, Kültür Davamız, İbda Yayınları, İstanbul, 1993, s. 18.
[19] Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl’la Başbaşa, s. 35.
[20] Salih Mirzabeyoğlu, Kavgam I, İbda Yayınları, İstanbul, 1995, s. 14.
[21] Mirzabeyoğlu, Kavgam I, s. 15.
[22] Mirzabeyoğlu, Hikemiyat, s.140.
[23] Üstad Necip Fazıl, Mirzabeyoğlu’nu “Müjdelerin Müjdesi” ve “Işık” yazılarıyla tebcil etmiş, İdeolocya Örgüsü’ne yazdığı Ek bölümünü Mirzabeyoğlu’nun çıkardığı Akıncı Güç dergisi kadrosuna ithaf etmiş, “güvendiğim bir gence etüd yaptırdım” diyerek ona İstikbal İslâmındır kitabını hazırlatmıştır. Necip Fazıl, Mirzabeyoğlu’nun Kültür Davamız eseri hakkında, “Cumhuriyet sonrası kavruk nesillerin ilk ciddi fikir sesi ve ilk çileli nefs murakabesi eseridir” demiş, ayrıca Necip Fazıl’la Başbaşa eserini, “Hakkımda yazılmış tek harika kitap” diye nitelemiştir. Yine onun hakkında, “Fikir çilesi haysiyetinin müstesna genci Salih Mirzabeyoğlu” diyerek “fikirle aksiyonu mezcedici bir mütefekkir” olarak onu yetiştirmiş, dergi-kitap formatında çıkardığı Raporlar’ın 7 ila 12. sayılarında “Necip Fazıl ve Yeni Dostları” kapak başlığıyla Mirzabeyoğlu’nun yazılarına yer vermiştir
[24] Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, s. 28.
Aylık Baran Dergisi 52. Sayı Mayıs 2026