Z kuşağı bir sorun değil, bir işarettir. Hızları, öfkeleri ve yönsüzlükleri; yetişkin dünyanın kuramadığı anlamın aynasıdır. Gençlik her çağda itiraz eder; mesele bu itirazın nereye akacağıdır. Yol gösterilmeyen enerji dağılır, sınır çizilmeyen güç kendini tüketir. Bugün karşı karşıya olduğumuz şey gençliği “anlayamamak” değil; ona istikamet verebilecek, sınır koyabilecek ve anlam taşıyabilecek bir yetişkinliğin zayıflamasıdır.
Bugünün gençleri en çok “özgür” oldukları söylenen, ama en az güvende hisseden kuşak. Z kuşağı, çocukluğundan itibaren hızın, seçeneğin ve görünürlüğün içinde büyüdü. Çocuk daha konuşmayı öğrenmeden ekrana maruz kaldı; duygularını tanımadan beğenilmenin ne demek olduğunu öğrendi. Bu yüzden bugün karşımıza çıkan tablo, tembellik ya da şımarıklık değil; istikametsizlik ve kendi duygularını ve davranışlarını yönetme becerisinde eksikliktir. Bugün gençlik üzerine konuşurken çoğu zaman söze eleştirilerle başlıyoruz: Sabırsız, saygısız, sorumsuz, düşünmeyen, duyarsız ve çabuk vazgeçen bir kuşak deniyor. Oysa sağlıklı değerlendirme, yargıyla değil, tanımayla başlar. Z kuşağını anlamak için önce onların nasıl bir dünyada büyüdüğünü görmek gerekir.
Dijital Dünyanın Doğal Uzantısı
Z kuşağı, internetle, akıllı telefonla ve sosyal medya ile büyüyen ilk kuşak. Teknoloji onlar için bir araçtan çok, yaşamın doğal uzantısı. Bilgiyi hızlı taramaya alışkınlar; görsel ve video ağırlıklı düşünüyor, uzun metinlere ve tek odaklı süreçlere karşı çabuk zorlanıyorlar. Aynı anda birçok şeyle ilgilenebilme becerileri yüksek; ancak bu hız dikkat dağınıklığı ve yüzeyselleşme riskini de beraberinde getiriyor.
Bir öğretmen arkadaşım, öğrencilerinin ders konularını görsellerle desteklemeyi talep ettiklerini, ancak konuları bu şekilde daha iyi kavrayabildiklerini fark ettiklerini anlatmıştı. Konuları görsellerle zenginleştirerek anlatmaya başladıktan sonra ise öğrencilerin konuları çok daha iyi anladığını gözlemlemiş. Bu gözlem, görsel medyanın doğru kullanımıyla Z kuşağının öğrenme potansiyelinin nasıl açığa çıkabileceğini somut biçimde gösteriyor. Aynı zamanda hem bilgi edinim süreçleri hem de öğrencilerin kendine güven ve yetkinlik algıları bu yöntemle desteklenmiş oluyor.
Değer ve Onay İhtiyacı
Dijital ortam, değerin nasıl ölçüldüğünü de dönüştürdü. Beğeniler, izlenmeler ve yorumlar; gençlerin kendilerini algılama biçiminde belirleyici hâle geldi. Sürekli kıyaslanmak, eleştiriye karşı hassasiyet geliştirmek ve beğenilmediğinde yoğun bir değersizlik hissi yaşamak sık rastlanan durumlar. Dışarıdan özgüvenli görünen pek çok gencin iç dünyasında kırılgan bir benlik taşımasının nedeni de tam olarak bu sürekli ölçülme hâlidir.
Otorite ve Diyalog
Z kuşağı körü körüne itaati kabul etmiyor; “çünkü ben böyle söyledim” cümlesi onlar için anlam ifade etmiyor. Gerekçe duymak, diyalog kurulmasını istemek ve ilişki üzerinden saygı geliştirmek temel bir ihtiyaç onlar için. Güven duyduklarında bağlanıyorlar; anlam bulamadıklarında ise hızla kopabiliyorlar.
Toplumsal Duyarlılık ve Eyleme Geçme
Z kuşağı toplumsal meselelerde yüksek bir duyarlılığa sahip esasında. İnsan hakları, çevre ve hayvan hakları gibi konularda önceki kuşaklara göre daha farkındalar ve seslerini duyuruyorlar. Sosyal medya bu duyarlılığın yönünü zaman zaman belirleyebiliyor; hatta bu potansiyel, kimi zaman zehirli fikirler ve yönlendirici çevreler tarafından yanlış amaçlarla da kullanılabiliyor. Oysa gençler yalnızca dijital alanda değil, projeler, kampanyalar ve yerel etkinlikler aracılığıyla da topluma katkı sunmak istiyor. Bu nedenle bu enerjinin sağlıklı bir zemine oturması, ebeveynlerin, öğretmenlerin ve güvenilir sosyal çevrelerin rehberliğiyle mümkündür. Güvenilir bir sosyal çevre inşa etmek ise yalnızca belli kurumların değil, her birimizin taşıması gereken bir sorumluluktur. Doğru yönlendirme olmadığında bu duyarlılık kolayca tepkiselliğe savrulurken, doğru bir çerçeveyle güçlü ve yapıcı bir toplumsal katkıya dönüşebilir.
Kaygı ve Belirsizlik
Z kuşağı dünyayı güvenli bir yer olarak algılayarak büyümedi. Pandemiler, ekonomik belirsizlikler, iklim krizi, savaş ve şiddet görüntüleri onların çocukluk ve ergenlik arka planını oluşturdu. Kaygı düzeyleri yüksek; anksiyete, depresif eğilimler, erteleme ve motivasyon düşüklüğü sık görülüyor. Geleceğe dair belirsizlik, uzun vadeli hedefler kurmayı zorlaştırıyor.
Hızlı tüketen ve çabuk sıkılan bir kuşak olarak tanımlanmaları da bu bağlamdan bağımsız değil. Dopamin döngüleri hızlı; hemen sonuç almak istiyorlar. Sabır gerektiren süreçlerde zorlanıyorlar. Ancak doğru yönlendirme ve yapı sunulduğunda, bu hız yüksek üretkenliğe dönüşebiliyor.
Yetişkinin Rolü ve Rutin Oluşturma
Evde ve okulda yönetici, çocuklar değil anne-baba ve öğretmen olmalıdır. Küçük yaşta çocuklara rutinler ve görevler verilmeli, sınırlar tutarlı bir şekilde öğretilmelidir. Öfke, hayal kırıklığı veya üzüntü gibi duygular doğal karşılanmalıdır; vurmak, kırmak veya hakaret etmek doğru değildir. Örneğin, bir çocuk öfkeyle kardeşine vurduğunda, yetişkin “Sinirlisin, ama kardeşine vurmak doğru değil; birlikte nasıl sakinleşeceğimizi bulalım” diyerek müdahale edebilir. Bu yaklaşım, çocuğun hem kendi duygularını fark etmesini hem de başkalarının duygularını anlamasını sağlar; doğal bir regülasyon sürecini destekler ve empatiyi güçlendirir. Süreç defalarca kurulup bozulabilir; yetişkin bunun bilincinde olmalıdır.
Z Kuşağı ile Temas Kurmak
Odaya kapanan, ekrana sığınan veya öfkeyle patlayan ergenlerle ilişkiyi sürdürürken, davranışı doğrudan “sorun” olarak görmek büyük hatadır. Çoğu zaman karşımızda bir alarm vardır. Kapıyı zorla açmaya çalışmak veya “O telefonu kapat, bizimle konuş” gibi baskılar yerine, bağı açık tutmak gerekir. Kısa ve baskısız temas, gence güven verir; “Konuşmak istemiyorsan ben buradayım” demek yeterlidir.
Öfke, Sınırlar ve Dijital Dünyada Rehberlik
Ergenin öfkesi çoğu zaman ani tepkilerden kaynaklanır. Kriz anında uzun konuşmalar, nasihatler veya cezalar işe yaramaz. Ses tonunu düşürmek, göz temasını zorlamadan varlığı hissettirmek ve çerçeveyi korumak gerekir. Dijital dünyada sınırlar, tamamen yasaklamak yerine çocuğun yaşına uygun olarak konuşularak koyulmalıdır. Amaç, duygusal kontrolü öğretmek; gizli kullanıma yönlendirmek değil, bağı ve güveni güçlendirmektir.
Zorbalık ve Güç Arayışı
Günümüzde tüm dünyada artan sorunlardan biri akran zorbalığıdır. Hem zorbalığa uğrayan ergen hem de zorbalık yapan ergen dikkate alınmalıdır. İlk yapılması gereken, ergenin yaşadığını ciddiye almak ve yanında durmaktır. Ekran, ergenin tek çıkış yolu hâline geldiyse alternatif yollar açılmalıdır: fiziksel hareket, sanat, yazma, evcil hayvanla temas veya sessiz aktiviteler.
Gabor Maté’ye göre zorbalık, ergenin “kötü” olmasından değil, bastırılmış ihtiyaçlar ve bağ kopukluklarından kaynaklanır. Davranışı cezalandırmadan önce arkasındaki duygusal boşluğu anlamak gerekir. Cezanın amacı sadece baskı değil; sınırı göstermek ve davranış ile kişiliği ayırmaktır. Zorbalığın kabul edilemez olduğu net biçimde söylenirken, ergenin bütünüyle reddedilmediği hissettirilmelidir. Sınır koymak şarttır; empati sınırsızlık değildir.
Mütefekkir Mirzabeyoğlu’dan Güncelliğini Hala Koruyan Bir Hatırlatma
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun aktardığı ve 70–80’li yıllarda Fransız talebe birliği başkanına ait söz hâlâ güncelliğini koruyor:
“Mevcuda inanmıyoruz, memnun da değiliz; yerine ne koyacağımızı bilmiyoruz; bunu bulmak yönetenlerin görevi.”
Gençliğin sorgulaması ve yönsüzlüğü, Erikson’un “kimlik arayışı” ile paraleldir. Gençler “Ben kimim? Ne istiyorum? Neye aitim?” sorularını sorarken, yetişkinlerden yol ve rehberlik göremediklerinde rol karmaşası ve kaybolmuşluk hissi oluşur.
Z kuşağı bir sorun değil, bir işarettir. Hızları, öfkeleri ve yönsüzlükleri; yetişkin dünyanın kuramadığı anlamın aynasıdır. Gençlik her çağda itiraz eder; mesele bu itirazın nereye akacağıdır. Yol gösterilmeyen enerji dağılır, sınır çizilmeyen güç kendini tüketir. Bugün karşı karşıya olduğumuz şey gençliği “anlayamamak” değil; ona istikamet verebilecek, sınır koyabilecek ve anlam taşıyabilecek bir yetişkinliğin zayıflamasıdır. Z kuşağı yön arıyor; bu yönü üretmek, çerçeveyi çizmek ve anlamı taşımak ise hâlâ yetişkinlerin sorumluluğudur.
Aylık Baran Dergisi 47. Sayı Ocak 2026