Saygı ve güven, evliliğin temeli olup tüm diğer değerler bu temelin üzerine oturur. Sevgi ise bu yapının kalbidir; ancak sevgi, güven ve saygıyla beslendiğinde gerçek anlam kazanır. Romantik bir duygu tek başına evliliği ayakta tutamaz. Önemli olan, her gün eşine saygı göstermek, yanında olmak ve birlikte güvenli bir alan oluşturmaktır. Bu sayede evlilik hem kalpten hem de sağlam temellerle yaşanır.
Mutlu ve sağlıklı aileler kuramadan sağlıklı bir toplum inşa etmek mümkün değildir. Peki, bugün bireyler gerçekten sağlıklı bir aile kurmanın ne anlama geldiğini düşünüyor mu? Evliliği düşünmeye başladıkları andan itibaren, nasıl bir aile kurmak istediklerini şuurlu olarak planlıyorlar mı, yoksa çoğu insan duygu yoğunluğu, güdüler ve sosyal eğilimlerle mi bu yola giriyor?
Evliliği, ruhu ve nefsi olgunlaştırıp sağlıklı bir sosyal hayat ve ebedi hayatı kazanma yolunda destek olunan bir okul gibi görerek mi, yoksa gösterişli şölenlerle başlanılan sevgi ve mutluluk arayışından ibaret birliktelik olarak mı görüyoruz?
Evliliğin Temeli: Kendini Bilmek
Evliliğin temeli, başından sonuna kadar kendini bilmeye dayanır. Kendini bilmek, insanın bütün serüveninin özü olduğu gibi evliliğin de özüdür. İnsan kendine sormalıdır:
• Ben kimim?
• Hayattan ne bekliyorum?
• İleride nasıl bir yaşam istiyorum?
• Evlilikten beklentim tam olarak ne?
Bu soruları kendine sormayan ve kendi ihtiyaçlarını, yönelimlerini tanımayan bir insanın başkasıyla sağlıklı bir uyum yakalaması zordur. Evlilik yolculuğu, kişinin kendini aramasıyla başlar ve yoldaşını bulmasıyla devam eder.
Yoldaşını Seçerken Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yoldaşını hayat arkadaşı olarak seçerken düşülen en büyük yanılgılardan biri, kişiye tüm hayallerini yükleyip idealize etmektir. Gerçekçi ve net iletişim kuramamak, evliliğin temelini zedeler. İnsan evleneceği kişiyi yalnızca “sevgili” veya “eş” olarak değil, ailesi, geçmişi, kültürü ve değerleriyle bir bütün olarak değerlendirmelidir. Onun değerleri, hayat tarzı, öfke yönetimi, sorun çözme biçimi, inanç ve fikir dünyası ve sorumluluk anlayışının kendiyle uyumlu olup olmadığına bakmalıdır. Evlilik yalnızca duygu temeliyle değil, değer ve davranış uyumuyla ayakta kalır.
Sosyal Destek ve Aile Onayı
Eskiden bir aileyi ve o ailenin çocuklarını tüm mahalle tanırdı; aileler, “Oğlumuza veya kızımıza uygun bir eş adayı kim olabilir?” diye çevresinden soruşturabilir, sağlıklı bir fikir sahibi olabilirdi. Günümüz şehirleşmiş ve ferdileşmiş hayatında bu artık neredeyse mümkün değildir. Bu nedenle gençlerin, kendilerini en iyi tanıyan ve iyiliğini düşünen anne babalarının görüş ve rızasına değer vermeleri, hem evlilik seçiminde doğru karar vermelerini sağlar hem de uzun vadede huzurlu bir yuva kurmalarına katkı sağlar.
Gösterişli Düğünlerin Riskleri
Günümüzün kanayan yaralarından biri de gösterişli düğünlerdir. Bir gün için yapılan aşırı masraflar ve “düğün böyle olmalı, aksi ayıp, cimrilik ya da değer vermemek sayılır” gibi dayatmalar, evliliğe hem maddî hem de manevî zarar verir. Bu tür gösteri şölenleri, evliliğin ruhuna uygun olmayan bir başlangıç oluşturur ve çiftin hayatına gereksiz bir yük olarak yansır. Evliliğin ilk günlerinden itibaren sorumluluk, sadelik ve karşılıklı saygı üzerine kurulması, hem ferdî hem de sosyal huzurun temeli için çok daha sağlıklıdır.
Kadının hakkı olan mehri ona zarafetle sunmak yerine, yüksek bütçeli ve ailesinin talepleriyle kadını değersizleştiren, erkeği maddî olarak zorlayan gürültülü takı merasimleri düzenlemek, evliliğin özüne zarar verir.
Cornell Üniversitesi’nden Francis ve Mialon’un (2014) yaptığı bir araştırma, düğün masrafları arttıkça boşanma ihtimalinin de yükseldiğini göstermektedir. Çalışmaya göre yüksek bütçeli düğün yapan çiftlerde boşanma oranı yüzde 1.5-3 oranında daha fazladır. Araştırmacılar bunun nedenini, “gösteriş odaklı başlangıçların evliliğe gereksiz ekonomik ve psikolojik yük bindirmesi” olarak açıklar.
Kadın ve Erkek Fıtratı
Kadın ve erkeğin fıtratı, evlilikte uyumu belirleyen kritik bir unsurdur. Her iki tarafın kadın ve erkek fıtratını bilmesi evliliklerinde onlara yardımcı olacaktır.
Kadın birden fazla işi aynı anda yönetebilir ve duygu olarak derin hisseder. Erkek ise çoğunlukla tek bir işe odaklanır. Örneğin bir erkek musluğu tamir ederken kadın, “Artık benimle ilgilenmiyorsun.” dediğinde erkeğin zihni tek işe kilitlendiği için bunu anlayamayabilir. Kadın bu iç döküşünün dahi duyulmadığına kırılıp öfkelenebilecekken, erkek musluğu tamir etmiş olmanın sevincini yaşıyor olabilir.
Kadının fıtratını bilen erkek, konuyu sakin bir vakitte tekrar açarak ilgisiz olmadığı konusunda eşini ikna etmeyi bilir. Birbirinin fıtratını bilen kadın ve erkek, çatışmayı önler ve uyumu sağlar. Kadının şefkat, içe doğuş, çok yönlü düşünme ve derin duyuş yetenekleri, erkeğin koruma, yönlendirme ve denge kurma fıtratıyla birleştiğinde evlilikte ahenk ortaya çıkar.
Kadının fıtratından gelen görülme, dinlenilme ve ilgi ihtiyacı, erkeğin bu ihtiyacı anlayarak davranmasıyla karşılanır; tersi durumda kadın kendini değersiz hissedebilir. Erkeğin evini yönetme, evin reisi olma, saygı duyulma ve anlayış bekleme fıtratının kadın tarafından önemsenmemesi de hem ilişki hem de hayatın ahengini bozar. Bu roller baskı veya tahakküm için değil, ahenk içindir.
Mahremiyet, Emanet ve Manevî Sorumluluk
Evlilik yalnızca bir duygu birlikteliği değil, aynı zamanda mahremiyet, edep ve sorumluluk bağını içerir. Eşler birbirinin emaneti olarak görülmeli, kalplerine ve mahremiyetlerine saygı göstermelidir. Tasavvufî açıdan evlilik, iki kişinin birbirine Rableri adına sorumluluk taşıdığı bir bağdır. Eşine şefkat göstermek, kendine ve Yaradan’a saygıdır. Haksızlık etmek ise emanet şuurunu zedeler. Evlilik, kişiyi kendisiyle yüzleştirir; zorluklar ve çatışmalar, nefsiyle yüzleşmek ve olgunlaşmak için fırsattır. Temel fikir: “Eşin, seni olgunlaştırmak için Rabb’in aynasıdır.”
Zorluk anında bu şuurda olmak, hem sabır hem motivasyon kaynağı olur. Eşin kusurlarını korumak, kalbini incitmemek, onu başkalarının yanında utandırmamak ve doğruyu birlikte bulmaya çalışmak bir emanet sorumluluğudur.
İç Huzur ve Ev Uyumu
İç huzur olmadan ev huzuru olmaz. İnsan kendi iç âleminde kırgın veya karmaşık ise evliliğinde de çatışmalar kaçınılmaz olur. Bu yüzden dua, zikir, tevbe, manevi disiplin ve sağlıklı sosyalleşme evliliğin sükûnetini besler. Hem ailece hem de ayrı ayrı arkadaşlarıyla, komşularıyla, akrabalarıyla kurulan samimi ve dengeli ilişkiler, iç huzuru ve ev uyumunu güçlendirir. Manevi olarak derinleşen kişi evliliğinde daha anlayışlı, dengeli ve merhametli olur.
Sabır, merhamet ve ilgi evliliğin yakıtıdır. Sabır, sadece katlanmak değil, ahlâkını koruyarak durabilmek; merhamet ise eşini değiştirmeye çalışmadan olduğu gibi kabul edebilmektir. Kırılgan zamanlarda sükûnet göstermek, öfkeye karşı sabır geliştirmek, ilişkiyi güçlendirir. Günümüzde sosyal medya, okul ve iş hayatı, aileler üzerinde görünmez ama güçlü bir baskı yaratıyor. Kıyaslama, rekabet ve zaman yönetimi sorunları iç huzuru bozarken, evliliğe hürmetin azaldığı toplumlarda evli kimselerle mesafenin ayarlanamaması de aileler içinde krizlere yol açabiliyor. Buna karşı çözüm, çiftlerin ve ailelerin şuurlu yaklaşımıdır: sosyal baskılardan uzak durmak, mahremiyet ve sınırları korumak, eşler arasında açık iletişim kurmak ve iç huzuru öncelikli kılmak, modern evliliklerde krizlerin etkisini azaltır.
Sevgi ve Vefa
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu, “İnsan Erkek-Kadın” kitabında sevginin derinliğini şöyle anlatır:
“Bir başka insanı kişiliğinin en derindeki çekirdeğinden kavramanın tek yolu sevgidir. Hiçbir kimse sevmediği sürece bir başka insanın özünün tam farkına varamaz. Sevgi, sevilen kişideki temel şahsiyet özelliklerini ve gerçekleşmesi gereken potansiyelleri görmeyi sağlar.”
Gerçek sevgi, kişinin kendi olma yolculuğunu engelleyen değil, onu destekleyen bir ruhtur. Birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısı olan kadın ve erkek, sevgiyle birbirinin potansiyelini açığa çıkarır. Sevdiği insanın ruhunda özgürleşip kendi potansiyelini keşfi, bir ressamın tabiatın doğuşunu izlerken duyduğu heyecan gibidir. Özgürlüğün sınırını belirleyen şey vefadır. Vefanın olmadığı sevgide özgürlük, evliliğe zarar veren bir unsura dönüşür. Dijital dünyanın dikkat dağıtıcı alanları, ilişkilerin dayanıklılığını zorlayan bir zemin oluşturmuştur.
Ailenin Yürümesi ve Nesillere Etkisi
Evlilik bir gelişim yolculuğudur; yanılmalar, tökezlemeler, kırgınlıklar ve yanlış anlamalar sürecin doğal bir parçasıdır. Önemli olan kusursuzluk değil, hatayı fark edip geri dönebilme, iletişim kurabilme ve ilişkiyi tamir edebilme iradesidir. Sürekli mutluluk beklentisi yıpratıcıdır; maddi ve manevi zorluklar evlilik dinamiğinin bir parçasıdır. Mutlu ve sağlıklı aileler, kusursuz insanların değil; kusurlarına rağmen iyiliği çoğaltmaya çalışan insanların kurduğu ailelerdir. İdeal değerler yolu aydınlatır, gerçek hayat ise insanı terbiye eder. Evlilik, bu ikisinin birleştiği en insani alandır.
Anne-babanın iletişimi, çocuğun iç dünyasının şekillendiği en önemli kaynaktır. Sağlıklı bir ailede yetişen kimse, duygularını fark etmeyi, sınır koymayı ve ihtiyaçlarını ifade etmeyi öğrenir. Böyle bir şuurla yetişen çocuk, ileride hem kendi hayatını hem evliliğini sağlam temeller üzerine kurabilir. Mutlu ve sağlıklı aileler, yalnızca ferdin değil, toplumun geleceğini de sağlamlaştırır. Sevgi, vefa, sorumluluk, uyum, sabır ve manevi derinlik üzerine kurulan aileler, nesillere sirayet eden iyilik ve denge zincirleri oluşturur. Saygı ve güven, evliliğin temeli olup tüm diğer değerler bu temelin üzerine oturur. Sevgi ise bu yapının kalbidir; ancak sevgi, güven ve saygıyla beslendiğinde gerçek anlam kazanır. Romantik bir duygu tek başına evliliği ayakta tutamaz. Önemli olan, her gün eşine saygı göstermek, yanında olmak ve birlikte güvenli bir alan oluşturmaktır. Bu sayede evlilik hem kalpten hem de sağlam temellerle yaşanır.
Aylık Baran Dergisi 46. Sayı Aralık 2025