Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci hükümdarı Sultan Alparslan, 25 Ekim 1072'de şehit oldu. Henüz genç yaşta devlet idaresinde sorumluluk üstlenen, İslâm dünyasının siyasî birliği için mücadele eden ve Malazgirt Zaferi'yle Anadolu'nun fethinde yeni bir devir açan büyük hükümdarı, vefatının 954. yıl dönümünde rahmet ve minnetle yâd ediyoruz.
Türk-İslâm tarihinin büyük hükümdarlarından Sultan Alparslan, kısa süren saltanatına rağmen asırlara uzanan bir miras bıraktı. Büyük Selçuklu Devleti'nin sınırlarını genişletti, İslâm dünyasının siyasî bütünlüğünü güçlendirmeye çalıştı ve Anadolu'nun Müslüman Türkler tarafından yurt edinilmesinin önünü açtı. Onun 26 Ağustos 1071'de Malazgirt'te kazandığı zafer, sonraki asırlarda Anadolu'da yükselecek İslâm medeniyetinin, Selçuklu ve Osmanlı devletlerinin tarihî gelişiminde belirleyici bir dönüm noktası oldu.
Sultan Alparslan kimdir?
Asıl adı Muhammed olan Sultan Alparslan, 20 Ocak 1029 tarihinde dünyaya geldi. Bazı tarihî kaynaklarda doğum yılı 1030 veya 1032-1033 olarak da kaydedilmektedir. Büyük Selçuklu Devleti'nin kurucularından Çağrı Bey'in oğlu, devletin ilk hükümdarı Tuğrul Bey'in yeğenidir. Küçük yaşlarından itibaren askerî ve idarî meselelerle ilgilenen Alparslan, babasının yanında devlet yönetimini ve savaş sanatını öğrendi.
Henüz gençlik yıllarında Gazneliler ve Karahanlılarla yapılan mücadelelerde önemli görevler üstlendi. Babası Çağrı Bey'in hastalığı sırasında Horasan'ın idaresinde sorumluluk aldı. Gazneli saldırılarına karşı kazandığı başarılar sayesinde kumandanlık kabiliyetini gösterdi.
1059 yılında babasının vefatının ardından Horasan meliki oldu. Amcası Tuğrul Bey'in 1063 yılında vefat etmesi üzerine Selçuklu hanedanı içerisinde saltanat mücadelesi başladı. Alparslan, Kutalmış başta olmak üzere taht üzerinde hak iddia eden rakiplerine karşı mücadele ederek hâkimiyetini kurdu. 27 Nisan 1064'te Abbâsî Halifesi Kāim-Biemrillâh tarafından saltanatı resmen tasdik edildi.
Böylece Büyük Selçuklu Devleti'nin ikinci sultanı olan Alparslan, 1072 yılındaki vefatına kadar devletin başında bulundu.
Fetihler ve İslâm dünyasının birliği için mücadele
Sultan Alparslan, hükümdarlığı boyunca doğuda devletin güvenliğini sağlamaya, batıda ise fetih hareketlerini genişletmeye çalıştı. Selçuklu hâkimiyetini Horasan ve Mâverâünnehir'de pekiştirirken Kafkasya ve Anadolu üzerine seferler düzenledi.
1064 yılında çıktığı seferde Gürcistan ve çevresindeki birçok kaleyi hâkimiyetine aldı. Aynı yıl, Bizans'ın doğu sınırındaki en önemli müstahkem şehirlerden Ani'yi kuşattı. Bir aydan fazla süren mücadelenin ardından 16 Ağustos 1064'te Ani fethedildi. Bu fetih, İslâm dünyasında büyük sevinçle karşılandı. Abbâsî Halifesi, Sultan Alparslan'a fetihlerin babası anlamına gelen "Ebü'l-Feth" unvanını verdi.
1065 yılında Hârizm ve Mâverâünnehir üzerine sefer düzenleyen Alparslan, doğudaki karışıklıkları gidererek Selçuklu hâkimiyetini güçlendirdi. 1068 yılında yeniden Kafkasya'ya yöneldi ve bölgedeki birçok mahallî hükümdarı kendisine tâbi kıldı.
Sultan Alparslan'ın mücadelesinde İslâm dünyasının siyasî birliği de önemli bir yer tutuyordu. Selçuklular, Abbâsî hilafetini himaye ederek Bağdat'taki siyasî otoriteyi güçlendirmişlerdi. Alparslan da bu siyaseti sürdürdü. 1070 yılında Mekke ve Medine'de Abbâsî Halifesi adına hutbe okunmasını sağladı. Suriye ve Mısır'a yönelik seferlerini de İslâm dünyasındaki siyasî parçalanmayı sona erdirme hedefi doğrultusunda planladı.
Devletin teşkilatlanması ve ilme verilen kıymet
Sultan Alparslan, askerî başarılarının yanında devlet teşkilatının güçlendirilmesine de önem verdi. Dönemin büyük devlet adamlarından Nizâmülmülk'ü vezirliğe getirerek idarî yapının kuvvetlenmesini sağladı.
Nizâmülmülk'ün öncülüğünde kurulan Nizâmiye medreseleri, İslâm dünyasının ilim ve eğitim hayatında önemli bir yer edindi. Bağdat Nizâmiye Medresesi, Sultan Alparslan döneminde 1067 yılında eğitim faaliyetlerine başladı. Medreseler, dinî ilimlerin öğretilmesinin yanında âlimlerin yetişmesini ve ilmî çalışmaların kurumsallaşmasını sağladı.
Alparslan, Sünnî İslâm anlayışının korunmasına ve ilmî faaliyetlerin desteklenmesine büyük önem verdi. Fethedilen bölgelerde camilerin inşasını teşvik etti. İlim adamlarını ve ihtiyaç sahiplerini himaye etti. Devletin yalnızca askerî kuvvetle ayakta kalamayacağını bilen sultan, siyasî otoritenin yanında adaletin, ilmin ve toplumsal düzenin de kuvvetlenmesine çalıştı.
Malazgirt: Anadolu'nun kaderini değiştiren zafer
Sultan Alparslan'ın tarihteki en büyük başarısı, 26 Ağustos 1071 tarihinde Bizans İmparatorluğu'na karşı kazandığı Malazgirt Zaferi oldu.
O dönemde Selçuklu kuvvetleri Anadolu içlerine doğru ilerliyor, Türkmen akıncıları Bizans hâkimiyetindeki bölgelerde faaliyet gösteriyordu. Bizans İmparatoru Romen Diyojen, bu ilerleyişi durdurmak ve Selçukluların askerî gücünü kırmak amacıyla büyük bir ordu hazırladı.
Sultan Alparslan ise Suriye ve Mısır üzerine düzenlemeyi planladığı seferle meşguldü. Bizans ordusunun Anadolu'da ilerlediği haberini alınca yönünü değiştirdi ve kuvvetlerini Malazgirt civarında topladı.
26 Ağustos 1071 Cuma günü iki ordu karşı karşıya geldi. Bizans ordusu sayı ve teçhizat bakımından üstün durumdaydı. Buna karşılık Selçuklu ordusu hareket kabiliyeti yüksek süvarilerden oluşuyordu.
Tarihî kaynaklarda Sultan Alparslan'ın savaştan önce beyaz bir elbise giydiği ve askerlerine hitap ederek onları mücadeleye teşvik ettiği anlatılır. Sultan, savaş meydanında askerleriyle aynı kaderi paylaşacağını ifade ediyor, zafer yahut şehadet düşüncesiyle hareket ediyordu.
Selçuklu ordusu, sahte ricat ve kuşatma hareketlerine dayanan savaş taktiğiyle Bizans kuvvetlerini mağlup etti. Bizans İmparatoru Romen Diyojen esir alındı.
Alparslan'ın esir imparatora gösterdiği muamele de tarihî kaynaklarda yer aldı. Sultan, Diyojen'i yanında ağırladı, kendisine bir hükümdar olarak hürmet gösterdi ve onunla barış antlaşması yaptı. Ancak Bizans'taki taht değişikliği sebebiyle antlaşma uygulanamadı.
Malazgirt Zaferi, Anadolu'daki Bizans askerî hâkimiyetini ağır biçimde sarstı. Türkmenlerin Anadolu'ya yerleşmesini hızlandırdı. Zaferin ardından Selçuklu kumandanları ve Türkmen beyleri tarafından yürütülen fetihler neticesinde Saltuklular, Mengücekliler, Dânişmendliler ve Artuklular gibi siyasî teşekküller ortaya çıktı.
Anadolu'nun sonraki asırlarda İslâm medeniyetinin önemli merkezlerinden biri hâline gelmesinin askerî ve siyasî zemini bu zaferle kuvvetlendi.
Malazgirt'ten Anadoluculuk davasına
Sultan Alparslan'ın Malazgirt'te kazandığı zaferin taşıdığı mâna, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu mağlup etmesiyle sınırlı kalmadı. Malazgirt, Müslüman Türklerin Anadolu'ya yerleşmesiyle başlayacak büyük tarihî dönüşümün sembolü hâline geldi.
Anadolu, zaman içerisinde camileri, medreseleri, tekkeleri, vakıfları, âlimleri ve mutasavvıflarıyla İslâm medeniyetinin önemli merkezlerinden biri oldu. Selçuklu hâkimiyetinde kök salan bu medeniyet, Osmanlılarla birlikte üç kıtaya uzanan tarihî bir gelişme gösterdi.
Salih Mirzabeyoğlu'nun Anadoluculuk davasının temel kahramanları arasında değerlendirdiği Sultan Alparslan, bu bakımdan yalnızca askerî fetihleriyle anılan bir hükümdar olmanın ötesinde, Anadolu'nun İslâmî kimliğinin teşekkülünde öncü bir şahsiyettir.
Büyük Doğu-İBDA'nın Anadoluculuk anlayışında Anadolu, üzerinde yaşanılan bir toprak parçasından ibaret görülmez. İslâm'ın fikir, ahlâk, irade ve aksiyonunun tarih boyunca şekillendiği, bir medeniyet ve dünya görüşünün hayat bulduğu merkez olarak ele alınır.
Sultan Alparslan'ın açtığı tarihî yolun kıymeti de bu çerçevede anlaşılır. Onun Malazgirt'teki mücadelesi, Anadolu'da asırlar boyunca İslâm sancağını taşıyacak bir milletin tarih sahnesindeki yürüyüşüne zemin hazırladı.
Sultan Alparslan'ın şehadeti ve vefatı
Sultan Alparslan, Malazgirt Zaferi'nden yaklaşık bir yıl sonra, 1072 yılında Mâverâünnehir üzerine sefere çıktı. Batı Karahanlılar ile yaşanan siyasî ve askerî anlaşmazlıkları gidermek amacıyla ordusuyla Ceyhun Nehri'ni geçti.
Sefer sırasında Berzem Kalesi'nin kumandanı Yûsuf el-Hârizmî, bir süre direndikten sonra teslim olarak sultanın huzuruna çıkarılmayı istedi. Ancak Yûsuf, huzura kabul edildiğinde çizmesine gizlediği hançerle Sultan Alparslan'a saldırdı.
Ağır yaralanan Sultan Alparslan, dört gün sonra, kimi rivayetlere göre 25 Ekim, kimi rivayetlere göre de 24 Kasım 1072 tarihinde şehit oldu.
Şehadetinden önce devlet erkânına vasiyetlerde bulundu ve daha önce veliaht tayin ettiği oğlu Melikşah'a bağlı kalınmasını istedi. Naaşı, oğlu Melikşah tarafından Horasan'ın önemli şehirlerinden Merv'de defnedildi.
Yaklaşık 43 yıllık ömrünün son yıllarını Büyük Selçuklu tahtında geçiren Sultan Alparslan, geride geniş topraklara hükmeden güçlü bir devlet ve Anadolu'nun geleceğini belirleyen büyük bir zafer bıraktı.
Asırlar sonra Sultan Alparslan'ı anmak
Sultan Alparslan'ın vefatının üzerinden 954 yıl geçti. Onun hayatı, askerî mücadelelerle birlikte devlet kurma, siyasî birliği sağlama, ilmi himaye etme ve İslâm medeniyetinin gelişmesine hizmet etme gayretleriyle hatırlanmaktadır.
Bugün Sultan Alparslan'ı yâd etmek, Malazgirt'in tarihî mânasını ve Anadolu'nun hangi mücadelelerle Müslüman bir yurt hâline geldiğini hatırlamaktır. Selçuklulardan Osmanlılara uzanan tarihî devamlılık içerisinde Alparslan'ın açtığı yol, Anadolu'nun İslâm dünyasındaki merkezî konumunun anlaşılması bakımından ayrı bir ehemmiyet taşımaktadır.
Sultan Alparslan'ı şehadetinin 954. yıl dönümünde rahmet, minnet ve hürmetle yâd ediyoruz.