● Bu hâl, Kanunî Sultan Süleyman’ın hemen arkasından başladı; ve 4 asırdır hiç bir değişiklikle aslını ve mayasını değiştirmeden geldi.

● Bu hâl, kışırda kabuk bağlayan ve iç vecdini kaybeden sözde imanla, bir türlü iman haline gelmeyen gülünç inanışların bazı nefsaniyetlerde belirttiği tarihî yobazlıktır.

● Bizde değişiklik adına ne yapılmışsa hep kışırda, deri tabakasının üstünde oldu; ve tarihî ham yobaz, bir an evvelki yobazlığının tam tersine dönmüş ve eskisinin düşmanı diye ortaya çıkmış olarak hep aynı asla ve mayaya sadık kaldı.

● Sakın yobazı, bir dâvaya, onun en mahrem çilelerini çektikten sonra kıl ve nokta feda etmeksizin emirlere sımsıkı bağlanan ulvî adam sanmayınız! Yobaz, her sahada asla anlayamadığı ve iç yüzünü göremediği tecelliler karşısında papağan gibi hep aynı aksülâmelleri gösterip “Nuh” diyen, fakat “Peygamber” demiyen; ve insanda en büyük İlâhî nimet, ruh ve fikri, bekçi sopası, tulumbacı nârası ve “vur-ya!” çığlığıyla boğmaya kalkışan, böylece inanışları kör ve havasız nefsaniyetine indiren, insan kılıklı insan tersidir.

● Yobaz, sadece Allah’ı bulmak için düşünmeye, aranmaya ve kıvranmaya memur insanoğlunun en büyük düşmanıdır; ve en sefil hayvanlar arasında bile bir eşi bulunmaz esâtirî hayvandır.

● İslâmlığın en ince kanunlarından biri, bir müslümana küfür isnat edildiği zaman eğer o kimse gerçekten küfürde değilse, küfrün, bir kurşun gibi geriye teperek isnad edicisini bir daha dirilmemecesine öldüreceğidir. Böyleyken, bir zamanların müslümanlık taslayan yobazı, mukaddes ve muazzez Şeriatın gözünde asla suç olmamak şöyle dursun, hattâ teşvik ve rağbet mevzuu olan işaretlere küfür damgasını vurmakla teferrüd etmişti.

Başyücelik Emirleri: Sermaye ve patron
Başyücelik Emirleri: Sermaye ve patron
İçeriği Görüntüle

● Bir asırdan beri nesil nesil, bir derece daha katılaşa katılaşa gelen yobazlarsa, şimdi aynı hüneri dinsizlik ve Allahsızlık yolunda göstermek istiyor; ve insanoğluna ebedî varlık ve kurtuluş yolunda istikamet göstermek isteyenleri hemen damgalayıveriyor: “Soysuz, vatansız, mürteci, inkılâp düşmanı!”

● Sen, ruh bağırsaklarındaki inkıbazı itfaiye hortumlarının sökemeyeceği ve kafasındaki sertliği şahmerdanların kıramayacağı Yirminci Asır yobazı! Münzevî bir karıncanın bile ayağını kıpırdattığı noktada, bir faaliyet ve hayatiyet merkezi varken, ne olur, o kaskatı kafanı bir lâhza çevir de ne dediğimize, ne yaptığımıza bak ve bir lâhza düşünmeye çalış! Sonra elinden gelirse bize fikirle mukabele et! Fikir, senin gözünde kolera mikroplarının sahası mıdır ki, onu gördüğün her yerde üzerine kireç dökmekten başka çare bulamıyorsun?

● Dünün bir türlü ölçü ve insafa gelmez yobazları, kazan kaldırdıkları mevzularda bir izah ve müdafaa tavrı gördükleri zaman şöyle haykırırlardı: “Söyletmen vurun!”... Ve bir kelime söyletmeden vururlar, kelleleri uçururlardı. Doğruysa doğru, yanlışsa yanlış olarak yine bizzat fikirle tespit edilmesi gereken fikirden bu derecede korkmak için, insan geçinenlerin, maymunlar ve leş kargaları arasında bile kendilerine bir müttefik bulamamış olmaları lâzım değil midir?

● Bugünün yobazları, dünün, hiç olmazsa aslı hak olan bir dâvada hak suretinden geçinen zavallılarına nisbetle, aslı haksızlık olan dâvaların bâtıl suretine millî ve her bakımdan sultanî iman yağmacıları ve fikir katilleridir.

● Avrupalının kendi içinde çoktan beri tasfiye etmiş bulunduğu bu hâl, bizde tâ dibinden ve kökünden kazınmadıkça, bunu kazıyacak cemiyet ve terbiye usullerine erilmedikçe, hiç bir bahsi ele almaya usûl bakımından imkân yoktur. Büyük ve gerçek Türk inkılâbının başı, tarihî yobazlığın tâ kökünden kazınması hadisesine dayanmalıdır.

Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, s. 413–415.