Necip Fazıl’ın İslâm’ı anlaması Ehl-i Sünnet’in Hanefî-Mâtüridî çizgisi çerçevesindedir. Ancak onun bu çerçevedeki anlayışının temel karakteristiğini Kur’ân ve Sünnet’in rehberliğindeki tasavvufî-irfanî ve hikmet merkezli anlama-yorumlama oluşturur. O, İslâmî nasların zâhirî anlamlarıyla yetinmeyip ötesindeki irfanî-hikemî mânâyı arar. Zira Büyük Doğu ideoloji/dünya görüşünün temelinde hikmet-ahlâk-irfan ve fıkıh iç içedir. O fıkhı, katı zâhirci anlamaya karşı çıkmış; ilmin zâhirini tek başına yeterli görmemiş, zâhire de sımsıkı bağlı olarak zâhir-bâtın birlikteliğini esas almıştır. Ruhsuz bir dinin kuru bir ceset olduğunu vurgular ve dinî hayata vecd ve aşk boyutu ile canlılık kazandırmak ister. Onun, “Tasavvuf, Resûlullah’ın bâtınıdır”¹ nitelemesi ile “Şeriatın tafsilatı ifade ettiği vecdin ahlâkı”² ifadeleri buna dairdir. Yine önemli eserlerinden İman ve İslâm Atlası eserinin “Şekil-Ruh/Amel-Hikmet” alt başlığı da bunu gösterse gerektir. Bu eserin takdiminde şöyle demiştir:
“Şekille ruhu, amelle hikmeti mezcetmek gayesini güttüğüm bu eserde, hem en emin ‘İlmihâl’i hem de en şaşmaz tefekkürü, en sağlam müşahhas üstüne en ulvî mücerredi bina edercesine mimarîleştirirken, tebliğci olmaktan ziyade telkinci olmaya gayret ettim.”³
Necip Fazıl’ın, zâhiri bâtından ve bâtını zâhirden ayırmaya karşı olduğu, şekil ve ruhu birlikte ele aldığı düşünülürse, onun misyonunun bu iki kanadı vasletme (sıla) üzerinde “zü’l-cenaheyn-iki kanatlı” olduğunu ifade edebiliriz. Esasen onun ihyacı tefekkürünün değeri de bu anlayışıdır.
Bu doğrultuda Necip Fazıl, kendine rehber kabul ettiği ve sözünü ettiğimiz çizgideki İmam Gazzâlî, İmâm-ı Rabbânî, Muhyiddîn İbn Arabî, İmâm-ı Âzam Ebû Hanife ve mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvâsî başta olmak üzere, bazı âlim-mutasavvıfları alabildiğine öne çıkarır, görüşlerine sıkça referans verir ki yukarıda “Başlıca Referans Kaynağı Âlimler” başlığı altında bu âlimleri kaynaklıkları açısından ele almıştık. Hatta bu âlimler içinde de Necip Fazıl’ın anlayış-fikriyatının daha ziyade “İmam Gazzâlî, İmâm-ı Rabbânî ve Seyyid Abdülhakim Arvâsî” çizgisinde şekillendiğini söylemek gerekir. Kaldı ki onun klasik İslâmî ilimler ve tefekkürüne dair anlayışın esaslarını veren “magnum opus (temel eser)” diye nitelenebilecek yukarıda da bu açıdan analiz ettiğimiz kitapları yakın tetkike tabi tutulduğunda bu durum görülür. Buna göre “Büyük Doğu İdeolocyası” ismiyle sistemini ortaya koyan Necip Fazıl, anlayışı yenileyici bir mütefekkir olarak durmaktadır.
Bu itibarladır ki Necip Fazıl, böyle anlamadığını düşündüğü bazı fıkıh-kelâm ehlini de doğrudan veya dolaylı olarak eleştirir ki önceki bölümlerde buna dair bazı doneler arzetmiştik. Yine Ehl-i Sünnet çizgisine aykırı gördüğü birtakım “reformist-modernist”, “selefî/neo-selefî” ve “müfrit zâhirî” anlayışlar ile tasavvuftaki bazı anlayış bozuklukları-sapmaları da tenkit ettiğini görüyoruz. İdeolocya Örgüsü eserinde “ham yobaz, kaba softa” diye damgalayarak kaba ve şekilci Müslümanlığı reddederken “nefsanî tefsirciler” ve “reformcular” diye nitelediği kesimleri de tenkit ettiğini görüyoruz.⁴ Zira Necip Fazıl, şeriat (fıkıh) ölçülerine bağlılığı esas alırken şeriata uymayan tasavvufu da reddeder, şeriat ile tasavvufu ayırmaz. Bu yönüyle de Resûlullah’ı ve O’nun yetiştirdiği kurucu nesil olan, onlarsız İslâm binasının kurulamayacağını düşündüğü sahâbeyi örnek almaya çalışır ki “Sahâbîlerdir bizim tek modelimiz.”⁵ sözü bunu gösterse gerektir. Tasavvufu da Hz. Peygamber’e ulaştıran yol olarak anlayıp tarikat ve bazı şekillerden ibaret görmez. Onun Başbuğ Velilerden 33 eseri, mürşidi Seyyid Abdülhakim Arvâsî’den başlayarak Allah Resûlü’ne kadar varan silsilesini menakıp kitaplarından farklı bir mânada anlatmaktadır.
Öte yandan Necip Fazıl’ın esasa götüren usulden, “ölçülendirme ölçüleri”nden söz ettiğini, bunları da günümüzde de varlıklarına muhtaç olduğumuz hâkim-mütefekkirlerin ortaya koyabileceğinden söz ettiğini biliyoruz. Onun, “Devrimizde içtihat kapısı kapalı mıdır, açık mıdır?” sualine verdiği cevabın özeti şudur. Devrimizde yenileyici olmak için mezhepleri kaldırmaya gerek olmadığı, on asırlık yekpâre bir zaman blokunun yenileyicisi İmâm-ı Rabbânî’nin belki bütün hak mezhep müçtehidlerinden üstün olmasına rağmen yenileyiciliğini Hanefî mezhebi üzerine kurmuş olduğunu, bu devirde ve gelecek çağlarda ise yenileyicilerin “şeriat bütününden zerre feda etmeyen büyük mütefekkirler” ile olacağı hususudur. Yani Necip Fazıl, mezheplerin gereksizliğine kapıyı aralayan “mutlak içtihad” yanlılarına karşı çıkmakta, mezhep içinde, mesele ve tercihte içtihad veya fetvaya bir şey dememektedir.⁶
Büyük Doğu İdeolocya Örgüsü’nde kendisini “İslâmiyetin emir subaylığı”⁷ diye nitelemesi de bu ihtiyaca dairdir. Bu minval ve usule binaen ortaya konan esasın, çağımızda içtimaî, ruhî, iktisadî ve siyasî tüm meselelere karşı sistem (tüm) tutarlılığı içinde Ehl-i Sünnet yoluna bağlı sahih bir İslâm anlayışı vermesinin söz konusu olacağını ifade eder. Bu itibarla Necip Fazıl’ın edebiyatçılığı ve aksiyonundan önce bu yönünün idrak edilmesi, birçok kafa karışıklığını giderici olacağı gibi, eşya ve hadiseler zemininde ideolojik savrulmaları da önleyecektir. Onun şu ifadelerinde bunun ipuçları bulunmaktadır:
“Olanca asliyet ve saffetiyle İslâm... İslâm tohumunun 21. asır eşiğindeki ağacı... Asrımızın meseleleri önünde İslâm’ın hükmî ve fikrî, ruhî, içtimaî, iktisadî, idarî, siyasî ne kadar düğüm varsa hepsinin birden İslâm eliyle çözülüşü...”⁸
Usul davası bütün ilimlerin üstündedir. Ancak usulde de küll-cüz (tümel-tikel) vs. ayrımı var. Mesela “İslâm’ı anlamada usul” ile “İslâm’ı ilimlerde usul” farkı gibi. Usulü şöyle de tasnif edebiliriz:
Dinin temel hükümleri, tümeller mânasında en başta Usulüddin bulunmaktadır. Nasıl bir İslâm anlayışına sahibiz meselesidir. Temel düşünce sistematiği de diyebiliriz. İslâm’a muhatap anlayış davası buna tekabül etmektedir. Necip Fazıl’ın İdeolocya Örgüsü eseri buna güzel bir misaldir. Zira sistematik ve küllî bakıştır, hem esas hem usuldür. Usulüddin’in altında ise fürûuddin bulunmaktadır. Dinin tâlî konuları, tikeller demektir. Buna Usulü’l-fıkıh da denir. Bunun Fıkıh Usulü, Hadis Usulü, Tefsir Usulü gibi alt şubeleri vardır. Belli başlı naslarda yoğunlaşırlar.
Usulün bütün ilimlerin üstünde olduğunu yukarıda belirtmiştik. Fikirde usul ise ilimde usulden önce gelir ve daha önemlidir. Çünkü ilmi de belirleyen düşüncelerdir, hikmet ve tefekkürdür. Bu açıdan mütefekkirin rolü âlimden daha önemli olmaktadır. Bir misal olarak İmam Gazzâlî müceddid-yenileyici rolünü -tabii ki yeni bir usul ve sistem getirmesi- Nizamiye Medresesinde baş âlim olarak değil, oradan dışarıya çıkarak ve çilesi sonucu İhyâ eserini meydana getirerek yapmıştır.
Ortaya koyduğu Büyük Doğu İdeolojisiyle küllî anlayış sahibi Necip Fazıl geleneğe bağlı, ancak onu çağımızda yaşatıcı/yürütücü yeni bir dil ve diyalektikle (fikrin tertibi, düzeni) zuhur ederek yeni bir usul belirttiğini, İslâm’a muhatap anlayış davasının dünya görüşünü örgütlediğini, usulüddin (dinin temel hükümleri) bahsi açısından zikredelim. Onun, İslâm’dan sapan kollar yanında ham yobaz kaba softa, sahte sofi, nefsanî tefsirci gibi sınıfları tahlil edip damgaladığını, ayrıca dine dışarıdan saldıran ve Batı merkezli materyalist telakkileri kritik edip sistem çapında bir model ortaya koyduğunu ve bütün bunların bir usul icap ettiğini belirtelim.
Necip Fazıl’ın bu meyandaki şu ifadeleri ile onun mücadelesi-aksiyonu konusuna geçmek istiyoruz:
“İslâm, mukaddes kaidelerin ezberciliği ve tekerlemeciliği demek değildir. O kabuk bilgilerin tek tek hepsi mukaddes; fakat bağlı olduğu büyük hikmetlerden ona gelmek şartıyla. Ancak o zaman amelin, yani zâhirî bilgi dediğimiz şeylerin tadını alabiliriz. Dâvamızı bu anlayış seviyesine çıkarmadan kurtuluş ümidi yoktur.”⁹
-
Necip Fazıl, Konuşmalar, s. 98.
-
Necip Fazıl, Batı Tefekkürü ve İslâm Tasavvufu, s. 190.
-
Necip Fazıl, İman ve İslâm Atlası, s. 4.
-
Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 171-180.
-
Necip Fazıl, İman ve Aksiyon, s. 121.
-
Necip Fazıl, Doğru Yolun Sapık Kolları, s. 100.
-
Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 12. Bu tanımın tamamı şöyledir: “Büyük Doğu İslâmiyetin emir subaylığı... Büyük Doğu, İslâm içinde ne yeni bir mezhep ne de yeni bir içtihad kapısı... Sadece ‘Sünnet ve Cemaat Ehli’ tâbirinin ifadelendirdiği mutlak ve pazarlıksız çerçeve içinde, olanca saffet ve asli-yetiyle İslâmiyet’e yol açma geçidi ve çoktanberi kaybedilmiş bulunan bu saffet ve asli-yeti Yirmibirinci Asrın eşiğinde eşya ve hadiselere tatbik etme işi... Galiba işlerin de en değerli ve pahalısı...”
-
Necip Fazıl, Konuşmalar, s. 56.
Kazım Albayrak, Necip Fazıl’ın Eserlerinde Hadis, Hikmet, Estetik ve Toplum, s. 102–107.




