Özel Haber

Dr. Kazım Albayrak’tan Büyük Doğu Akıncıları Ankara İl Başkanlığında seminer

Dr. Kazım Albayrak, Büyük Doğu Akıncıları Ankara İl Başkanlığında “Büyük Doğu penceresinden teşkilat ve aksiyon” başlıklı seminer verdi.

Abone Ol

Büyük Doğu Akıncıları Ankara İl Başkanlığında, Dr. Kazım Albayrak’ın katılımıyla “Büyük Doğu penceresinden teşkilat ve aksiyon” başlıklı seminer düzenlendi. Alaka ile takip edilen programda Albayrak, teşkilat fikri, aksiyon şuuru ve Büyük Doğu’nun mücadele çizgisi üzerine değerlendirmelerde bulundu. Seminerin ardından katılımcıların soruları cevaplandırılırken, program sonunda Dr. Kazım Albayrak kitaplarını imzaladı. Etkinlikte ayrıca Aylık Baran Dergisi’nin sayıları da katılımcılara dağıtıldı.

Dr. Kazım Albayrak’ın seminerde yaptığı konuşmanın tamamı şöyle:

Büyük Doğu Penceresinden Teşkilât ve Aksiyon

Sevgili Gönüldaşlar! Evvelâ Üstad'ın vefatının 43. sene-i devriyesinde ona rahmet diler ve Büyük Doğu Akıncıları Ankara şubesine teşekkür ederek konuşma başlığımı belirtmek istiyorum.

Söyleşimiz kısa bir giriş, İdeolocya, İhtilâl-İnkılâp ve Teşkilatlanma, Büyük İslam Stratejisi ve Cephe Davası ve Netice bahislerinden ibarettir.

Giriş

Necip Fazıl'ın ortaya koyduğu Büyük Doğu İdeolocyası, paradigmayı kökten reddeden inkılâpçı bir harekettir. Zaten Üstad "baş eserim, vücut hikmetim" dediği İdeolocya Örgüsü eserinde kendi dünya görüşünü "İslâm inkılâbı" olarak nitelemekte ve devlet ve idare şeklini de Başyücelik diye isimlendirmektedir. Nitekim Başyücelik modelini; Başyüce, Yüceler Kurultayı, Halk Divanı vb. bütün müesseseleriyle anlatmaktadır. Söz konusu eser 12 bölümden ibaret olup altıncı bölüm Beklediğimiz İnkılâp, yedinci bölüm Beklediğimiz İnkılâbın Yönleri başlığını taşımaktadır. On ikinci ve son bölüm ise Ek başlığını taşımakta olup Üstad bu bölümü Akıncı Güç kadrosuna ithaf ederek, "İslâmî anlayışı yenileyecek neslin son ve som, hepçi ve bütüncü tepki halinde zuhur etmekle mükellef" olduğunu söylemektedir.

Necip Fazıl, İslâm inkılâbının merkezini Anadolu olarak işaretleyerek şöyle demektedir: "Dünyanın beklediği bu inkılâp, üç daire halinde... Dış daire dünya, içindeki daire İslâm Âlemi, onun da içinde Türkiye... Asıl Türkiye... Merkez Türkiye..." Necip Fazıl bir başka eserinde de şöyle der: "Cihanı kaldıracak manivelanın dayanak noktası olarak Türkiye'yi kabul etmek"

Bu ana stratejik tespitler, Büyük Doğu davasını sırtlanan Salih Mirzabeyoğlu'nun aksiyonunun gerekçe metnini oluşturmaktadır. Zira "hareketi hedeflendirmek için temellendirmek gerekir" diyen Mirzabeyoğlu, Büyük Doğu davasının aksiyon cephesini örgütleştirmiş ve bu dava için harekete geçmiştir. Gölge'den Akıncı Güç'e, cepheleşmeden Körfez Savaşı'nda ABD'yi yurt çapında protesto gösterilerine, 1 Şubat 1991'de tutuklanıp 2,5 ay yattıktan sonra tahliyeye, 29 Aralık 1998'de tekrar tutuklanış, metris isyanları ve çoğu hücrede olmak üzere 16 yıl zindan hayatı. 2014'te yeniden yargılanmak üzere tahliye olunca meşhur Adalet Mutlak'a konferansı. Bu çileli döneminde sanattan siyasete, iktisattan ahlaka, fikirden aksiyona 68 cilt eser vermiştir. Tahliye olduktan dört sene sonra 16 Mayıs 2018'de vefat etmiş ve Üstadının Eyüp Sultan'daki kabrinin ayak ucuna defnedilmiştir. Onu da rahmetle analım.

İdeolocyadan kastımız "Büyük Doğu-İbda dünya görüşü"dür. İhtilâl-inkılâp ise Üstad'dan, "Büyük fikir ve onun büyük iş haline inkılâbı; aksiyon budur!" (7) tanımında olduğu üzere, sadece devirmek değil, toplumun kendi nizamını yıkıp yeni bir nizam kurması manasındadır. İhtilâl-inkılâp, büyük toplumsal değişimdir. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl eserinin takdiminde ideolocyanın fikir, ihtilâlin ise onun eşya ve hadiselere nakşı yani aksiyon olduğunu ve bunun da "varlık hikmetim olan bir dâva" (8) olduğunu ifade eder. Nitekim bu eserin alt başlığında görüldüğü üzere "Kavganın İçinden" olarak kaleme alınarak, "Büyük Doğu davasının aksiyon cephesini örgütleştirme yolunda ilk ve tek" (9) olduğunun altını çizer.

Büyük Doğu Mimarı Necip Fazıl, "baş eserim, vücut hikmetim" (10) dediği İdeolocya Örgüsü'nü 25 senede çile içinde tamamlamıştır. Necip Fazıl ve Salih Mirzabeyoğlu bu yönleri açısından, fikir ve aksiyon olarak birbirini tamamlayan iki kanat gibi olmuştur.

Aksiyon alanımızın rehberi olan ideolojinin zaruri oluşu noktasında şunu ifade edelim ki; Düşüncede kurulu bir sistem, bir proje olmadan (tatbik fikri), tatbike dair yapılan hareketler bir mana ifade etmez. Böyle bir hal, ne yapacağını bilmeden yıkmaya benzer ki herhangi bir şey inşa edemez.

İdeoloji şartı anlaşıldıktan sonra "Fikir mi, eylem mi tercih edilmeli?" sorusu da cevabını bulur: BD-İBDA'da işaretlenen fikir için eylemdir. Eylemsiz fikir kabul edilmediği gibi "eylem için eylem" de reddedilmektedir. (11)

Eğer bir ideolojiden hareketle "hareket sistemi" kurulmazsa, söylemde bir İslamcılıkla karşılaşırız. Yani Şeriat'ı istiyor ama bunun için nasıl bir mücadele yöntemi izleneceği ve iktidara gelirse nasıl bir model uygulayacağı muallaktadır. Halbuki BD-İBDA'nın hareket sisteminde, amaç-araç, vasıta-hedef ilişkileri belirlenmiş, kanunî ve kanun dışı yolların yeri değerlendirilmiş, değişimin hızı belirlenmiş, iktidara gelme ile ele geçirme farkına dikkat çekilerek teşkilat ve kadronun muhtevası tayin edilmiştir. Bütün bunları gerçekleştirecek "ihtilâlci şuur"a (12) da ayrıca dikkat çekilmiştir.

Hareket’i temellendiren Mirzabeyoğlu, çağımızda mücadelenin topyekun oluşu, bu meyanda gaye olan ideolojinin vasıta rolünde oluşuna da dikkat çekerek, "her türlü vasıtayla mücadele" (13) ilkesini getirmiş, her şart ve imkanın kullanılacağına ve böylece hareketin tabii gidişatı içinde güçlerin inşa edileceğine ve fikrin bulduğu vasıtayı kullanabilme yeteneğine ve fevkalade açıkgöz bir diyalektiğe sahip olunmasına işaret etmiştir.

Büyük Doğu idealinin, İslâmî cemiyete hâkim kılınma mücadelesinin sonucu değil, o mücadelenin doğurucusu (14) olduğu şeklindeki Mirzabeyoğlu'nun tespiti yanında, ihtilâl-inkılâp "hadisenin her an yeniliği içinde, kitaptan öğrenilmesi ve şablonla gerçekleştirilmesi mümkün olmadığını hatırlatalım. Bu nokta Mısır'dan, İhvan teşkilatından tercüme eserlerle burada ithal İslamcılık ve ithal devrimcilik yapılamayacağını gösterir.

Mücadele araçlarının geniş tutulması, her türlü bahane ve pasifliği de reddedici ve her kişiye bir aksiyon alanı açıcıdır. Hiçbir kimsenin emeğini israf etmeden genele bir heyecan ve coşku verme görevi için de zengin imkanlar sunmaktadır. Ancak bu dava bağlıları kendi heyecan ve coşkusunu yenilemeli, tekerleme ve söylem İbdacılığından kurtulmalı, aklı evvellik değil, fikrin izzetini bilerek telkinci bir dil ve diyalektiğe başvurmalıdır. Siyasi itiş kakışların dedikodusunu yapmak ve yuvarlak konuşmalarla vakit geçirmek İbdacılık faaliyet değildir. Genellemeci tavırlarla oturduğu yerden ahkam kesmekle yol alınamaz. Herkesin kendi alanında ilerlemesi gerekirken, genel takılmanın rahatlığıyla vakit geçirilmesi İbdacılık değildir. Öte yandan, İbda ilkelerini tekrarlayarak, onları eveleyip geveleyerek, bundan prestij peşinde koşarak ne kendi oluşuna ne de İbda'ya bir katkı sunulamaz. İşin esasında bunlar cephe faaliyeti de değildir.

1.1. Teşkilatın Yapısı

Teşkilatlanmanın zaruretini aklıselim sahibi herkes kabul eder. Zira örgütlü yüz tane insanın yapmış olduğu işi, ortaya çıkardığı enerjiyi, üç milyon rey almış bir siyasi parti sağlayamaz. Teşkilat ve cemaatleşmek, birbirini görmeyen insanların birbirinin gücüyle iş yapmasıdır ki bu güç, tribün veya sinema seyircisinde olamaz.

Teşkilatlanmada her türlü vasıtanın kullanılabileceğini yukarıda söylemiştik. Teşkilat şuuru, hadiselere fikrin damgasını vurma, mıknatıs gibi hadiselerin nabzını yakalamaktır. Yani teferruatı kendine bağlayan asıldır. Malumatfuruşluk değildir.

Öte yandan vasıtayı gaye edinmemeliyiz. Dernekçilik, dergicilik vs. oynamamalı, İslamcılığı meta haline getirmemeliyiz. Ayrıca bir güzel iş yapılır yapılmaz hemen bir diğerine geçmeli, her an bir meşgale olmalı ve böylece birbiriyle didişme de ortadan kalkmalıdır. Böylece ataletin ve nefsine düşmenin de önüne geçilmelidir. İş ve meşguliyet ruhlara bir gençlik verir, tazelik sağlar. Zira "kişi bulunduğu işin zamanı içindedir."

Demek ki teşkilatların faaliyet alanı hayatın her sahası olup teşkilat her türlü vasıtayı amacı için kullanır. Popülistliğe veya ahbap çavuş ilişkilerine girmez, davasının soylu tavrını her türlü zorlukta su üstünde tutar. Mevzisini hiçbir zaman terketmez ve iğneyle kuyu kazar, karınca ise işler gibi sabırlı olur. Ayrıca "Savaşı kuvvetli asker değil, dayanıklı asker kazanır" ilkesini unutmadan, hedefini, ümit ve aksiyonunu tazeler. Şunu bilir ki aksiyon, ümit etme sanatıdır.

Bu doğrultuda branşında derinleşirken fikriyatının güzelliklerini her dem ortaya çıkarmalı ve her dem yeni keşfinin zevkini yaşamalı. Böylece teşkilatını ve çevresini de motive etmeyi bilmelidir.

Üç unsur olmadan İslam inkılabı olmaz. Bu üç unsuru yerine getiremezsek ne kendimize ne İslam alemine faydamız olur. Kısaca sürünmeye devam ederiz. Bu üç unsur; kadro, teşkilat ve metottur. Kadroyu, branşlaşma ve branşında söz sahibi gönüldaşların köşe başlarını tutması olarak anlayabiliriz. Teşkilatı ise birbiriyle kenetlenmiş ve hareket kabiliyeti kazanmış bir yapılanmanın hadiselere damgasını vurması olarak algılayabiliriz. Metodu ise "hareket sistemi" şuuruyla, hedef-vasıta ilişkilerini çözmek, gerektiğinde yer altına inebilmek şeklinde ifade edebiliriz. Bu noktada "iş içinde eğitim" prensibi de ihmal edilmemelidir ve teşkilatın kadro yetiştirme vasfı gerçekleşmelidir.

Bu bahiste, İbda'nın "gerektiği yerde gerekeni yapma" ilkesini de zikretmeliyiz. Bu aynı zamanda örgütün kapsamlı çalışması ve ideolojik şuur ile her türlü şartta inisiyatif alması demektir. Şabloncu kafa değil, "yönlendirici ilke"nin şuuruyla zihnî bir berraklık ve harekete geçme (aksiyon) olmalıdır. Devler gibi eserler verebilmek için karıncalar gibi çalışmalıdır.

1.2. Değişim Biçimleri ve Tercih Edilen Yol

Malum olduğu üzere iktidara gelme yöntemleri üçtür: 1. Askerî Darbe. 2. Hukukî yoldan gelme ve darbe yapma. 3. Halk ihtilâli... İdeolocya ve İhtilâl eserinde üçüncü şık işaretlenmiş olup bu hususun zorluğu yanında sağlamlığı ve büyük inkılâbı ifade eder. Üstad'ın "İslam İnkılâbı" ve "Büyük Zuhur" tespitleriyle de bu şıkkın işaretlenmesi örtüşür. Ancak şartlar ve imkânlar fırsat verirse değerlendirilebilir, herhangi bir şıkka taassupla bağlı kalınmaz. Zaten Mirzabeyoğlu bu mevzuyu incelemiş olup "biz 'aksiyon' mevzuunu, ikinci ve üçüncü durumu göz önüne alarak izliyoruz." demektedir.

İktidarı koruma kuvvete dayandığı gibi onları bertaraf edip iktidarı ele geçirecek zamanki bunu kuvvetsiz yapamayacağını söyler. Ayrıca silahlı mücadele bu aşamada "hazırlayıcı-koruyucu-yıkıcı" rolleriyle devreye girer. "Hareket için hareket" olmayacağı gibi silahlı mücadele, teşkilatın ve metodun niteliği, kendi hedefleri ve karşıt güçlerin durumuyla alakalı olduğunu söyler.

Çağımızda iktidarı kuvvetli yapan teknolojik sebep ihtilâl-inkılâpçı güçlerin, "oluş tekniği" diye bir metodu benimsemesini ve ihtilâlin yapılış şeklinde değişikliğe gitmesine yol açmıştır. İktidarların çapındaki teknik gücü ve "silahların malum terakkisi karşısında silahlı kuvvetlerin karşı olduğu hiçbir hareket başarılamaz" şeklinde Üstad'ın tespiti "oluş tekniği" diye müstakil bir mevzu doğurmuştur. Üstad'ın bu tespitini ele alan ondaki manayı tashih ve tasarruf hakkına sahip olan İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu ise değişim yollarından halk ihtilâli ve bunun muvacehesinde siyasi yolu kullanma tercihinden vazgeçmeyerek, orduya nüfuz ve etkilemenin de ancak gençlik kanalıyla olabileceği şeklinde şerhetmiştir. Zaten en güçlü orduların bile kararlı toplum ve gençlik hareketi karşısında çaresiz kaldığını çağımızda gözlemlemekteyiz.

1.3. Literatür

Üstad'ın İhtilâl isimli eserinin Sentez bölümü, Lider ve Kadro, Nizam ve Disiplin, Teknik ve Usül, Gelecekte İhtilâl vb. bahisleriyle, ideolocya ve ihtilâl mevzularıyla ilgilidir. Onun Dünya Bir İnkılâp Bekliyor eseri de bu mevzuyla alakalıdır. Üstad'ın Büyük Doğu Cemiyeti eseri de onun inkılâpçı bir teşkilatlanmasına misaldir.

Salih Mirzabeyoğlu'nun İdeolocya ve İhtilâl eseri bu mevzuun örgütleştirilmesinin şahikasıdır. Ayrıca onun Bütün Fikrî Görüntüsü eserinin 1. Kısmı ve bilhassa IV. Levha (bölüm) olan Değişim Biçimleri zikredilmelidir. Yine onun Kavgam I eserinde 2. Levha İBDA Kadrosu, Üç Işık eserinde Üç Işık konferansı, Adımlar kitabında İbda'nın cephe esprisi vs., Tarihten Bir Yaprak eserinde ise 4. Levha Sentez'de ve Tilki Günlüğü eserinin bazı ciltlerinde ideolocya ve ihtilâl bahisleri bulunmaktadır.

2. Büyük İslam Stratejisi ve Cephe Davası

Büyük İslam stratejisinin ana ilkesi "cephe davası"dır. Bu bahis İbda'nın temel eseri İbda Diyalektiği'nde "Büyük İslam Stratejisi" başlığında incelenir. Bu strateji aynı zamanda kendinden zuhur ve branşlaşma demektir. Birbiriyle doğrudan organik bağı olmasa da faaliyetlerin birbirini desteklemesi ve aynı havuzda erimesidir. Büyük İslam stratejisinden kastedilen, çağımızda İslami gaye ve kadrolara hâkim kılmanın önemli ilkesidir. Bu yılların kendinden yürüyüşü ve kendisini de yürüteceği temel ise Necip Fazıl'ın hayatının sebebi olan "İslam inkılâbı"dır diyelim. Bu idealin tahkimci ve tamamlayıcısı olan Salih Mirzabeyoğlu ise "büyük İslam stratejisinin ana ilkesi cephe davası" der. Mirzabeyoğlu, "cephe davası"nı gerekçelendirirken, nice kendi kabuğuna ibaret faaliyetlerin bir dava etrafında bütünleşmesi ve Müslümanların enerjisinin bir havuzda toplanıp şûra birliği ile zafere ulaşması için bu yolu öngördüğünü söyler. Günümüzde emperyalist güçlerin taarruzlarından ve Müslümanların birlik olamamasından şikayet ediyoruz. Şikayet değil, çözüm olarak bu strateji önerilmektedir.

Kurtarıcı İslam stratejisinin merkezi Türkiye olarak işaretlenmiş olup bu da İslam'ın iktidarını kurma vazifesi demektir. Ancak ondan sonra İslamî ölümün şifası olabileceğimiz de kastedilir. Zira içeride İslamî temelli bir rejim kurmadan dışarıya katkımız çok sınırlı olur. Bu ana stratejiyi şart çevre davasını idrak edip Anadolu'da İslam inkılâbı ateşini yakmak zorundayız. Onun aksi içimizdeki yalanın ki etrafımızı aydınlatalım. Zira kendimiz olmadan etrafımızı, dünyayı arındıramayız.

Netice

Aramızdaki sohbetlerin ideolojik gidişat çerçevesinde bir aksiyonun tohumu olması, irtibatsız, faydasız konuşmalar çerçevesinde ve bir aksiyonun tohumu olması Mirzabeyoğlu Marifetname eserinde şöyle diyor: "Fikir denen şey bir aksiyonun tohumu olmalı, yoksa neye yarar?"

Ahbap-çavuşluk ilişkisi ideolojik faaliyet olmadığı gibi hizipçilik de cephe faaliyeti değildir. Yandaşlık yapmak, gönüldaşlık değildir. Kötü ve yanlış kim olursa olsun, ister yakın arkadaşın olsun "hakka karşı gönüldaşlık hakka boyun eğmektir" deyip eleştireceksin, "Allah için sevip, Allah için buğz" ölçüsünü bütün ilişkilerimize yerleştirmeliyiz.

Kendi oluşumumuzu temin edeceğimiz ve branşlaşmamıza katkı sunacak ortamlarda, kutlu hareketlerde bulunmalım. Dedikodulardan ve İbdacılıktan uzak duralım. Kendi gelişmelerimize odaklanmalıyız.

Müzmin muhalefet ve her şeyi eleştirerek varlık bulmak yanlış bir yoldur. Gizli muhalefet ancak fikirlerinden hakka teslim etmekten de gocunmamalı. Birbirimize karşı da hassasiyetin doğurduğu muhalefeti yapmamalıyız. Birbirimizi sevmeliyiz.

Büyük Doğu-İbda hem dikey (tasavvufî-iç oluş) hem yatayda (dış oluş - fikir ve aksiyon) aynı anda çalışan bir sistemdir. Onda tasavvuf ve fıkıh birlikte yürür, fert ve cemiyet aynı anda seçkin fikir manzumesi demek olan ideolojinin berrak temsilidir BD-İBDA.

Herkesin bir branşı olmalı ve onda ilerlemeli. Branşlaşmadan önce 4-5 yıl, sonra 10 yıl, toplam 15 yıl şart. Ondan sonra bir meleke oluşur ve meyveleri toplamaya başlarsın. Bu süre kimseye uzun gelmesin. Ziya Efendi Hazretleri buyuruyor: "Meşgale nimettir. Yoksa şeytan musallat olur." Hepinizi, iş ve aksiyonuyla İBDA'nın cemiyetini inşa edecek, bir tuğla koyacak gönülleri olarak saygıyla selamlarım.

  1. Necip Fazıl Kısakürek, İdeolocya Örgüsü, İstanbul: Büyük Doğu, 2017, s. 119, 175 ve 207.

  2. Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 285-386.

  3. Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 567.

  4. Necip Fazıl Kısakürek, Dünya Bir İnkılâp Bekliyor, İstanbul: Büyük Doğu, 2014, s. 10.

  5. Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 3/4, İstanbul: Büyük Doğu, 2009, s. 54.

  6. Salih Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, İstanbul: İbda, 2017, s. 155.

  7. Necip Fazıl Kısakürek, İman ve Aksiyon, İstanbul: Büyük Doğu, 2008, s. 11.

  8. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 7.

  9. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 17 ve 27.

  10. Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 568.

  11. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 36.

  12. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 128.

  13. Salih Mirzabeyoğlu, Necip Fazıl’la Başbaşa, İstanbul: İbda, 2119, s. 32.

  14. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 149.

  15. Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü, s. 119, 175 ve 207.

  16. Necip Fazıl Kısakürek, Rapor 5/6, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul, 2015, s. 67.

  17. Salih Mirzabeyoğlu, Bütün Fikrî Gerçekliliği, İbda Yayınları, İstanbul, 2017, s. 115.

  18. Necip Fazıl Kısakürek, İhtilâl, İstanbul: Büyük Doğu, 2017, s. 382.

  19. Mirzabeyoğlu, İdeolocya ve İhtilâl, s. 105.

  20. Salih Mirzabeyoğlu, İbda Diyalektiği, İstanbul: İbda, 2018, s. 229.

  21. Salih Mirzabeyoğlu, Marifetname, İstanbul: İbda, 2019, s. 25.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }