Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu tarafından Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi'nde düzenlenen anma programında konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

"Sabrımızı zorluyorlar"

İsrail'in Gazze'ye yönelik vahşi saldırıları verdiğimiz mücadelenin önemini ve bir an önce başarıya ulaşmasının ne kadar gerekli olduğunu tekrar ispatlamıştır. Bütün dünyanın gözü önünde bir felaket, bir facia, bir insanlık suçu yaşanıyor. Filistin halkının binlerce yıldır yaşadığı topraklarını zorla gasp edenler bunun üzerinde geçmişi 75 yılı ancak bulan ve meşruiyetini bizzat kendi faşistlikleri ile tartışmalı hale getirdiği bir devlet inşa etmeye çalışıyor. Bununla da yetinmiyor. Ülkemiz topraklarını da içeren vadedilmiş topraklar hezeyanıyla nükleer silah kullanma tehditleriyle sabrımızı zorluyorlar. Sahip oldukları teknolojik üstünlüğe ve ahlaksız zorbalığa rağmen daha Filistin'in masum çocuklarıyla, kadınlarıyla ve yaşlılarıyla baş edemeyenlerin bu ham hayalden uyanacakları günler yakındır.

Henüz doğmamış bebeklerden masum çocuklara, mazlum kadınlara ve erkeklere kadar onbinlerce insanın yitip giden canlarının hesabı elbette sorulacak. Neredeyse bir asırdır hastalıklı bir fanatizm uğruna milyonlarca insanın maruz kaldığı zulmün hesabı elbette sorulacaktır. Bu zalimlerin her biri ve onlara verdikleri destekle aynı suça ortak olanlar önce insanlık vicdanında, ardından tarih önünde mutlaka yargılanacaktır.

Türkiye olarak bu işin öncülüğünü tüm platformlarda biz yapacağız. Dünyada devletlerin ve yönetimlerin önemli bir kısmı yaşanan zulme gözlerini kapatıyor olabilir. Ama bu ülkelerin halklarının vicdanlarından yükselen seslerin her geçen gün daha da artması, insanlığın geleceği adına bizi umutlandırıyor. Maşeri vicdanın sesinden de aldığımız güçle Gazze halkının evlerini ve topraklarını terk etmeme iradesine sonuna kadar destek vereceğiz. Vatanlarını, canlarını ve namuslarını koruma mücadelesi veren Gazzeliler başta olmak üzere tüm Filistin halkının can ve mal güvenlikleri sağlanana kadar hakkı söylemekten, yanlışı düzeltmekten vazgeçmeyeceğiz.

Tabii bu hedeflere ulaşabilmemiz, devleti ve milletiyle bizim tek yürek, tek bilek, tek ses, tek nefes olarak hareket etmemize bağlıdır. Türkiye sadece son 10 yılda bir başka devletin ve toplumun maruz kalması halinde yıkıcı sonuçlarla karşılacağı düzinelerce saldırıyı alnının akıyla savuşturmuş bir ülkedir. Bu başarıyı milletimizin birliğine ve beraberliğine, ülkesinin bütünlüğüne, devletin ebet müddet bekasına, gerektiğinde canı pahasına sahip çıkması sayesinde elde ettik.

"AB'yle ilişkilerde mesafe katedemememizin sebebi, Türkiye'ye karşı aleni husumet içeren tavırlardır. AB, stratejik körlükten kurtulma umudunu yitirmektedir"

ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu önünde Gazze protestosu ABD'nin İstanbul Başkonsolosluğu önünde Gazze protestosu

"Enflasyonun yol açtığı hayat pahalılığını çözmekte kararlıyız. Refahı aşınan dar ve orta gelirli kesimlerin kayıplarını telafi etmek boynumuzun borcudur"

Yargı kurumlarının kararları da tartışılabilir. Türkiye'de, yüksek mahkemeler dahil hiçbir organ, hiçbir kurum layüsel değildir, eleştirilemez değildir. Yargının iki kurumu arasındaki yetki tartışmasının çözüm yeri anayasadır, yasalardır. Ancak mevcut anayasamız ve yasalarımız, bu konuda yetersiz kalmaktadır.

Devletin başı olarak, kurumlarımız arasındaki görüş ayrılığının bir anayasa ve sistem krizi haline dönüşmesinin önüne geçecek adımları süratle atacağız. Biz tartışmada taraf değil hakemiz.

Hem yüksek yargı kurumlarımızın temsilcileriyle hem yetkinliği herkesçe kabul edilen hukukçularımızla görüşerek, meseleye bir hal yolu muhakkak bulacağız.

Gerekirse anayasa ve yasa değişiklikleri dahil tüm yöntemleri kullanarak, tekrar böyle bir tartışmanın ortaya çıkmaması için gerekenleri yapacağız.