Baran Dergisi'nin 475. Sayısı Çıktı

Tüm Turkuvaz Bayilerinde...

Baran Dergisi'nin 475. Sayısı Çıktı

     Selâm ile…
Suriye meselesi dünya çapında birçok güç dengesinin değişimine sebeb olacak gibi… İran ile Suudi Arabistan arasında süre gelen gerginlik hâd safhaya ulaşırken Esed rejiminin gitmesi hususunda ısrarcı olan Türkiye’nin de İran ile arası açıldı; Rus uçağının düşürülmesi ile Türkiye-Rusya ilişkileri kopma seviyesine geldi. Mülteci kriziyle yüzleşen Avrupa, sırf mültecileri salmasın diye Türkiye’ye şirin görünme derdinde. Senelerce birbirlerini “şeytan” diye nitelendirerek bir tiyatro sahneleyen İran ile ABD arasındaki ilişkiler gün yüzüne çıkarken bu yakınlaşmaya karşı çıkan İsrail kendisini geri çekti. Tabiî olarak tüm bu değişen güç dengelerinin doğrudan yahut dolaylı Türkiye ile bağlantısı var.
Son haftalarda bu çerçevede gelişen en önemli hâdise ise Türkiye-Suudî Arabistan işbirliği çerçevesinde halkı Müslüman olan devletlerin ilk kez müşterek bir paydada hareket etmek için çaba sarf etmesidir. Türkiye ve Suudî Arabistan merkezinde oluşan bu eksen ve geliştirilebilecek ortak tavır, Ortadoğu’nun geleceğine dâir yapılan tüm projeksiyonları değiştirme potansiyeline sahiptir. Bu birliği kendisine en büyük tehdit olarak algılayacak devlet ise İslâm coğrafyasının kalbindeki hançer hüviyetindeki İsrail’dir. Zira sosyolojik olarak bölgede eğreti duran ve hiçbir yönüyle bu coğrafyaya uyumlu olmayan İsrail, ne zaman Müslümanlar birbiriyle yakınlaşmaya başlasa bunun önünü alacak girişimlerde bulunmuştur. İsrail’in kurulduğu günden bu yana yegâne gayesi, İslâm coğrafyasındaki tüm vahdetleri dağıtmak olmuştur; çünkü İsrail’in hayatta kalabilmesi bu dağınıklığa bağlıdır.
Gelişen son hâdiselerle birlikte baktığımızda, İsrail’in ABD-İran yakınlaşması akabinde kendisini neden geri çektiği daha iyi anlaşılmaktadır. Türkiye ile Suudî Arabistan’ın Suriye konusunda ortak hareket kararlılığını ve Müslüman devletlerin ortak bir eksen oluşturma teşebbüslerini gören İsrail, Mısır’ın da Suudiler tarafından Türkiye ile barıştırılacağını tahmin ederek (veya belki de böyle bir sulh trafiği şu anda yürüyor; bilmiyoruz) kendisi için hayatî derecede önemli bir meselede ön almaya çalışıyor. Bu ön alma işini de karşı çıkarak değil de yanındaymış gibi davranarak yapıyor. İsrail biliyor ki, Müslüman ülkeler kendisi ile gizliden gizliye iş tutsalar da, bunu aleniyete dökemezler. İsrail, Müslüman devletlerin nazarında siyaseten “vebalı” telakki edildiğinin gayet farkında… Kurulması muhtemel böyle bir birlikteliği, ancak içine girmeye çalışmakla ifsat edebileceğinin şuurunda olduğundan, beş senedir sessiz kaldığı Suriye konusunda bir anda ortak kara harekatından bahsetmeye başladı.
Müslümanların faydası adına gerçekleştirilebilecek bir operasyonda bırakın İsrail ile ortak hareket edilmesini, adının bile anılmaması gerekmektedir. Her ne kadar uluslararası ilişkilerde devletler çıkarları doğrultusunda, ırkına, dinine, meşrebine bakmaksızın her devlet ile bazı hususlarda ortak hareket edebilirse de, İsrail bilhassa Türkiye için ortak siyaset hususunda en çok dikkat edilmesi ve çekimser olunması gereken devlettir.
Bu meseleyi kapağımıza taşıdık ve “Suriye’de İsrail Tezgâhı - Bu Oyunu Ancak Türkiye Bozar” manşetini attık. Kapak mevzumuzu Ömer Emre Akcebe “İsrail Bozgunculuk Peşinde” başlıklı yazısında işledi.
Çakal Carlos (Salim Muhammed), “Türkiye’nin Düştüğü Tuzak” başlıklı yazısında Türkiye, Suudî Arabistan, Rusya ekseninde gelişen hadiseleri analiz ediyor.
Kâzım Albay, “Hürriyet Anlayışımız” başlıklı yazısının birinci bölümünde etrafında çokça tartışılan “hürriyet” mefhumuna nasıl yaklaşmamız gerektiğini anlatıyor.
Bu hafta Fatih Sultan Mehmet Üniversitesi Öğretim Görevlisi Doç. Dr. Serdar Demirel ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Demirel, Müslümanların küreselleşmenin getirdiği ekonomik değişimin akıntısına kapılarak konformizm hastalığına yakalandığını belirtiyor.
Mütefekkir Salih Mirzabeyoğlu’nun 300 sayıdır dergimizde tefrika edilmeye devam eden eseri Ölüm Odası B-Yedi’nin bu haftaki alt başlığı “101 Kab (21 Sistem)”…
Abdullah Kiracı, vakıf kuruluşundaki ana unsurları anlattığı bölümü ihtiyaç sahiplerinin nasıl tesbit edildiği bahsiyle sürdürüyor.
Gülçin Şenel’in “İslâm’da Tasvir Yasağı ve Estetik” başlıklı yazısını arka kapağımızdan sizlerle paylaşıyoruz.
Haberlerimiz ve diğer içeriğimizle birlikte dergimizin bu haftaki muhtevası böyle…
Gelecek sayımızda görüşmek üzere…
Allah’a emanet olun.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.