İslam ve Kainat

İslam ve Zaman

İslam ve İnsan

İslam ve Tarih Ölçüsü

İslam ve Tarih Şuuru


İslam ve Kainat

Cehalet

Cehl, bilgisizlik ve malûmat sahibi olmama manasının yanında, aslında, hakikatine erilememiş ve mihrakına bağlanamamış bilgi ve malumat sahibinin menfi  haline de işaret eder ve bütün bilgi ve malumatıyla topyekûn küfür soyu bu vasıflanma içindedir…

En büyük cehâlet; şirk

Cehlin hususiyetlerinden biri, VAHİT  olan vücûdun “birliğini” çokluk âleminde görmektir ki, eşyanın hakikatinin çokluk oluşu sebebiyle böyle bir cehlin sebebi HAKİKİ MALUM’dan mahrum ve mahçup kalır…

İlmin istikameti; İlâhi mârifet yolu

İnsana en başta idraki gereken husus, faydasız ilimlerden Allah’a sığınma şuurudur… Bütün ilimlere kendine nispetle kıymet tayin edecek ve fayda derecesini kendine bağlayacak olan ilim, İLAHİ MARİFET yolunda olanlarına mahsus olanıdır…

Birlik ve Varlık Düşüncesi

Birlik, insanın kendi vücud azâlarını tarife yanaşmadan önce vücudunun birliğini ve bütünlüğünü bilmesi gibi, her türlü faaliyetten önce kavradığı bir bedihî hakikat… Herşeyin zıddıyla varolması hakikati dairesinde, eşyanın hakikati çokluk ve mahiyeti yokluktur… Biri vardır ki, başında da sonunda da  var olan odur; ONDAN BAŞKA VAR YOKTUR… Bu dünya “bir varmış bir yokmuş” meâlindedir…

Yâni, ezellerin ezeli’nde “Mutlak Zât” vardı ve O’ndan başka hiçbir şey yoktu; ister imân isterse küfrün çeşitli kollarına âit bir yerde bulunulsun, herkesin müştereken bildiği bir hakikattir ki, Kâinatın bir başlangıcı vardır… Ezellerin ezelinde var olan “Mutlak Zât”ın bilgisinde nasıl olacağı mevcut bu âlem, onun vücûdunun ışığı ile zuhura geldi; O, bütün mevcutları, varlık çehresiyle belirtti, gösterdi, meydana çıkardı… Ve bütün mevcutlar, her ân, varlıkla yokluk arasında gezdirilirken, o Zât’ın sanatını gösterir… Ezellerin ezelinde yok olan, yine yoktur; isterse var gibi görünsün!..

Varlık ve Yokluk Düşüncesi

Eşya ve hadiselerin çokluğunda bütün kâinat bir ânda var görünür ve aynı ân içinde yok olur. Varlıkla yokluk arasında öyle müthiş bir hız vardır ki, bu hızın sürekli inklâpları bize her şeyi var gösterir. Aradaki yokluk hissedilmez. Zira her ân yokluk peşini varlık, varlığın peşini yokluk takip edince, uzun bir müddet içinde her şeyde varlık devamlı sanılır. Her ân ve lâhzada varlık ve yokluktan biri gelip diğeri gittiği için, ne gelenin geldiği ve ne de gidenin gittiği anlaşılır. Var sanılan her şeyin ASLI yokluk olduğundan, İlâhî nurdan bir kıvılcım olan iğreti varlığı yine yokluk takip eder; ve varlık bir kıvılcım dairesi halinde döner, durur. İşte âlemlerin mecmuu, hakiki varlık kıvılcımlarının dairesi içinde bir hayâl gölgesinden ibarettir. 

Âlemlerin mecmuu, hakiki varlık kıvılcımlarının içinde bir hayâl gölgesinden ibarettir… Batıya hediye ettiğimiz bu hakikatin, fizikçi Einstein’in dilinden ifâdesi de şu;

-“Biz inanan fizikçiler için geçmiş, bugün ve gelecek, yedi canlı da olsa, yalnızca hayâldir!”

ASIL’ın gölgeye, gölgeden daha yakın olması ve gölgenin ASIL varlıkla kaim olması hikmeti dairesinde, Allah, âlemlere, âlemlerin kendinden daha yakındır… Topyekûn Kâinat, insan için yaratıldı; ve kuluna şahdamarından daha yakın olduğunu bildiren de Allah!..


İslâm ve Zaman 

Zaman Mefhûmu

Zaman, daire şeklinde sonsuza akış…

Ve “ân”ı, geçmiş ve gelecek buuduyla idrak ediyoruz; geçmiş ve gelecek ise, “ân”a nisbetle…

Sanki bir bilye yuvarlanıyormuşçasına, sonsuz “ân”lar cümlesi.

“Ân”lar toplamı değil, “ân”larla belirlenen; toplama ve çıkarma söz konusu oldu mu, sonsuz olmaz…

“Sonsuzun yarısı ne eder?”… “Yarı sonsuz!”… Hem sonsuz olsun, hem yarım; olmaz…

Bir kelimenin mânâsının harflere taksim olunamayacağı gibi bir bütün; içinde bulunduğumuz “ân”da, hem “ân” idrâki, hem bütün zaman… Zaman bir bütün…

Büyük Doğu Mimarı’nın ifâdesiyle,  “zamanın ucunda yaşıyoruz” Ve tek “ân”da!

Sırların Sırrı

Geçmiş ve gelecek olmadı mı “ezelilik olur, zaman olmaz. 

Geçmiş ve gelecek olmadan “ân” olmuyor, “ân” olmadan geçmiş ve gelecek.

Birine sebep diye bakılırsa öbürleri netice.

Sonsuz büyükle sonsuz küçüğü birleştiren büyük “sır”; sonsuz büyükle sonsuz küçük, sebep ve netice, süreklilikle süreksizlik, varlık ile oluş, “ân”ın da içinde bulunduğu “tek ân”da ve “sırra” ilişik!.. Zamanı dümdüz bir çizgi zannedenlerin anlamaları gereken hakikat!.. Bu idrak zamanın ve zamanda tecelli eden topyekûn “varlık” ve “oluş”un,  “Mutlak Varlık”a âit keyfiyet olduğunu anlar ki, bu, zamanın “sırların sırrı” Allah’ın tecellisi olduğunu bilmektir!.. Her yerde, “Ben insanın en büyük sırrıyım ve insan benim en büyük sırrım!” diyen Allah’ın sır imzası; “ân” sır ve “ân” bütünü zaman sır!..

Sırra Giden Mutlak Fikir

Mutlak Fikir, “varlık ve oluş, süreklilik ve süresizlik, ideal ve gerçek, teori ve pratik, değişme ve değişmezlik” şeklindeki bütün zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizamı olarak, ruh ve zaman sırrının ilişik olduğu, “sırra” giden yolun mutlak hakikatidir.

Sır içinde sır, sır üstünde sır, bir içinde bir, bir üstünde bir; ve sonsuz sayılar boyunca sır ve bir!..

Eser Müessir İlişkisi

Eserde müessiri görüyoruz; eser sır…

Sadece BİR var; varlık dürülüyor… 

Bütün kanunlar BİR KANUN… “Tabiat kanunu” diye tekerleyenler anlasın!...

Sır olan müessire nisbetle görünen esere bakıyoruz; eser sırdan… Mahiyeti yokluk olan “alemde varlık”, BİR ola varlık hakikatinden; O değil, O’ndan!...


İslam ve İnsan Düşüncesi

Kader Sırrı

İnsanın âlemde “oluş” ile kendini idrâki ve gördüğü şeyin “ben” olmadığının şuuruyla “nefs/kendilik” olması hakikati, insan keyfiyetinin, “toplum, tarihî ve psikolojik” zorunluluklarca belirlenmesi demek değildir. Tam tersi, insanın değişmeler boyunca değişmez kalan “ben” yönü, kendini idrak ettirici çevre hakikatini “kader sırrı” olarak kedine bağlayıcıdır; hiç kimse hangi zamanda ve hangi çevrede doğacağının tayin edicisi değil.

Hür’lük ve Zorunluluk Mefhûmu

İnsan aklının çok defa içinden çıkamadığı eskiden beri bilinen iki labirent vardır;

Hürlük

Zorunluluk

… Bilhassa kötülüğün doğuşunda ve kaynağında bu iki kavramın oynadığı rolle ilgilidir; diğeri ise “süreklilik” ve bu sürekliliğin elemanları gibi görünen “bölünmezler” münakaşasından ibaret olup bu sonuncuya “sonsuz” probleminin incelenmesini de eklemek gerekir. İlk mesele hemen hemen bütün insanlığı uğraştırdığı hâlde, ikincisi sadece filozofların kafası yorar.


Kader Mevzuu

“Fatum mahometanum”

…Kusurlu zorunluluk anlayışı pratik alana tatbik edilince, “Fatum mahometanum” diye isimlendirdiğim, Müslümanların anladığı mânâdaki “kader” fikrini doğurdu.  …Müslümanların tehlikeden kaçınmadıkları, hattâ veba salgını olan yerlerden uzaklaşmadıkları söylenebilir. Ama “Fatum stoicum” denilen anlayış, birçoklarının tasvir ettiği kadar berbat değildi; bu anlayış insanları işlerine güçlerine dört elle sarılmaktan alıkoymuyor, sadece zorunluluğu göz önünde tutmalarını temin ediyor…

Kadere Teslimiyet

Hâdiseler karşısında sakin olmayı, boş yere tasa ve üzüntüye kapılmamayı öğretiyor…

Kader bir iman mevzuudur, amel işi değildir

“Ne yaparsan yaparsın, yaptığın Allah’ın dediğidir!” hikmeti… “Kader, bir iman mevzuudur, amel işi değildir!” inceliği… Söz konusu terkibe bak, düşün-taşın, anla!..

İnsan Vahiy İlişkisi

Fert, kendisine BİLDİREN çevre olmadan düşünemeyeceği ve “bilginin, bilene var olması” gerçeğiyle KENDİNİ BULUR; sosyal mekânda “zamanî-tarihî” yapıya dahil olarak, hayvandan ayrı ve şuurlu varlığa mahsus “zamanî varlık” oluşunun şuuruna erer; herkesin zamanı ayrı… Buna karşılık “insan keyfiyeti”nin hakikati ancak ferdî oluşlarda aranabilir…

Tek tek fertlerde tecelli eden “insan keyfiyeti”, oluştan önce… Hayatın hakikatinin BİR olan “keyfiyet”te ve bu keyfiyetin ferdî oluşlarda aranması

Buna göre: İçtimâi süreç içine katılan ve “bilginin, bilene var olması”  özelliğiyle kendini bulan fert,”ruhun, eşya ve hadiseyi aksettirici pasif bir ayna olmayışı”ndan hareketle ve dış dünyanın uyaranlarına karşı BEN ŞUURU’nu gösterici tepkisiyle, derinliğine “fert” ve genişliğine “toplum” hâlinde “insan keyfiyeti”nin temsilcisidir.

İnsan Peygamber İlişkisi

BÜTÜN İNSANLIK TARİHİ İÇİNDEKİ DERİNLİĞİNE VE GENİŞLİĞİNE İNSAN OLUŞLARI, TEK FERT’TE TECELLİ EDEN HAKİKATİN VE ZAMAN GAYESİNİN TEMSİLCİLERİ OLARAK, TEK FERDİN KADROSUDURLAR.

Bu tek fert, topyekûn zaman ve mekânın emrine verildiği, varlığın yüzüsuyu hürmetine yaratıldığı “Gaye İnsan-Ufuk Peygamber” olarak Allah’ın Sevgilisi’dir; Hakikat-i Ferdiyye, Ferdin Hakikati… Allah’ın, “Sen olmasan, sen olmasan âlemi yaratmazdım!” buyurduğu, tek tek bütün insanlardaki, “varlık ve oluş”, “sebep ve netice”, “baş ve son”, “süreklilik ve süreksizlik” ve bütün bunları toplayan “ân-hâl”in de içinde olduğu tek “ân-hâl”in “sırra ilişik”liğindeki mihrak O; mânâlar âleminin merkezi olmak gereken ruhun mihrakı ve varlığın Allah’a giden yoldaki kemâl ufku O… İşte, bütün işlerin “neye göre”si, “nasıl”ı, “ölçü ne”sinin cevabı burada; yoksa ölçü yok… Zaman ölçüsü, medeniyet ölçüsü, iş ölçüsü, kurtuluş ölçüsü, hakikat ve hürriyet ölçüsü, gaye, hedef, araç; her şeyin ölçüsü!..

Not: Bu yazıdaki tasnifler İbda Diyalektiği 3ncü Levha’dan yapılmıştır.


Baran Dergisi 421. Sayısı