AK Parti, suça sürüklenen çocuklara ilişkin yeni bir kanun teklifini Meclis'e taşıdı. 15-18 yaş grubuna müebbet hapis cezasının yolunu açan, suç örgütlerinin çocukları "maşa" olarak kullanmasının önüne geçmeyi hedefleyen bu düzenleme, ilk bakışta bir "caydırıcılık" hamlesi gibi görünüyor. Peki, sistemin bizzat kendi eliyle "canavar" haline getirdiği nesillere karşı, sadece demir parmaklıkları güçlendirmek bir çözüm mü, yoksa derinleşen bir çürümüşlüğün üzerini kapatma çabası mı?
Sathi bir müdahale mi, kökten Bir çözüm mü?
Teklif; TCK'da değişiklikler öngörüyor, ceza alt sınırlarını artırıyor ve "infaz adaleti" iddiasıyla yeni bir model çizmeye çalışıyor. Elbette suçun cezasız kalmaması ve organize suç yapılarına karşı önlem alınması devleti yönetenlerin görevidir. Ancak "barajın kapağını tutarak su baskınını durduramazsınız."
Bugün 15-18 yaşındaki bir genç, neden cinayet işleyecek veya bir suç örgütünün piyonu olacak raddeye geliyor? Bu sorunun cevabı, Meclis koridorlarında değil, bizzat bu gençleri yetiştiren "laik ve materyalist" eğitim sisteminin müfredatında ve türlü mecralardan beyinlerine zerk edilen o karanlık dünyaların zehir pompalamasında saklıdır.
Okullar: "Eğitim" mi, "Yozlaşma" mı?
Gençliği bir "makine" gibi kurgulayan, ruhunu, maneviyatını ve aidiyet duygusunu elinden alan modern eğitim sistemi, bugün eli silahlı ya da suça meyilli bireylerin en büyük fabrikasıdır. Okullarda sadece "bilgi" yüklenen ama "hikmet"ten mahrum bırakılan çocuklar, hayata karşı hiçbir manevi dayanağı kalmamış birer boşluk abidesi olarak sokağa salınıyor. Devlet, bu çocukları bu hale getiren sistemle hesaplaşmadan, sadece sonuçları cezalandırarak toplumsal huzuru tesis edemez.
Sosyal medya bataklığına düzenleme olmayacak mı?
Gençliğin 24 saatinin önemli bir kısmını geçirdiği, kültürel ve ahlaki değerlerin "değer" olmaktan çıkarılıp "içerik" haline getirildiği sosyal ağlar, suç örgütleri için de birer av sahası. Çocuklar; sanal dünyanın sahte parıltısı, şiddeti özendiren içerikler ve nihilizmle yoğrulurken, ebeveynlerin de "aile hukukundan doğan yükümlülükleri" üzerinden sorumlu tutulması, meselenin sadece bir boyutudur. Asıl soru şu: Bu gençleri o ekranlara hapseden, onları "dijital bir boşluğa" terk eden, aile yapısını parçalayan modern hayat tarzına karşı bir duruş sergileniyor mu?
Yarayı değil, hastalığı tedavi edin
Teklifin hedefleri arasında suçun caydırıcılığını sağlamak yer alıyor. Ancak biliyoruz ki; maneviyatı, ahlakı ve gaye sahibi olmayı temelden sarsan bir sistemde, cezaevi kapasitesini artırmak sadece "büyük hapishaneler" inşa etmenize yarar.
Eğer niyet gerçekten çocukları korumaksa, işe önce okulları manevi birer kaleye dönüştürerek, gençliği o zehirli dijital atmosferden kurtaracak ahlaki bir iklimi inşa ederek başlayın. Aksi takdirde, bu kanun teklifi, hastayı iyileştirmek yerine sadece daha sıkı yataklara bağlamaktan öteye geçemeyecektir. Sistemin ürettiği "canavar"ı hapsetmekle övünmek yerine, "neden canavar üretiyoruz?" sorusunun cevabını verin.
Baran Dergisi





