Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli çerçevesinde öğretim programlarında yer alan birçok kavramı milli hafıza ve güncel bilimsel gelişmeler doğrultusunda yeniden yapılandırdı. Yapılan düzenlemelerle birlikte, müfredat genelinde "öğrenme hedefi" ve "kazanım" ifadelerinin yerini "öğrenme çıktısı" alırken; tarih, coğrafya, edebiyat, felsefe ve fen bilimleri gibi derslerde yerli ve milli bir terminolojiye geçilmesi hedeflendi.

Tarih ve coğrafya derslerinde yapılan değişiklikler doğrultusunda "Orta Asya" yerine "Türkistan", "Coğrafi Keşifler" yerine "Sömürgecilik Politikaları", "Tehcir Kanunu" yerine "Sevk ve İskân Kanunu", "Haçlı Seferleri" yerine "Haçlı Saldırıları" ve "Bizans" yerine "Doğu Roma" kavramları kullanılacak. Ayrıca "Ege Denizi" için "Adalar Denizi" tanımı getirilirken; vatan kavramı deniz, hava ve orman varlıklarını kapsayacak şekilde "Mavi Vatan", "Gök Vatan" ve "Yeşil Vatan" vurgularıyla ders işleyişlerine dahil edildi.

Felsefe, sosyoloji ve fen bilimleri alanlarında ise müfredat güncel ve pratik konularla genişletildi. Felsefede kronolojik tarih akışı yerine çevre etiği, teknoloji ve hakkaniyet gibi problemler öne çıkarılırken; mantık dersine informel mantık ve safsata türleri eklendi. Sosyolojide oryantalizm, merkez-çevre kuramı ve İslam karşıtlığı gibi başlıklar işlenirken; fen bilimlerinde yeşil hidrojen ve nanoteknoloji, sağlık bilgisinde ise siber zorbalık ve gıda güvenliği gibi çağdaş konular ders içeriğine girdi.

İngiltere Merkez Bankası Başkanı'ndan "büyük şoklara hazırlık" uyarısı
İngiltere Merkez Bankası Başkanı'ndan "büyük şoklara hazırlık" uyarısı
İçeriği Görüntüle

Bu Değişiklikler Manevi Şuur İçin Yeterli mi?

Müfredat metinlerinde ve ders kitaplarındaki haritalarda yapılan isim değişiklikleri, şüphesiz milli bir hisse hizmet etme iddiası taşımaktadır. Ancak içi boşaltılmış kelimelerin, ruhsuz kalıpların ve tabelalardaki rötuşların tek başına bir nesli ayağa kaldırmaya yetmeyeceği aşikâr. Bize sadece tabelası değiştirilmiş bir terminoloji değil, o terminolojiye can verecek bir mana, ahlak ve şuur lazım. İskeleti ne kadar milli kavramlarla donatırsanız donatın, içine İslam ahlakının ruhunu üflemediğiniz sürece o bünye ölü kalmaya mahkûmdur.

Günümüzde ahlaki çöküntünün ve her türlü rezilliğin sirayet etme yaşı maalesef 11-12 seviyelerine kadar inmiş durumda. Çocuklarımız, Batı merkezli küresel kültür sanayisinin ve kontrolsüz sosyal medya mecralarının harabedici tazyiki altında. Sokakta, ekranda ve ne yazık ki okul koridorlarında aynı yabancılaştırıcı atmosferle yüz yüze gelen bir genci, sadece "Orta Asya" yerine "Türkistan" dedirterek koruyamazsınız. Ruhları imar edilmemiş, kalpleri İslam ahlakıyla teçhiz edilmemiş bir nesil, kavram düzeyindeki bu yenilikleri ancak sınav kağıdında ezberden ibaret birer şık olarak görmeye devam edecektir.

Geleceğimizi ve nesillerimizi teminat altına almanın biricik yolu; kendi kadim kültürümüzden, adab-ı muaşeretten ve köklü irfanımızdan beslenen hakiki bir ahlak ve şahsiyet eğitimi inşa etmektir. Kuru bir milliyetçilik yahut teknik bir müfredat güncellemesi, gençliğin kalbindeki mana boşluğunu dolduramaz. Kalpler itikadla, ameller ahlakla, zihinler ise kendi medeniyet nizamımızla imar edilmediği müddetçe, ne Mavi Vatan’ı koruyacak bir şuur oluşturulabilir ne de köklerine bağlı bir nesil yetiştirilebilir. Bize gereken, şekli tamamlayan değil, ruhu dirilten bir maarif davasıdır.