Türk edebiyatı tarihinde bazı yazar ve şairlerin edebî üretimlerinin yanı sıra fikirleriyle topluma yön verdikleri de görülmektedir. Necip Fazıl Kısakürek de bu yazarlarımızdan biridir. O, Cumhuriyet döneminde edebî eserlerinin yanı sıra fikrî mücadelesiyle kitleleri arkasından sürükleyen bir düşünür olarak da karşımıza çıkmaktadır. Necip Fazıl düşünce eserlerinin yanında tiyatro, şiir, hikâye, senaryo türlerindeki eserleriyle de düşüncelerini halka ulaştırmaya çalışan çok yönlü bir şahsiyettir.

1. Giriş

1800’lü yılların sonlarında ortaya çıkan bir sanat olan sinema yapısı itibariyle farklı sanatlarla etkileşim içindedir. Sinemanın felsefe, tarih, politika, mantık, astronomi, etnoloji, sosyoloji, kültür bilimi, din bilimi, mitoloji, teknoloji gibi alanların yanında müzik, dans, grafik, resim, heykel, tiyatro ve özellikle edebiyatla ilişki içerisinde olduğu genel olarak kabul edilmektedir. (Özdemir 2012: 217) Bu noktada özellikle sinemanın yazılı boyutunu oluşturan senaryo, sinemanın edebiyatla en yakın ilişki kurduğu alandır.

Necip Fazıl Kısakürek, Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatına düşünceleri ve sanat anlayışıyla yön veren önemli simalardan biridir. Hayatının ilk dönemlerinde bir arayış içinde

Sanatını da bu arayışlar etrafında oluşturur. “Anladım işi, sanat, Allahı aramakmış; / Marifet bu, gerisi yalnız çelik - çomakmış...”(Kısakürek 2014: 39) dizeleriyle Necip Fazıl, “Allah'ı aramak” olarak özetlediği sanat anlayışı içerisinde, neredeyse bütün edebî türlerde eser vermiştir. (Şen 2015: 38) Buna rağmen Türk edebiyatında daha çok şair kimliği ile ön plana çıkan Necip Fazıl benimsemiş olduğu düşüncelerini ve sanat anlayışını senaryolarıyla da ortaya koymuştur. Necip Fazıl, bu türdeki eserlerine “senaryo roman” adını vermiştir: “Abdülhak Hamid'in tiyatrolarını oynansın diye değil, okunsun diye yazması gibi, Üstad da senaryo romanlarını adeta okunsun diye kaleme almış. Onlara yalnızca 'senaryo' demekle yetinmemesi, 'roman' olarak sunması bundandır. Üslubundaki titizlik, açıklama ve tasvirlerde ayrıntıya inmesi ve nihayet onları, hayattayken bir bütün halinde yayımlaması bunu göstermektedir.” (Akbaş 2015: 33)

Necip Fazıl'ın “senaryo roman” dediği ve bazı araştırmacıların romanlarına, bazılarının tiyatrolarına ilave ederek bahsettiği senaryo eserleri yarım kalan ve ölümünden sonra En Kötü Patronla birlikte yayımlanan Battal Gazi'yi de sayarsak toplam on adettir. Bunlar; Vatan Şairi Namık Kemâl, Deprem (Çile), Villa Semer, Canım İstanbul, Kâtibim, Sen Bana Ölümü Yendirdin, En Kötü Patron, Battal Gazi, Ufuk Çizgisi, Son Tövbe’dir. Bu eserlerden Vatan Şairi Namık Kemâl 1944’te yayımlanır; Battal Gazi hariç diğerleri 1972’de kaleme alınır. Önce Senaryo - Romanları-I ismiyle Sen Bana Ölümü Yendirdin, Deprem (Çile), Kâtibim, Canım İstanbul senaryoları yayımlanır. Diğerleri ise bu kitabın devamı olarak yine 1972’de neşredilir. Senaryo Romanları 1986’da önce tek kitap olarak, 2009’dan sonra da Büyük Doğu yayınları tarafından yedi kitap halinde yayımlanır. (Şengül 2015: 123) Özellikle 2000’li yıllardan itibaren bazı film ve belgesel senaryolarının kitap olarak yayımlandığı ve bunların bir edebî eser olup olmadığının tartışıldığı (Özdemir 2012: 262) göz önünde bulundurulursa Necip Fazıl’ın bu açıdan Türk edebiyatında öncü bir isim olduğunu ama bu yönü üzerinde yeteri kadar durulmadığını söyleyebiliriz.

Necip Fazıl’ı bu şekilde sinema senaryoları yazmaya yönlendiren sebeplerin başında 1960’tan sonra yazdığı Kumandan, Ahşap Konak, Reis Bey gibi piyeslerinin ideolojisi yüzünden İstanbul Şehir Tiyatroları ve Devlet Tiyatroları tarafından sahnelenmemesi gelir. (Miyasoğlu 2009: 193) Düşüncelerini topluma yaymak için tiyatroyu önemli bir araç olarak gören (Şen 2017: 44) yazar, tiyatro sahasında ideolojik engellemelere maruz kalınca sinemaya yönelmiştir. Bu noktada Necip Fazıl’ın senaryo romanlarına içerik açısından baktığımızda onun tiyatro eserlerinde olduğu gibi millî-manevî değerlere uygun bir içerikle bu eserlerini yazdığını görürüz. O, “Allah’ı aramak” şeklinde nitelediği sanat anlayışını bu eserlerine de yansıtmıştır:

“(...) O senaryolarında Türk halkının geleneklerine, kültürel birikimine ağırlık veren bir anlayışın örneklerini vermiştir. Doğu ile Batı arasına sıkışmış ne Batılı olabilmiş ne Doğulu kalabilmiş, âdeta iki arada bir derede kimlik bunalımı içerisindeki ülke insanına yeni yollar önermiştir. Halkın kültürel birikimi ve öz değerlerine sahip çıkarken, yıllardır yok sayılan, atlanılan manevî değerleri, moral unsurları gündeme getirmiştir. O Türk toplumunun bünyesine uymayan ithal beğeni ve ilkelerin, özden kopuşun, insanları, toplumu kişiliksizleştirip savunurken, çıkış yolu olarak yerli, İslâmî düşünceyi göstermiştir. Bu anlamda NFK sinemada kendine bir misyon biçmiş, sinema için senaryo üreten değil, davası için senaryo üreten bir sanatçıdır.” (Tosun 2005: 417)

Bu makalemizde Necip Fazıl’ın sinema hakkındaki çeşitli eserlerinde yer alan düşüncelerini irdeleyerek onu sinema hakkında görüşlerini tespit etmeye çalışacağız.

2.  Necip Fazıl Kısakürek'in Sinema Hakkındaki Düşünceleri

Necip Fazıl’ın özellikle kendi hayatını anlattığı ve düşüncelerini ortaya koyduğu önemli eserlerine baktığımızda hatıralarında senaryo yazarlığına hiç değinmediğini, sinema hakkındaki görüşlerini ise çok az eserinde ortaya koyduğunu görürüz. Bâbıâli ile O ve Ben adlı hatıralarında tiyatro yaşamından bahsederken sinemaya hiç değinmemiştir. Onun sinema hakkındaki görüşlerini daha ziyade İdeolocya Örgüsü adlı eserinde ifâde ettiğini görmekteyiz.

Necip Fazıl, senaryo romanlarını tıpkı tiyatroları gibi (Şen 2017: 39) hayatının İslâmî evresinde yazmıştır. Bu noktada onun senaryolarında ve sinema hakkındaki görüşlerinde İslâmî bir yaklaşım ön plana çıkar:

"İslâm -başta edebiyat- gerçek zeminini bulmuş bütün güzel sanatların en kuvvetli himayecisi... Musikî, tiyatro, sinema bizzat ve binnefs sanat müessesi olarak Şeriatın hiçbir suretle itiraz etmediği, yalnız içine Şeriatçe yasak unsurlar girdiği nisbette yasaklanmasını gerektirdiği, mücerret asılları ve mahiyetleriyle kabahatsiz, fakat müşahhas halleri ve fiilleriyle müthiş suçlu vasıtalardır. Bu, boşaltıp yeni baştan doldurduğu taktirde hiçbir pisliğe yataklık etmiyecek vasıtalar şimdiye kadar öyle levslere depo vazifesini görmüş ve görmektedir ki, isimlerini duyan kendilerini o levslerin aynı zannetmekle mazurdur. f...)" (Kısakürek 2009: 107)

Kısakürek, İslamiyet’in şeriatça yasak unsurlar taşımadığı müddetçe sinemaya izin verdiğini belirtmektedir ve tiyatro, sinema eserlerinin İslâmî kurallara uygun olması gerekliliğini vurgulamaktadır. Böylece Necip Fazıl bu sanatlara İslâmî bir sınır çizmiştir. Çünkü o, "(...) İslâmî kurallara uygun olmayan sanat eserlerinin bireysel ve toplumsal ahlâka zararlı olduğunu ve toplum üzerinde yıpratıcı etkileri olabileceğini düşünmektedir. (...)" (Şen 2017: 47-48)

Bu noktada Necip Fazıl, İslâmî öze uygun bir sinema sanatının hayâl ettiği İslâm inkılabında vasıta olarak kullanılabileceğini düşünmektedir. İdeolocya Örgüsü'nde sinemayı bu vasıtalardan biri olarak sayar:

"Dış vasıtaların başında, bütün şubeleriyle güzel sanatlar (bilhassa edebiyat, tiyatro, sinema), yayın yolları (gazete, mecmua, kitap), telkin kürsüleri (konferans, vaaz, sohbet), kültür teşekkülleri (her köşede bir kulüp) ve İslâm sermayesine yön ve hareket verici mihraklar." (Kısakürek 2014: 201)

Necip Fazıl’ın bu eserinde sinema hakkındaki fikirlerini geniş bir açıyla görebilmekteyiz. Necip Fazıl, İslâmî bir devlet projesi çizdiği bu eserinin “Başyücelik Emirleri-Sinema” kısmında sinema sanatına kendi dünya görüşü bağlamında bir çerçeve çizmiştir. Bu noktada o, en başta sinemanın devlet kontrolü altında varlığını sürdürmesi görüşündedir: "Bundan böyle sinema, yerli ve ecnebi bütün nevileriyle, kat'î devlet murakabesi altına geçecektir." (Kısakürek 2014: 336) Böyle bir denetim mekanizmasını gerekli görmesinin sebebi Batı ülkelerinden gelen filmlerin İslamiyet’e ve ahlâka aykırı unsurlar içermesidir:

İman ve fikir İbdacılığı İman ve fikir İbdacılığı

"Batı dünyasının, hain bir ticaret gayesiyle bütün tefessüh mikroplarını, en kesif mikyasta, çerçeve çerçeve bir film kordelâsının içine yerleştirilmiş olarak cihana yayan ve tek çerçevesi atom bombasından daha tehlikeli olan cinayet, hırsızlık, rezalet, fuhuş, macera ve başıboşluk filmleri kat'î olarak yasaktır.

Amerika ve Avrupa'dan ithal edilen filmler, ancak ictimaî, ruhî, ahlâkî, terbiyevî, talimî, bediî bir fayda temsil ve bir hikmet ve ibret telkinine mevzu teşkil ettiği nisbette kabul olunmak talihine maliktir. En küçük menfî tesirin (ki Garp ve dünya sinemacılığının binde dokuz yüz doksan dokuzu böyledir) yayıcısı olan filmlere hiçbir suretle müsaade edilemez." (Kısakürek 2014: 336)

Necip Fazıl, Batı dünyasından gelen filmlerin cinayet, fuhuş, hırsızlık gibi toplumun ahlâkını bozan içerikleri yüzünden yasaklanması görüşünü savunmaktadır. Amerika ve Avrupa’dan ithal edilen filmler ancak toplumun ilmini ve ahlâkını geliştirecek içerikte iseler o zaman bunların izlenmesi meşrudur. O, bu noktada devletin bir film denetleme kurulu oluşturmasını ister. Bu kurul ithal edilen filmlerin millî ve manevî kimliğimize uygunluğunu kontrol edecektir. Bu kurulun yapacağı işlemler bir yasayla düzenlenecektir:

"Film murakabesi ve bunların memleket içine sokulup sokulmuyacağı kararının alınması işi, hususî ve mesul bir heyete verilecektir. Bu heyetin vaziyet ve salâhiyeti ayrı bir emirle çerçevelenecektir." (Kısakürek 2014: 336)

Necip Fazıl, oluşturulacak bu kurulun ithal filmlerin yanında yerli filmleri de denetleyeceğini belirtir. Yerli filmlerin senaryolarından oyuncularına kadar tüm unsurları bu kurulun kontrolünden geçmelidir:

"Yerli filmler de aynı prensip ve kaideye bağlıdır. Şu kadar ki, onlar, filmleştirecekleri(senaryo)ları, bütün (rejisör) ilâve ve (kompozisyon)lariyle beraber bu heyetin tasdikinden geçirtmek mükellefiyeti altındadırlar. Film yapıldıktan sonra yine aynı heyete gösterilir ve onun son tasvip ve izniyle halka gösterilmek imkânına erer." (Kısakürek 2014: 336-337)

Çekilen filmlerin gösterime girmesi kararı da bu kurul tarafından verilecektir. Kurulun hangi hâllerde filmleri yasaklayabileceği şöyle belirtilmiştir:

"İster yerli, ister yabancı filmlerde, ahlâkî, ruhî, hissî, fikrî, siyasî, hattâ bediî ve zevkî en küçük zaaf, sakamet ve dalâlet ifadesi, böyle bir filmin yasak edilmesi için kâfi sebeptir; ve bu hususta tek salâhiyet, memleketin en anlayışlı ve alâkalı şahıslarından seçilecek olan murakabe heyetindendir." (Kısakürek 2014: 337)

Necip Fazıl’a göre yerli ve yabancı filmlerde yer alan milletin ahlâkına, ruhuna, fikirlerine, siyasî yapısına aykırı herhangi bir nokta bu filmlerin yasak edilmesi için geçerli nedendir. Bu noktada Necip Fazıl yaşadığı dönemdeki sinema ürünlerine baktığında bu denetimden geçebilecek ölçüde eserlerin hemen hemen yok derecesinde olduğunu belirtir:

"Cihanın, ister yerli, ister yabancı, bugünkü örneklerine ve bu örneklerin belirttiği kıymet ifadesine göre, gösterilmesi iznini alabilecek film, hemen hemen yok gibidir. Bütün Amerikan, Avrupa, Arap, Türk filmciliği bugünkü örnekleriyle her bakımdan mahkûmdur." (Kısakürek 2014: 337)

1940 yılında yazdığı “Film Murakabesi” adlı yazısında Türk halkının millî-manevî değerleri yeni nesillere aşılamakta başarısız olduğunu belirten Necip Fazıl, yabancı sinema eserlerinin bunun aksi yönde bir başarı göstererek gençlerin âhlakını bozacak unsurlara sahip olduğunu belirtir. Bu unsurları şöyle sıralar:

"Cematlaşma, nebatlaşma ve hayvanlaşma misali (Tarzan)lar; bütün kanun ve nizam müeyyidelerinin aksülâmelleri (Gangster) tipleri; insan zekâsını sadece desise ve hıyanet örsünde pekleştiren casusluk ve dolandırıcılık örnekleri; en kaba mânada behîmilik arması, çıplak bacak, geniş kalça ve baygın göz; her biri yüzlerce müride malik asrî tekkelerden." (Kısakürek 2010a: 292)

Necip Fazıl, böyle bir içeriğe sahip olan Batı sinemasının tek amacının para olduğunu ve bunun için insanların ruhlarını ve ahlâkî değerlerini zedelemekten geri durmadığını vurgular:

"Avrupa, hususuyle Amerikan filmciliğinin gayesi tekdir: Parrrrra!. Bu parrrrrayı kazanmak için de, insan ruhunu en kolay gıdıklanan nahiyelerinden kavramakta tereddüt çekmezler, insan ruhunun en usta gıdıklayıcısı, onu her bakımdan yoldan çıkaran tesirler..." (Kısakürek 2010: 292)

Necip Fazıl, bu noktada 1977’de tiyatro ve sinemanın gidişatıyla ilgili kendisine sorulan bir soruya buna benzer bir şekilde şöyle cevap verir: "Sefaletin son mertebesinde buluyorum! İşte bu noktada hakkiyle karamsarım! Ne eser, ne yazar, ne tenkitçi, ne zevk, ne çile, ne estetik anlayış... Umumi fikir (dekadans)ımıza, ruh inhitatımıza ne kadar da denk!..." (Kısakürek 2009: 120)

Bu şekilde yaşadığı dönemdeki sinema eserlerini beğenmeyen Necip Fazıl, “Büyük Doğu İnkılâbı”nın gerçekleşmesiyle birlikte sinemaya yeni bir soluk geleceğini iddia etmektedir:

"Bu nisbette titiz ölçülerde anlaşılması gereken nokta şudur ki, Büyük Doğu inkılâbı, en büyük mikyasta kıymet ve ehemmiyet verdiği sinema şubesini de bizzat himaye ve teşvik edeceği ve herbiri yepyeni bir buluş ifade edecek olan yerli filmlerle canlandırmak dâvasındadır.

Dâvanın en dokunaklı telkin kürsülerinden biri olan sinemayı, devletimiz, bugünkü örneklerin yüzde yüzüne birden şâmil bir ölçüyle bütün kötülüklerden ayıklayıcı ve bütün iyiliklerle yeni baştan kurucu bir anlayış emrinde imha ve ihya edecektir." (Kısakürek 2014: 337)

Bu satırlar Necip Fazıl’ın dünya görüşü bağlamında sinemaya ne derece önem verdiğini göstermektedir. O, Büyük Doğu İnkılâbı’nın "en büyük mikyasta kıymet ve ehemmiyet verdiği sinema şubesini de bizzat himaye ve teşvik edeceği"ni belirterek bunu ortaya koymuştur. Onun bu görüşünün gerçek hayata yansıması senaryo romanları ile karşımıza çıkmaktadır. Bu türde yazdığı eserler onun sinemaya verdiği önemin somut bir örneğidir. Sinemaya verdiği önemin bir başka örneği bu sanatı komünizme karşı bir mücadele aracı olarak görmesidir: "Cinas, hayal, mecaz, remz yoluyla komünizmaya vasat hazırlayan bütün faaliyetleri (filtre) etmeyi başarmak ve bu arada tiyatro ve sinemayı başa almak." (Kısakürek 2010b: 214) O, böylece fikrî mücadelesinde sinemadan bir araç olarak yararlanmak istemektedir.

3. Sonuç

Necip Fazıl, Allah’ı arama işi olarak gördüğü sanat anlayışıyla birçok alanda eser vermiştir. Bu anlayış aynı zamanda onun yaşam felsefesi olmuştur. Sanatlardan tiyatro ve sinemayı da fikirlerini anlatabilmek için bir vasıta olarak görmüştür. Sinema hakkındaki farklı eserlerinden derlediğimiz görüşlerine genel olarak bakıldığında onun İslâmî düşünce ve yaşam tarzını yaymak için sinemadan yararlanmak istediğini görürüz. Bu bağlamda kendisi de İslâmî anlayışa uygun, millî-manevî değerleri içerisinde barındıran senaryolar yazmıştır.

Necip Fazıl’ın sinema hakkındaki düşüncelerini anlatan müstakil bir eseri yoktur. Sanatçının sinema hakkındaki görüşlerini yazmış olduğu eserlerin bazı kısımlarından öğrenmekteyiz. Kısakürek, sinema hakkındaki görüşlerini özellikle İdeolocya Örgüsü isimli eserinde sistemleştirmiştir. Ona göre sinema tıpkı tiyatro gibi bir telkin kürsüsüdür. Sinemada gösterilen filmler yerli de olsa dışarıdan da getirilse İslâmî anlayışa, millî-manevî değerlere aykırı olmamalıdır. Yine sanatçı burada devlete de sorumluluk yükler. Devlet filmleri denetlemek için bir kurul oluşturmalıdır. Bu kurul yabancı ve yerli filmleri gösterime girmeden önce incelemeli ve uygun olmayanları yasaklamalıdır. Yerli filmler bu anlayış çerçevesinde, kurulun kurallarına uygun bir şekilde oluşturulmalıdır.

Necip Fazıl, sinema hakkındaki görüşlerini bu şekilde ortaya koyarken bu düşüncelerinin gerçekleşme alanı olarak on adet senaryo roman kaleme almıştır. Böylece o, tiyatroda olduğu gibi, sinemada da teoride kalmamış, düşüncelerini uygulamaya geçirmek için eserler de vermiştir.

 

KAYNAKLAR

AKBAŞ, A. Vahap. (2015). “Necip Fazıl’ın Hikâye ve Romanları”. Necip Fazıl Armağanı. Hz: Mustafa Miyasoğlu, İstanbul: Konak Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl. (2009). Konuşmalar. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl. (2010a). "Film Murakabesi”. Çerçeve-1. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl. (2010b). “Komünizma Geliyor! 1962”. Hitâbeler. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl. (2014). Çile. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

KISAKÜREK, Necip Fazıl. (2014). İdeolocya Örgüsü. İstanbul: Büyük Doğu Yayınları.

MİYASOĞLU, Mustafa. (2009). Necip Fazıl Kısakürek. Ankara: Akçağ Yayınları.

ÖZDEMİR, Nebi. (2012). Medya Kültür ve Edebiyat. Ankara: Grafiker Yayınları.

ŞEN, Abdurrahman. (2015). “Tiyatro ve Sinemada Necip Fazıl Kısakürek”. Necip Fazıl Armağanı. Hz: Mustafa Miyasoğlu. İstanbul: Konak Yayınları.

ŞEN, Can. (2017). Körlüğü Zedelemek: Necip Fazıl Kısakürek Tiyatrosu Üzerine Bir İnceleme. Ankara: Gece Kitaplığı.

TOSUN, Necip. (2005). “Senaryo Romanlarım”. Hece: Necip Fazıl Kısakürek Özel Sayısı. Ocak 2005 (97), ss. 417-423.

Makale: Cemile Çetin

Bartın Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı yüksek lisans öğrencisi. “Necip Fazıl Kısakürek'in Senaryo Romanları Üzerine Bir İnceleme” adlı yüksek lisans tez çalışması” Bartın Üniversitesi, Çeşm-i Cihan: Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları E-Dergisi