Karar gazetesinde bugün yayınlanan “Ayasofya nasıl çorap koktu?” başlıklı yazıda Şule Demirtaş, Ayasofya’nın cami olarak açılmasından duyduğu rahatsızlığı “çorap kokusuyla” kamufle etmeye çalıştı.

İstanbul sanki hiç fetih olunmamış, Müslümanlar tarafından Ayasofya cami yapılmamış, Fatih Sultan Mehmet vakıf olarak Ayasofya’yı kapatana lanetler okumamış gibi camiye sıradan bir “tarihi eser” muamelesi yaparak tüm anlamından koparan Demirtaş, “Ayasofya Kuran’da geçmiyor o nedenle kutsal değil” diyerek insanların aklıyla alay etti.

“Taş korunsun, zulüm devam etsin” mantığıyla Ayasofya’nın cami olarak korunmasının hiçbir anlamı olmadığını ifade eden Demirtaş, ezikliğini de suyüzüne çıkartarak Avrupa’da anlamını yitirmiş tarihi eserlerdeki “ritüel”vari eylemleri örnek gösterdi:

Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez oldu Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez oldu

“İtalya Padova’da bulunan Scrovegni Şapeli 718 yaşında, Ayasofya ile arasında 1000 yıl kadar var. O da Unesco dünya mirası listesinde olan bir eser. Eserin içine girebilmek kolay değil. Zarar verilebilir endişesiyle beden ısısının regüle edilmesinden, nefesten oluşacak neme karşı önlem alınmasına, flaş kullanımına kadar tüm riskler eleniyor. Ücret mukabilinde belirli bir süre gezebileceğin şapele girmeden önce özel bir odada vücut ısısı aklimatize ediliyor. Vücut ısısı yapının iç ısısıyla aynı hale geldiğinde içeri alınabiliyorsunuz. Görevli eşliğinde yapacağınız gezide geçireceğiniz süre de kısıtlı, aynı anda içeriye alınacak kişi sayısı da. Flaş patlatmanın ismi bile anılamaz, telefonlar da fotoğraf makineleri de bu anlamda kontrol ediliyor, yüksek sesle zaten konuşulamaz.”

O sizin ciğerinizin kokusudur!

Caminin neden ayakkabı koktuğunu ifade ederken aslında Ayasofya’nın cami oluşundan rahatsızlığını dile getiren Demirtaş, esas kötü kokan şeyin kendi ciğeri olduğunu ifşa etmiş oldu.