Eski anketler ve dolaşımdaki yanılgı

Türkiye’de kitapla kurulan rabıtanın mahiyeti tartışılırken, en büyük zaaf güvenilir ve taze bilgi yerine eski verilerin tekrar edilmesinden kaynaklanıyor. Türkiye Yayıncılar Birliği ile Okuma Kültürünü Yaygınlaştırma Platformu ortaklığında KONDA tarafından hazırlanan ve 2019 senesindeki 38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı’nda duyurulan çalışma, aradan geçen zamana rağmen hâlen güncelmiş gibi zikrediliyor. Bahsi geçen çalışmada 2008 senesinde yüzde 30 seviyesinde bulunan okuma oranının 2019 itibarıyla yüzde 42 basamağına tırmandığı ileri sürülmüştü. Bilhassa tarih sahasındaki eserlere alakanın ve aile muhitinin tesirine işaret eden bu rakam, bugünün vaziyetini izah etmektenuzak bulunuyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Kütüphaneler ve Yayımlar Genel Müdürlüğü bünyesinde yürütülen çalışmalarda da benzer bir zaman aşımı göze çarpıyor. 2011 senesinde TÜİK vasıtasıyla 6 bin 200 kişi üzerinden taranan Okuma Kültürü Haritası ve 2017 tarihli GENAR iş birliğiyle yapılan araştırma, okuma meylinin yalnızca kitap temin etmekle değil; tahsil derecesi, aile iklimi ve mekân imkânlarıyla şekillendiğini belgeliyor. Ne var ki dünün anketleri, bugünün hakikatini kavramak adına yeterli bir zemin oluşturmuyor.

***

Meseleye dair resmî kayıtlar tetkik edildiğinde kütüphanelerdeki hareketlilik dikkat çekici boyutlara ulaşıyor. TÜİK’in açıkladığı verilere göre Türkiye genelindeki kütüphane adedi 44 bin 829 seviyesine erişti. Halk kütüphanelerine adım atan kişi sayısı bir evvelki seneye nazaran yüzde 15,4 nispetinde yükselerek 38 milyon 737 bin 705 rakamını buldu. Kayıtlı üye miktarı ise yüzde 8,6 artışla 6 milyon 726 bin 993 kişiye dayandı.

İran: Ciddi müzakere 7 maddenin uygulanmasına bağlı
İran: Ciddi müzakere 7 maddenin uygulanmasına bağlı
İçeriği Görüntüle

Raflardaki kitap mevcudu da azımsanmayacak derecede. Halk kütüphanelerindeki eser adedi 25 milyonu aşarken, üniversitelerin dijital ambarlarındaki elektronik kitap yekûnu 125 milyon 428 bin 957 olarak kayıtlara geçti. 2026 yılı resmî bültenlerine intikal eden 2025 yılı kütüphane icraatında ise Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi ve Millî Kütüphane başta olmak üzere bin 302 halk kütüphanesi, 557 üniversite kütüphanesi ile 43 bin 466 mektep kütüphanesi hizmet verdi. Kütüphanelerdeki mecmu kitap sayısı da 117 milyon 981 bin 58 seviyesine vardı.

Fakat kapıdan giren kişi sayısının çokluğu, doğrudan okunan kitap yahut idrak edilen fikir sayısına tekabül etmiyor; ders çalışma maksadıyla yahut mükerrer girişlerle oluşan bu kalabalık, sahici okuma seyrini perdeleyen bir görünüm de meydana getirebiliyor.

Kitap üretimi ve tüketim kalıpları

Yayıncılık sahasındaki üretim kapasitesi, fikir dünyasının nabzını tutmada bir diğer gösterge vazifesi görüyor. 2024 senesinde 73 bin 482 adet yeni kitap basılırken, toplam materyal sayısı bir önceki seneye nazaran yüzde 6,5 gerileyerek 92 bin 595 adet seviyesine indi. Basılan eserlerin dökümünde yüzde 21,4 pay ile akademik çalışmalar başı çekerken, edebî metinler ve kurgu eserler yüzde 21,3, ders ve eğitim kitapları ise yüzde 19,4 seviyesinde pay aldı.

İnternet üzerinden gerçekleştirilen ticarete bakıldığında ise çocuk edebiyatının ön plana çıktığı anlaşılıyor. Anadolu Ajansı vasıtasıyla aktarılan büyük bir çevrim içi satış platformunun kayıtlarına göre 2025 senesinde 15 milyon adet kitap siparişi verildi. Bu alışverişlerin yüzde 55’i kadınlar, yüzde 45’i erkekler tarafından gerçekleştirilirken, en fazla talep gören zümre çocuk kitapları oldu. Ancak bu satış hacmi, cemiyetin umumi okuma haritasını tek başına çizmeye yetmediği gibi ticarî bir hareketlilikten öteye de kesin bir delil teşkil etmiyor.

* * *

Kitapla rabıtası olan bir kitleyi tespit ederken kullanılan sorular ve metodoloji neticeyi bütünüyle değiştiriyor. Senelik ortalamada eline tek bir kitap alıp sayfalarını çeviren kişi ile hayatını okuma disiplini ve şuur süzgecinden geçiren bir okuyucunun aynı kefeye konulması, tahlillerde ciddi bir yanılgıya sebebiyet veriyor.

Mevcut veriler ışığında, 2026 senesine ait kesin, sıhhatli ve tek bir okuma nispeti telaffuz etmek imkânsız görünüyor. Kütüphane ziyaretçi grafikleri yahut basım adetleri birer tamamlayıcı gösterge olmaktan öte geçemezken; cemiyetin hakiki mânâda ne okuduğu, okuduğunu nasıl hazmettiği ve bu birikimin nasıl bir fikir iklimi oluşturduğu sorusu, kuru bürokratik cetvellerin çok ötesinde samimi bir sorgulamayı mecbur kılıyor.