Bugün tarihin gördüğü en büyük şahsiyetlerden olan Ulu Hakan Abdülhamid Han'ın vefatının sene-i devriyesi. Ulu Hakan Sultan Abdülhamid-i Sâni Han Hazretleri, tarihin en fırtınalı devrinde, "Hasta Adam" denilerek mirası paylaşılmak istenen bir İmparatorluğu, 33 yıl boyunca sadece zekâsı ve imanıyla ayakta tutup tekrar şahlandıran bir "Siyaset Dâhisi"dir. Üstad’ın ifadesiyle o, bir çöküş döneminde gelmiş olmasına rağmen, devleti temelinden çatısına kadar "payandalarla" tahkim etmiş; dışarıda yedi düvele, içeride ise "idrak mahrumu" Jön-Türk ve Mason ittifakına karşı tek başına bir ordu gibi çarpışmıştır. O’nun devri, paranın altın, ruhun müstakim olduğu bir bereket iklimidir ki; O’nun tahttan indirilişiyle beraber bu bereket, bir daha dönmemek üzere bu toprakları terk etmiştir.
O, Anadolu’yu ve İslâm coğrafyasını demiryolları (Hicaz ve Bağdat), mektepler, hastaneler ve fabrikalarla teçhiz eden ve vatanın dört bir bucağını mamur etmiş halkının "baba" gözüyle baktığı bir hükümdardır. Şahsî hazinesinden (Kise-i Hümayun) milletine 1552 parça eser miras bırakmış; "Kızıl Sultan" gibi adi iftiralara karşın, bir tek idam hükmünü bile imzalamayacak kadar merhamet abidesi olmuştur. Kurduğu dünya çapındaki istihbarat ağıyla düşman güçlerin her hamlesini boşa çıkarmış, Siyonizmin Filistin hayallerini bir çelik set gibi durdurmuştur.
Ulu Hakan, 34 Osmanlı padişahı içinde "dünya görüşü halinde en şiddetli Müslüman" olanıdır. O’na düşmanlık edenlerin ortak paydası; Türk’ün ruh köküne düşman olanlardır. Bugün vefatının 108. yılında görüyoruz ki; Abdülhamid Han’ın tasfiyesiyle başlayan süreç, sadece bir imparatorluğun değil, bir medeniyetin savunma hattının çöküşüdür. O, ilahi teyide mazhar bir sultan olarak, bugün yolumuzu aydınlatan yegâne meşaledir.
Otuz üç yıl boyunca bir imparatorluğun enkazını imanıyla tahkim eden, küffarın hilesini ferasetiyle boşa çıkaran ve ümmetin izzetini şahsında bir kale gibi muhafaza eden Sahipkıran Ulu Hakan Sultan Abdülhamid Han-ı Sânî Hazretleri’ni; vefatının 108. sene-i devriyesinde, temsil ettiği mukaddes davanın birer neferi olarak rahmet, minnet ve yüksek bir şuurla yâd ediyoruz. Ulu Hakan'ın ruhu şâd, makamı âli, mekânı cennet olsun.




