Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Erhan Afyoncu, Türkiye’deki 12 yıllık zorunlu eğitim sisteminin saha gerçekleriyle örtüşmediğini belirterek mevcut sistemin getirdiği sıkıntılara işaret etti. Afyoncu, çocukların kabiliyetlerine göre yönlendirilmesi gerektiğini vurgularken; zorla okulda tutulan gençlerin hem üretime katılamadığını hem de eğitim kalitesini düşürdüğünü ifade etti.
"8 yıllık temel eğitim yeterli"
Geçtiğimiz günlerde bir ortaokul öğretmeninin kendisini ziyaret ettiğini belirten Prof. Dr. Afyoncu, sahadaki acı tabloyu şu sözlerle özetledi:
"Köy ortaokulunda görev yapan bir öğretmenimiz, 8. sınıftaki çocukların artık okula gelmek istemediğini anlattı. Çocuk çoban olmak istiyor, kaportacı olmak istiyor... Ama eğitim zorunlu olduğu için aileyi jandarma ile tehdit ediyoruz. Zorla giden çocuk kendisine faydası olmadığı gibi, okumak isteyen çocukların da huzurunu bozuyor."
Afyoncu, Türkiye için 8 yıllık temel eğitimin yeterli olduğunu, bu eşikten sonra çocukların usta-çırak ilişkisiyle meslek hayatına atılmasının önünün açılması gerektiğini savundu.
Diploma putu ve atalet salgını
Afyoncu’nun dile getirdiği bu "sahne", aslında on yıllardır Batı tipi modernleşme adına dayatılan eğitim modelinin iflas bayrağıdır.
Her Bölgeye Üniversite Marifet Değil, Tahribattır
Hükümetlerin her ilçeye yüksekokul, her ile üniversite açma yarışı; sadece binalardan ibaret bir "eğitim illüzyonu" yaratmıştır. Bu kontrolsüz genişleme, Anadolu’nun yerel dokusunu bozmuş, köylüyü toprağından koparmış ve genci kendi memleketinde yabancılaştırmıştır. Marifet bina dikmek değil, o bölgenin ihtiyacı olan insanı yetiştirmektir.
Diplomalı Cahiller Ordusu Türetiliyor
Sistem, genci en verimli çağında (15-22 yaş arası) dört duvar arasına hapsederek hayattan koparıyor. Sonuç; elinden hiçbir iş gelmeyen, zanaat bilmeyen, üretimden bihaber ama elinde kağıt parçasıyla (diploma) masa başı iş bekleyen devasa bir "atalet sahibi" kitle... Diploma sahibi olmak, artık "vasıf sahibi" olmak anlamına gelmiyor.
Mesleki Eğitim
Bir gencin çoban veya kaportacı olma isteği, "eğitimsizlik" değil, bir mizaç ve toplum için zaruri bir tercihtir. Modern sistem zanaatı aşağılayıp herkesi beyaz yakalı yapmaya çalıştıkça; sanayi çıraksız, tarlalar sahipsiz, sofralar bereketsiz kalmıştır.
Netice olarak; eğitim sistemi en baştan, bir "insan yetiştirme davası" olarak ele alınmalıdır. Zorbalıkla, sınıfa tıkılan gençlikten ne alim ne de arif olur. Türkiye, diploma putunu kırıp; eli iş tutan, vatanına üretimle değer katan, şahsiyetli ve vasıflı eleman yetiştirecek "yerli ve milli" bir maarif modeline dönmek zorundadır. Aksi halde, sadece okul binalarıyla övünen ama istidatlarını kaybetmiş bir toplumun vebali hepimizin üzerindedir.
Baran Dergisi




