15 Temmuz 2016 gecesinin üzerinden on yıl geçti. O gece Türkiye, Batı destekli FETÖ'nün eliyle sahnelenen askerî bir darbe teşebbüsüyle yüz yüze geldi. Tanklar köprülere çıktı, savaş uçakları şehirlerin üzerinde alçaldı, TBMM bombalandı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi hedef alındı; Müslüman Anadolu halkının üzerine ateş açıldı. Darbecilerin niyeti bir iktidarı devirmekle sınırlı değildi. Asıl hedef, milletin iradesini kırmak ve Anadolu'yu yeniden Batıcı vesayetin tahakkümüne teslim etmekti.

15 Temmuz Darbe Girişimi6

Fakat hesaba katmadıkları bir hakikat vardı: Bu millet, iman, vatan ve mukaddesat söz konusu olduğunda meydanı düşmana bırakmaz. Minarelerden yükselen salâlarla ayağa kalkan Müslümanlar, ellerinde hiçbir silah bulunmaksızın tankların, tüfeklerin ve savaş uçaklarının karşısına dikildi. Kimi köprüde, kimi havalimanında, kimi belediye binasının önünde, kimi Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin eşiğinde mevzi tuttu. Devlet kurumlarının çözüldüğü o anda millet, iradesini bizzat sokakta yeniden inşa etti.

Darbe Girisimi Vatan Caddesi Cubbeliler 15Temmuz2016

15 Temmuz, bu milletin gündelik telaşlara ve konfora gömülü bir kalabalıktan ibaret olmadığını gösterdi. İman, vatan ve namus tehlikeye düştüğünde evinden çıkabilecek, tankın önüne yürüyebilecek bir insan mayasının hâlâ diri olduğunu ortaya koydu. O gece Bağdat Caddesi gibi noktalarda darbecilerin geçişini alkışlayanların bulunması ayrı bir gerçekti, fakat asıl manzara meydanlarda, camilerin önünde, köprülerdeydi. Millet, kavgadan kaçmadığını bir kere daha gösterdi.

Osmanlı seferlerinde ordunun ziraat ve hayvancılık seferberliği ile beslenme düzeni
Osmanlı seferlerinde ordunun ziraat ve hayvancılık seferberliği ile beslenme düzeni
İçeriği Görüntüle

Ömer Halis Demir

Meydanlarda Can Verenler

O gece Özel Kuvvetler Komutanlığı'nı darbecilere teslim etmeyen Ömer Halisdemir, baba-oğul olarak aynı meydanda şehadete yürüyen Erol ve Abdullah Tayyip Olçok, İlhan Varank, fotoğraf makinesini bırakıp darbecilerin karşısına çıkan Mustafa Cambaz, genç yaşta Kumandan Salih Mirzabeyoğlu'nun öncülüğünü yaptığı İbda fikriyatıyla tanışan, bu düşünce çizgisi çerçevesinde yargılanıp idama çarptırılan, uzun tutukluluk yıllarının ardından tahliye olan ve 15 Temmuz gecesi hiçbir tereddüt göstermeden Çengelköy'e koşan gönüldaşımız Halil Kantarcı, isimlerini tek tek sayamayacağımız bütün kahramanlarla birlikte İslâm ve Anadolu tarihinin şeref levhasına yazıldı. Kadınıyla erkeğiyle, genciyle yaşlısıyla 251 Müslüman o gece şehadete yürüdü. Aralarında meslek, meşrep ya da çevre farkı aranamaz; onları birleştiren, Anadolu üzerindeki işgal teşebbüsüne karşı canlarını ortaya koymuş olmalarıdır.

15 Temmuz-1

Bir Gecede On Yıl...

15 Temmuz'un ardından Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun dile getirdiği "Müslümanlar bir gecede on yıl ileri gittiler" tespiti, o gecenin ruhî ve tarihî mânâsını belki de en veciz şekilde özetler. Çünkü yıllarca siyaset kürsülerinde anlatılamayan, konferanslarda öğretilemeyen mücadele şuuru, birkaç saat içinde milyonlarca insanın fiilî hâline geldi. Millet, iktidarın, iradenin ve vatan müdafaasının kendi mesuliyeti olduğunu kavradı. Ölüm korkusunun aşıldığı o gece, Müslüman Anadolu insanının üzerine örtülmüş miskinlik ve mağlubiyet perdesi yırtıldı.

Salih Mirzabeyoğlu 15 Temmuz

Bu tespit önemlidir, çünkü 15 Temmuz'u yalnızca bir "demokrasi zaferi" anlatısına hapsetmek, o gece sokakta beliren iradenin kaynağını ve gerçek sahibini gözden kaçırır. O gece canını ortaya koyan, tankların önüne yürüyen kuvvet, Müslüman Anadolu milletiydi.

15 Temmuz'dan Bölgeye Taşan İrade

15 Temmuz’un asıl kıymeti, o gece meydanlarda beliren iradenin sonraki yıllarda dışa da yansımasında görülür. Türkiye, aynı dönemde Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı gibi harekâtlarla sınır ötesinde inisiyatif alan bir aktöre dönüştü. Meydanlarda kazanılan özgüven, zamanla Türkiye’nin çevresinde söz sahibi olma iradesine dönüştü; sokaktaki direniş, bölgesel bir duruşun zeminini hazırladı.

Firtina Obusu 1902110

Bugün bu tablo yeni bir aşamaya girmiş bulunuyor. Suriye’de yıllardır süren rejimin çökmesi ve yerine Ahmed Şara liderliğinde yeni bir yönetimin gelmesiyle, Türkiye’nin güney sınırında on yılı aşkın süredir devam eden çatışma ortamı farklı bir zemine oturdu. Yeni Suriye yönetimi, Türkiye ile ilişkilerini “kriz döneminden fırsat dönemine” geçiş olarak tanımlıyor; İdlib merkezli bir serbest ticaret bölgesi, altyapı ve liman yatırımları, enerji ve tedarik hatlarında Türkiye’yi bölgenin merkezine taşıyan bir işbirliği gündemde. Türkiye’nin Suriye’nin yeniden inşasına verdiği destek, yalnızca komşuluk nezaketi değil, 15 Temmuz’da sokakta doğan iradenin bölgesel bir dış politika hattına dönüşmesinin tabii bir sonucudur.

Bu irade, Suriye’yle sınırlı kalmıyor, Akdeniz’den Afrika Boynuzu’na uzanan geniş bir hatta kendini gösteriyor. Libya’da “Mavi Vatan” vizyonu çerçevesinde sürdürülen deniz yetki alanı ve enerji arayışları, Ankara’nın Doğu Akdeniz’deki konumunu tahkim ederken; Mısır’la yıllar süren gerginliğin ardından başlayan normalleşme süreci, bölgesel dengelerin yeniden kurulduğu bir döneme işaret ediyor. Somali’de ise 2011’deki tarihî ziyaretle başlayan ilişki, bugün savunma, ekonomi ve enerji alanlarını kapsayan çok katmanlı bir ortaklığa dönüşmüş durumda; Mogadişu’nun deniz güvenliğinin üstlenilmesinden Somali karasularındaki hidrokarbon arayışlarına kadar uzanan bu ortaklık, Türkiye’yi Afrika Boynuzu’nda bir güvenlik sağlayıcısı hâline getirdi. Etiyopya’daki büyüyen yatırımlar, Nijer ve Çad’daki savunma sanayii ihracatı, Libya’dan Somali’ye kadar süren arabuluculuk çabaları, aynı iradenin farklı coğrafyalardaki tezahürleridir. Meydanda kazanılan özgüvenin, on yıl içinde Şam’dan Mogadişu’ya, Trablus’tan Addis Ababa’ya uzanan bir dış politika hattına dönüşmesi, tesadüfün değil, 15 Temmuz’da yeniden keşfedilen bir iradenin ürünüdür.

İçeride Görülemeyen Muvaffakiyet

Ne var ki dışarıda kazanılan bu mevziler, içeride aynı oranda fark edilmiyor. Türkiye'nin bölgesinde son on yılda edindiği ağırlık, gündelik siyasî polemiklerin gürültüsü içinde çoğu zaman gölgede kalıyor. Sokakta bir gecede on yıl ileri giden bir milletin, dışarıda kazanılanları aynı hızla bünyeleştirip müşterek bir stratejik şuura dönüştürebildiğini söylemek güç. 15 Temmuz'u anlamak, yalnızca o geceyi ve o geceden yükselen iradeyi hatırlamakla değil, bu iradenin bugün bölgede ulaştığı noktayı görüp sahiplenmekle mümkündür.

*

15 Temmuz’un onuncu yılında yapılması gereken de budur: Meydanlarda doğan iradeyi tören konuşmalarına hapsetmeden, bu iradenin devlet üzerindeki asıl karşılığını sormak. Çünkü bir soru hâlâ cevapsız duruyor: bu devleti bir kez daha uçurumun kenarından çeken, tankın önüne yürüyen, canını hiçe sayan o irade, bugün bu devletin kurumlarında, bürokrasisinde, eğitim müfredatında, hukuk anlayışında ne kadar söz sahibi? Yoksa mesele, sokakta bedel ödeyenle masada karar vereni ayıran o eski hiyerarşi, sadece isim değiştirerek mi devam ediyor?

15 Temmuz gecesi meydanı dolduran insanın inancı, feraseti ve fedakârlığı, ertesi sabah yeniden bir kenara mı itildi, yoksa devletin iradesi gerçekten o geceden bu yana o inancın süzgecinden mi geçiyor? Onlarca yıldır bu devleti defalarca ipten alan, kimi zaman meydanda kimi zaman sandıkta bunu ispat eden bir kesim var; sorulması gereken, bu kesimin artık yalnızca koruyucu değil, kurucu sıfatıyla anılıp anılamayacağıdır. 15 Temmuz’u hakkıyla anmak, bu soruyu geçiştirmeden, doğrudan sormaktır.

*

Başta Halil Kantarcı, Ömer Halisdemir ve Mustafa Cambaz olmak üzere, 15 Temmuz gecesi şehadete yürüyen bütün Müslümanları rahmet, minnet ve dualarla anıyoruz. Allah şehadetlerini kabul ve mübarek eylesin.

Aylık Baran Dergisi