ABD'nin istihbarat raporlarına göre Küba saldırı İHA'ları tedarik ediyor ve bunları ABD'ye saldırmak için hazırlıyor.

Söz konusu raporların basına sızdırılması, Küba'ya karşı bir askeri müdahaleye zemin hazırlama girişimi olarak yorumlanıyor.

Axios'un pazar günü "gizli istihbarata" dayandırdığı haberine göre Küba, 300'den fazla askeri İHA tedarik etti ve kısa süre önce bunları Guantanamo Körfezi'ndeki ABD üssüne, ABD askeri gemilerine ve Küba'ya 230 kilometre mesafedeki ABD anakarasına saldırılar kullanma planlarını görüşmeye başladı.

Habere göre bu istihbarat raporu "ABD'nin olası askeri harekatı için gerekçe haline gelebilir." Haberde ayrıca bir ABD'li yetkiliye dayanılarak "Trump yönetiminin İHA savaşındaki gelişmeler ve Havana'daki İranlı askeri danışmanların varlığı nedeniyle Küba'yı tehdit olarak gördüğü" ifade edildi.

ABD'li yetkililer ayrıca "Küba'nın 2023'ten bu yana Rusya ve İran'dan farklı kabiliyetlere sahip saldırı İHA'ları tedarik ettiğini ve bunları ada genelindeki stratejik noktalara yerleştirdiğini" iddia etti.

Axios'a göre üst düzey ABD'li yetkili, "Kübalı yetkililer son bir ay içinde Rusya'dan daha fazla İHA ve askeri ekipman talep etti" dedi.

ABD'nin Ocak 2026'daki Venezuela müdahalesinin ardından Küba'ya da bir askeri müdahalede bulunabileceği iddia ediliyordu.

Ambargo, yalnızlaştırma ve Küba’yı teslim alma siyaseti

ABD’nin Küba’ya yönelik tavrı bugünkü İHA iddialarıyla başlamadı. Washington, 1959 Küba Devrimi’nden sonra adadaki Amerikan nüfuzunun tasfiye edilmesini kendi arka bahçesine yönelik stratejik bir meydan okuma olarak gördü. Fidel Castro yönetiminin Amerikan şirketlerini millileştirmesi, Sovyetler Birliği ile yakınlaşması ve Latin Amerika’da bağımsızlıkçı çizgiyi temsil etmesi, ABD’nin Küba’ya karşı ekonomik, siyasi ve diplomatik kuşatma siyasetini devreye sokmasına yol açtı.

1962’de Başkan John F. Kennedy döneminde ilan edilen kapsamlı ambargo, Küba’yı dünya ekonomisinden koparmayı hedefleyen en sert yaptırım rejimlerinden biri hâline geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı da mevcut politikayı “Küba Cumhuriyeti’ne yönelik kapsamlı ekonomik ambargo” olarak tanımlıyor. OFAC düzenlemelerine göre ABD yargı alanına giren kişi ve kurumların Küba ile birçok ticari ve finansal işlem yapması hâlâ büyük ölçüde yasak.

Bu ambargo, zamanla sadece ABD ile Küba arasındaki ikili bir yaptırım olmaktan çıktı. Washington, üçüncü ülkeleri, yabancı şirketleri ve uluslararası finans çevrelerini de Küba ile iş yapmaktan caydıran bir baskı mekanizması kurdu. Helms-Burton Yasası ve benzeri düzenlemeler, Küba ile ticaret yapan yabancı şirketleri de ABD yaptırımlarıyla karşı karşıya bırakabilecek bir çerçeve oluşturdu. Böylece Küba, sadece Amerikan pazarından değil, dünya finans sisteminden de dışlanmak istendi.

İşgalci Yahudiler, Batı Şeria'da idam cezasını genişletiyor
İşgalci Yahudiler, Batı Şeria'da idam cezasını genişletiyor
İçeriği Görüntüle

ABD’nin amacı, Küba halkını ekonomik olarak bunalıma sürükleyerek rejim değişikliğini içeriden zorlamaktı. Enerji, sağlık, turizm, finans ve dış ticaret üzerindeki baskılar, adanın kalkınma kanallarını daralttı. Avrupa Birliği dahi BM’de yaptığı açıklamalarda ABD ambargosunun Küba ekonomisine zarar verdiğini, halkın yaşam standartlarını olumsuz etkilediğini ve dış ticaret ile yatırım imkânlarını sınırladığını belirtti.

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu da 1992’den bu yana her yıl, 2020’de pandemi sebebiyle oylama yapılmaması dışında, ABD’nin Küba’ya uyguladığı ambargonun kaldırılması yönünde karar aldı. 2025’te yapılan oylamada 165 ülke ambargonun sona erdirilmesi yönünde oy kullanırken, ABD ile birlikte az sayıda ülke buna karşı çıktı. Bu tablo, Washington’un Küba politikasının uluslararası alanda geniş kabul görmediğini, buna rağmen ABD’nin yaptırım ve baskı çizgisinden vazgeçmediğini ortaya koydu.

Bugün sızdırılan İHA raporları da bu tarihî sürecin dışında okunamaz. ABD, Küba’yı önce ekonomik ambargo ile zayıflattı, ardından diplomatik yalnızlığa itti, sonra da güvenlik tehdidi söylemiyle askeri baskı ihtimalini masaya taşıdı. Guantanamo üssü, bu politikanın en açık sembollerinden biri olarak Küba toprağında Amerikan askeri varlığını sürdürürken, Washington şimdi aynı üssü gerekçe göstererek Havana’yı tehdit kaynağı ilan etmeye çalışıyor.

Küba meselesi bu yönüyle sadece İHA iddiasından ibaret değildir. Karşımızda, onlarca yıldır teslim alınamayan bir ülkeyi ekonomik ambargo, diplomatik kuşatma ve askeri tehdit yoluyla hizaya çekme politikası vardır. ABD’nin “güvenlik tehdidi” söylemi, çoğu zaman müdahalelerin ön hazırlığı olarak kullanıldı. Küba dosyasında da aynı senaryonun devreye sokulmaya çalışıldığı görülüyor.