Ocak 2026 “Filistin için Tutsaklar” kampanyası açısından tarihî bir dönüm noktası oldu. Birleşik Krallık’ın Gazze’de süren yıkımı silahlandırmayı bırakması talebiyle başlatılan açlık grevi, 1980’lerden bu yana Britanya hapishanelerindeki en büyük direniş hikâyesine dönüştü. O dönemde Thatcher hükümetinin on İrlandalı cumhuriyetçinin ölümüne göz yumması hâlâ hafızalardayken, yeni grevler de benzer bir siyasî vicdan sınavını tetikliyordu.
Filistin için eylem yapan Heba Muraisi için 7 Ocak son derece önemliydi; açlık grevinin altmış altıncı günüydü. Aynı gün, İrlanda direnişinin sembol ismi Bobby Sands’in hayatını kaybettiği gündü. Heba artık konuşmakta zorlanıyordu ancak kararlılığını kaybetmiyordu. On beş aydır ilk kez sesinin duyulduğunu söyleyerek, gerekirse ölüm pahasına Filistin için greve devam edeceğini ilan ediyordu.
Filistin için açlık grevine giden bir başka isim olan Kamran Ahmed de defalarca hastaneye kaldırılmış, polis müdahalesine maruz kalmıştı. Ülke genelindeki doktorlar hükümeti sorumluluk almaya çağırıyor, basın nihayet sessizliğini bozsa da haberler bir yas havası taşıyordu. İşçi Partisi hükümeti ise grevcilerin avukatlarıyla görüşmeyi dahi reddediyor, talepleri yok saymayı sürdürüyordu.
Ancak yalnızca bir hafta sonra dengeler değişti. İsrail’in merkezli silah şirketi Elbit Systems’ın Britanya kolu, Savunma Bakanlığı ile yaptığı milyarlarca sterlinlik sözleşmeyi kaybetti. Bunun ardından Heba, Kamran ve Lewie açlık grevlerini sonlandırdıklarını açıkladı. Uzun süredir engellenen mektuplar kendilerine teslim edildi, Heba’nın ailesine daha yakın bir hapishaneye nakli için onay verildi ve cezaevi yönetimiyle resmi görüşmeler başladı.
Asıl kazanım ise çok daha derindi. Açlık grevi, Elbit’e karşı yürütülen doğrudan eylemleri kitlesel bir harekete dönüştürmüş, yüzlerce insanı sokaklardaki aktif direnişe katmıştı. Birçok grevci zaten Elbit tesislerine yönelik eylemler nedeniyle bir yılı aşkın süredir yargılanmadan hapiste tutuluyordu.
İşçi Partisi hükümetinin Palestine Action’ı terör örgütü ilan etmesi bu sürecin bir sonucuydu. 2020’den bu yana grup, İsrail’in en büyük silah üreticisinin Britanya’daki faaliyetlerini ciddi biçimde sekteye uğratmış, fabrikaların kapanmasına, sözleşmelerin iptaline ve şirketlerin çekilmesine yol açmıştı. Elbit’in hükümete baskısı yıllardır artıyordu.
Gazze’deki saldırılar başladığında hareket daha da büyüdü. Filton’daki drone tesisine yapılan eylemler, Trump’ın golf sahasına yazılan sloganlar ve askeri üs baskını, devletin sabrını taşırdı. Ardından gelen yasak, kamuoyunu sindirmek bir yana, ters etki yarattı. Binlerce insan şuurlu biçimde gözaltına girmeyi göze alarak dayanışma gösterdi. Yazarlar, aktivistler ve uluslararası kuruluşlar bu baskıyı açıkça kınadı. Yâni Filistin için Tutsaklar hareketinin yaptığı eylem sadece İngiltere’deki insanları tetiklemedi. ABD’de de eylemler hızlandı.
Açlık grevlerinin tarihî gücü burada yeniden ortaya çıktı. Filistinli tutsakların yıllardır uyguladığı bu direniş biçimi, yalnızca taleplerin kabul edilmesini değil, toplumun vicdanını harekete geçirmeyi amaçlıyordu. Genç grevci Qesser Zuhrah, İrlanda’dan Guantanamo’ya, Filistin’den Britanya’ya uzanan mahkûm direniş geleneğinin bir parçası olduklarını vurguluyordu.
Bu çizgi kısa sürede uluslararası bir dalgaya dönüştü. ABD’de ve Avrupa’da dayanışma grevleri başladı, silah fabrikaları işgal edildi, hapishaneler önünde kitlesel protestolar düzenlendi. Greta Thunberg’in bile bu eylemler sırasında gözaltına alınması, hareketin ulaştığı sembolik gücü gösteriyordu.
Son grevci Umer Khalid’in de eylemini sonlandırmasıyla kampanya yeni bir aşamaya geçti. Ancak mücadele bitmiş değildi. Elbit hâlâ faaliyet gösteriyor, Palestine Action yasaklı kalıyor ve birçok aktivist hukuksuz biçimde tutuklu bulunuyordu.
Daniel Teehan’ın ortaya koyduğu temel gerçek şuydu: Hapishaneler yalnızca cezalandırma mekânları değil, devletlerin muhalefeti bastırma laboratuvarlarıdır. Ancak tarih aynı zamanda şunu da göstermektedir: Direniş en güçlü biçimlerini çoğu zaman tam da bu duvarların içinde üretir. Filistin için Tutsaklar hareketi, bu geleneğin çağımızdaki yeni halkası olarak yalnız Britanya’da değil, dünya genelinde bir siyasî uyanışı tetiklemiştir. Bir avuç tutsağın dünyada neler yapabileceğini gördünüz mü?
Tercüme: barandergisi.net




