Eğitim sistemi nasıl olmalı?

Her sahada Batı’nın gölgesi altında kalmamızın sebeplerinden bir tanesi İslâm merkezli bir maarif sistemi tesis edemeyişimizdir.

Eğitim 13.11.2021, 16:00 15.11.2021, 11:37
Eğitim sistemi nasıl olmalı?

Bugün hemen hemen her sahada Batı’nın gölgesi altında kalmamızın, ezilmişlik psikolojisini bir türlü üzerimizden atamamamızın sebeplerinden bir tanesi, hatta en başta geleni, İslâm merkezli bir maarif sistemi tesis edemeyişimizdir. Bu maarif sisteminin rahlei tedrisinden geçen genç dimağlar, en bayağısından bir taklitçilik çukurunun içine itilmektedirler. Ortada Mutlak Fikir’e nisbetle hareket eden bir devlet olmamasının tabiî neticesidir bu vaziyet... Çünkü devlet müdahalecilik şuuru çerçevesinde hayatın her şubesine el atarak dâvâ ahlâkını haiz fertler yetiştirmekle mükelleftir. Devletin bir dâvâsı yoksa hangi fikrin ahlâk şubesine nisbetle fertler yetiştirilecek? Hâlimiz biraz ironi yüklü bir biçimde bu soruyu sormayı gerektiriyor.

Dünya ilim ve fikir cereyanları karşısında aradığının ne olduğunu bilmeyen ve dolayısıyla aradığını bulduğunda da bulduğunun ne olduğunu keşfetmekten aciz bir konumdayız. Neticede ne üretebiliyor ne de üretileni alıp bünyemize tahvil edebiliyoruz. Telifçi olmadığımız gibi iktibasçı da olamıyoruz. Oysaki hak dâvânın mensupları olarak hakikatin bizim telifimiz olduğu şuuruna sahip olmalıyız. Özümseyerek iktibas ettiğimiz de bizim telifimizdir. Bunu idrak edemediğimizde ise yalnızca Batı’nın gönüllü kültür hamalları oluyoruz.

İlim her ne kadar milletlerarası bir müessese olsa da, millî bir damga ile mühürlüdür. Bu damga inancımızın ve kültürümüzün bize bahşetmiş olduğu hassanın mührüdür. İlim ve irfana İslâm dâvâsının ahlâkî şuurunu kuşanmış bir şekilde yaklaşan gençler yetiştirmekle mükellefiz. Elbette bu gençleri yetiştirecek olan muallimlerin yetişmesini sağlamadan bu mümkün değildir. Her ferde bir memuriyet tevdî etmek durumunda olan devlet, yüklendikleri memuriyetin farkında olan, kendilerini ilim ve irfana adamış muallimler yetiştirmedikçe, ne halkın muallimlere güveni tesis edilebilir, ne de ailelerin çocuklarını kayıtsız şartsız muallimlerin eline teslim etmesi sağlanabilir.

Aslında “nasıl bir maarif sistemi?” sorusunun cevabı, yazımızın önceki bölümlerinde İslâm tarihinden verdiğimiz noktalamalarda mevcuttur. Mesele o cevapları alıp zaman ve mekân şartlarına uyarlayarak bu sarmaldan çıkabilmektedir. Mesele, içinde bilmem kaç bin öğrencinin eğitim görebildiği, bilmem kaç insanın istihdam edildiği ruhsuz duvarlar inşâ etmek değil, bu duvarların içindekilere o üstün ruhu üfleyebilmektir; İslâm davası adına insanlığın problemlerine kuşatıcı çözüm teklifleri sunabilecek nesiller yetiştirmektir.

Başyücelik Hükûmeti’nin 11 Ana Dâvası Çerçevesinde Maarif Vekâleti

Başyücelik Devleti Maarif Vekâleti etrafında Maarif Sistemi’nin tekliflerine geçelim.

Başyücelik Hükûmeti’nin başlıca 11 davası vardır. Bunlar; ruh ve ahlâk dâvası, umumî irfan dâvası, köy ve köylü dâvası, şehir ve umran dâvası, ordu dâvası, dış münasebetler dâvası, bütün neşir vasıtalarını murâkabe ve himaye dâvası, iş emniyeti ve iş sahaları arasında âhenk dâvası, nüfus çoğaltma, güzelleştirme ve sağlamlaştırma dâvası, millî servet ve iktisat dâvasıdır.

Başyücelik Hükûmeti’nin tüm vekâletleri ve vekâletlere bağlı müsteşarlıklar bu dâvalara bağlı olarak muazzam bir ahenk ile hareket ederler. Bu bakımdan her biri bir bütünün parçaları mahiyetindedir.

Maarif Vekâleti, fert yetiştirmek ve topluma ruh üflemek gayesi güttüğünden hemen hemen her meselede Başyücelik Hükûmeti’nin 11 dâvası çerçevesinde bir çok vekâletle temas ve ortak teşebbüs hâlindedir.

Maarif Vekâleti bilhassa,

- Ruh ve ahlâk dâvası çerçevesinde, İslâm’a Muhatap Anlayış dâvasının tezadsız ruh ve ahlâk örgüsünün, halka nakış nakış işlenişinde ve bunun amelî sahaya yansımasında Matbuat ve Propaganda, Adliye ve Dâhiliye Vekâletleri ile,

- Umumî İrfan Dâvası çerçevesinde, “Garbın müspet bilgiler manzumesini” kendi bünyemize tahvil ederek, taklitçilikten kurtarmak ve memleketin dört bir köşesinde “en üstün ve ileri mâna irfanı ile mayalandırma”da Matbuat-Propaganda Vekâleti ve İktisat Vekâleti ile,

- Ordu dâvası çerçevesinde, en alt rütbedeki erinden, en üst rütbedeki generaline kadar İslâm’a Muhatap Anlayış dâvasının ruh ve ahlâk keyfiyetini haiz bir ordu kurmakta Savaş Vekâleti ile,

- Bütün neşir ve vasıtalarını murâkabe ve himaye dâvası çerçevesinde her türlü neşriyatın ve sosyal plândaki her icraatı terkiplendirerek İslâm dâvasının faydası yönünde kanalize etme işinde Matbuat ve Propaganda Vekâleti ile,

- İş emniyeti ve iş sahaları arasında âhenk dâvası çerçevesinde tüm memur kadrosunun hakları, halkla ilişkileri ve halkın şikâyetleri hususu etrafında devlet teşkilâtının ahengini sağlamada tüm vekâletler ile,

- Nüfusu çoğaltma, güzelleştirme ve sağlamlaştırma dâvası çerçevesinde nüfusu kemiyet olarak çoğaltmada ve İslâm ahlâkı ile ahlâklanmış; bedenen ve ruhen sıhhatli nesiller yetiştirmede Sağlık ve Bakım, Matbuat ve Propaganda, Dahiliye ve İktisât Vekâletleri ile,

Tam işbirliği içerisinde faaliyet gösterir.

Daha önceki yazılarımızda da Maarif Vekâleti’nin Halk Terbiyesi ve Evleri, Umumî Öğretim ve İlim ve Güzel Sanatlar olmak üzere birbiriyle ahenk içerisinde çalışan üç müsteşarlığa ayrıldığını belirtmiştik. Maarif Vekâletinin ve maarif meselesinin ruhunu elimizden geldiğince vermeye çalıştık. Şimdi bu üç müsteşarlık üzerinden kemmî olarak “nasıl bir maarif sistemi?” sorusunun cevaplarına göz atalım. Göz atmadan önce de tekraren hatırlatalım: “Tarih geleceğin aynasıdır”.

Halk Terbiyesi ve Evleri Müsteşarlığı

Her şeyden evvel çocuğun eğitimi ailede başlar. Çocuğun dünyaya geldiği anda karşısına çıkan ilk sosyal çevredir aile. Ferdin ahlâk şubesi, ailenin kendisine takdim ettiği yemişlerin mahiyetine göre belirir. İçtimaî bozulmaların tümü ailenin bozulması ile baş gösterir. Bu sebep ile devletin ahenginin temelinde aileden; İslâm dâvasının bir neferi olma keyfiyetine erebilecek fertler yetiştirmenin yolu ailenin bu dâvanın şuuruna ermesini sağlamaktan geçer. Ancak aile bu dâva şuuru ile kuşanmış ise İslâm dâvasının fideliği olacak müesseseye dönüşür. Hâl böyle olunca da aile müessesesi devlet tarafından birinci elden müdahale edilecek müessesedir.

Memleketin metropollerinden en ücra köşesine kadar devletin gözü ailenin üzerinde olacak, devlet tarafından sokak sokak aile zabıtaları vazifelendirilecek ve yine sokak sokak zarurî aile kursları kurulacak. Aile fertlerinin ruh ve ahlâkı kalıba sokulacak ve yetişen nesillerin de böylece bu kalıba girmesi sağlanacak. Aile müessesesine zarar verecek her türlü faaliyet ve şubeye kilit vurulacak. Nasıl ki Başyücelik Devleti’nde her ferdin dâva adına bir memuriyeti var ise, anne ve baba da devletin gönüllü mesul memuru olduklarını idrak edecek. Ahlâkî bozulmanın önüne geçmek ve nüfusu artırmak için en erken yaşta evlilik için devlet her türlü desteği sağlayacak ve âdeta erken yaşta evlilik zorunlu hâle getirilecek.

Başyücelik Devleti’nin fideliği olan aile müessesesi çocuğu 7 yaşına kadar yetiştirdikten sonra bu işi mektepler ile el ele yürütmeye başlayacaktır. Ailenin devletin mesul memuru olarak çalışmasını denetleyecek, ideal fertler yetiştirmesi için aileyi eğitecek ve aile ile mektep arasındaki ahengi sağlayacak olan Halk Terbiyesi ve Evleri Müsteşarlığı’dır.

Umumî Öğretim Müsteşarlığı

Önceki yazılarımızda günümüzde umumî öğretimde yapılan temel yanlışlıklara değinmiştik. Bugün başımıza gelen bin bir türlü belanın baş müsebbibi fikirsiz, idealsiz, aşksız ve vecdsiz yetişen gençliktir; ve dolayısıyla bu gençliğin yetişmesinden, üstüne düşen vazifeyi yerine getiremeyen devlet ve devletin eğitim ve öğretimle alakâdar olan diğer tüm şubeleri mesuldür. Bugün yaramız müfredat değişikliği, eğitim süresi değişiklikleri vesaire ile tedavi edilemeyecek derecede derindir. Devlet ve devletin her şubesi ile beraber maarif sisteminin de taşıyıcı kolonlarına dinamit koyularak patlatılması ve sıfırdan yeni bir ruh, fikir, ideal etrafında; aslında Müslümanlar olarak yaşamamızın zarurî olduğu bir sistem etrafında yeniden imâr edilmesi zarurîdir. Kemiyetten ziyâde ihtiyacımız olan ruhtur.

Sistemin yapısı hususuna aileden başladıktan sonra sıra, aileden sonra ve aile ile elele ferdin İslâm ahlâk ve dâva vecdi ile kuşanmasını sağlayıcı müesseseler olan mekteplerdedir. İlk tahsil safhasından üniversiteye kadar, mekteplerde eğitim veren muallimler birer mimardır; onlar, geleceğin fertlerinin ahlâkını, idrak seviyesini ve şuurunu imar ederler. İslâm tarihinden misallerde de gördüğünüz gibi ailelerin çocuklarını muallimlerin ellerine bırakırken benimsediği ana fikir “eti senin-kemiği benim” mantığıdır ve çocuklar Allah’ın devlete, devletin aileye ve ailenin de muallimlere birer emanetidir. Ayrıca hocalar sadece talebelere müsbet bilgiler vermekle vazifeli değildir; aynı zamanda istidatlarına göre istikballerini tayin edici ve yol almaları gereken rotaya kanalize edici bir vazifededirler. Hangi sosyal ve ekonomik statüden gelirse gelsin istidat sahibi her ferdin devlet kadrolarında en üst makamlara kadar çıkma; hatta devlet reisi olma liyakatine ermesi yolunda pay sahibidirler. Bu sebeple tez elden yetiştiricilerin yetiştirilmesi de şarttır. Burada da yetiştiricileri yetiştiren kurumların ve muallimlerin durumu ehemmiyetlidir.

Kabaca tahsil devrelerine değinelim;

Memleketin dört bir köşesinde, köylerde, bucaklarda, kasabalarda ve mahallelerde hiç bir fert kalmayacak ki mektebin tozunu yutmuş olmasın; hiç bir fert kalmayacak ki okur-yazarlıktan nasibini almış olmasın. Her fert ilk beş yıllık temel tahsili mecburî olarak tamamlayacaktır.

İlk tahsilden sonra başlayan orta tahsil devresi ise çocuğun gençliğe geçiş dönemi olan 12-17 yaş arasıdır. Orta tahsil, sağlığı, hâli, vakti müsaade eden herkes için zarurîdir. Devlet kadrolarında memuriyet sahibi olmanın en alt sınırı orta tahsil mezuniyetidir.

Orta tahsil safhasından sonra “külliye” adı ile kurulacak olan üniversiteler gelir. Üstad Necip Fazıl, külliyelerin memleketin her üç milyon kişiye isabet eden alanının ortasında bir killiye olması gerektiğini söylemiştir. Bu külliyeler birer eğitim merkezi olmanın yanı sıra birer hayat merkezi ve en az 50 bin talebenin öğrenim görebileceği yapılar olmalıdır. Külliye isminin kullanılma sebebi ise “millî şahsiyet ve şuurun ilmî ocağını temsil edecek kurum”un yabancı bir kelime ile isimlendirilmesinin abesliğindendir.

Bugün ülkemizde çokça tartışılan ve laik Batı devletlerinde bile gözden düşmeye başlayan karma eğitim garabetinin, talebeler büluğ çağına erdikten sonra, yani ilk tahsil devresi sona erdikten sonra maarif sisteminde yeri olamaz. İlk tahsil devresinde ise bunun sakıncası yoktur.

İlk tahsilden sonra kız ve erkekler ayrı eğitim görmelidir. Ayrıca kızlar için ilk tahsilden sonra eğitime devam zorunluluğu yoktur. Aslî vazifesi ev hanımlığı olan kadınlar meslek mekteplerinden de tamamen tecrit edilmiştir.

Külliyeler ve Üniversite Talebeleri

Bugün en büyük sıkıntılarımızdan bir tanesi de, üniversite talebelerinin ahvâli ve ahlâk, mefkûre ve ideolocya eksikliğine eklenen usûl yanlışlıkları neticesinde bizi, “bizim çocuklarımız” demekten imtina edecek vaziyete getirecek tavırları… Bu tavırlara vesile olan ise yine seküler dünya düzeni çerçevesinde yetiştirilmeleri ve idraklerinin iğdiş edilmiş olması. Bir öğrencinin üniversitede okuma sebebinin istikbâlde maddeten değil de mânen “yüklü meblağlar” kazanma kaygısı olmalıdır; hâlbuki bugün hemen hemen tüm üniversite talebelerinin tek düşündüğü işin maddî veçhesidir.

Üniversitelere bakışın değişmesi için çekirdekten; yani aileden başlayarak toplumun şuurunun İslâm ahlâkı çerçevesinde yeniden imarı şarttır. Üniversiteleri gelecekte para kazandıracak mesleklere sahip olmak için diploma alınması gereken kurumlar olarak görmekten ziyâde ilim ve irfana, şahsiyet kazanmaya açılan kapı olarak algılamak gerekir.

İlk tahsilden üniversite son sınıfa kadar maarif sistemimizde müsbet bilgiler, Batı’nın İslâm âlemini uyuşturma vasıtası olmuştur. Hâlbuki her fırsatta dile getirdiğimiz gibi bu bilgiler, özünde bizim malımızdır. Batı eşya üzerindeki tesiri ile bize üstünlük kurarken, biz “insanın eşya ve hadiseleri zapt ve teshir etmesi için” yaratıldığını unuttuk. Bu çerçevede Batı, bizim için papağanvari taklit edilerek kendisine ulaşılacak bir mevhumun ifadesi değildir. Yurtdışında, bilhassa Batı’da eğitim gören talebelerimizin, oralardan bilgi alarak memleketimizde iklimlendireceği yerdir. Buradan yurtdışında eğitim gören talebelerimizin de devlet adına, ilim ajanı memuriyetini haiz olduğu anlaşılır. Keza üniversitelerimiz talebeye ezbere bilgi veren değil, talebenin bilgiye nasıl ulaşacağının yolunu işaret eden kurumlar olmalıdır.

Tüm eğitim safhalarında olduğu gibi üniversitelerde de eğitim ücretsiz olacak ve eğitim üzerinden sağlanılan her türlü rantın önü kesilecektir. Harç paraları ve her türlü ücretin önüne geçilecektir. Üniversite hocalarının durumu da İslâm tarihindeki misâllerde mevcuttur. Üniversite hocaları bir nevî memleketin istikbâlinin de mimarlarıdır; bu sebep ile İslâm dâvasının ahlâkı ile ahlâklanmış, kendisini ilim ve irfana adamış ve bir günü bir gününe eş geçmeyen, üreten münevverler olmak zorundadırlar. Böylece her dalda İslâmî naslar üzerine tesis edilerek verilen eğitimle sonsuz bir hikmet ufku açılması için çaba sarf edilecektir.

İlim ve Güzel Sanatlar Müsteşarlığı

Müslüman’ın “sanattan anlamam” diyerek bir cümleye girişmesi imkân dâhilinde değildir; çünkü Müslüman her şeyden evvel Yaratıcı’nın kâinatı sanatkârane bir biçimde yaratışını idrak edebilendir. İşte sanat da Mutlak olana ulaşmakta bir yol.

Tarih boyunca İslâm Devletlerinin; Endülüs’te Ortadoğu’da, Mağrib’te, Anadolu’da ve Balkanlar’da sanatın her sahasında ortaya koymuş olduğu eserler ortada... Bugün güzel sanatlarda Batı’nın plastik medeniyetinin tesiri altında aslolanı; yani sanatı Hakk’a ulaşmak için vasıta olarak görmeyi unuttuğumuzdan, bu sahada Müslümanların esamisi okunmamakta. Üstad Necip Fazıl, İslâm inkılâbının güzel sanatlarını şu şekilde belirtir; “başta bütün şubeleriyle edebiyat, mimarî, tezyinî sanatlar; sadece amelî ve içtimaî fayda bakımından ve ihtiram dışı resim; bütün pisliklerden ve kötülük hizmetkârlığından ayıklanmış ve dâva emrine verilmiş olarak musiki, tiyatro, sinemadır. Şeytanî benliğinin madde üzerindeki putçuluk sanatı olan heykelin bizim sanat telâkkimizde hiçbir yeri yoktur; ve bizim heykellerimiz, adım başına dikilecek olan suratsız âbidelerimiz ve kitâbelerimiz olacaktır.” (4)

Unutulmamalıdır ki, güzel sanatların birçoğu Batı tarafından iktisadî, içtimaî ve ferdî bakımdan üzerimize tahakküm kurmak için kullanılmaktadır. Bu sebeple tüm güzel sanat şubeleri devlet tarafından kontrol altında tutularak, oluşturulacak ruh ikliminin hava şartlarına nisbetle kendine yol çizecektir.

Gerçek mânada sanatın Hakk’ı aramanın yolu olduğunu idrak edecek istidada sahip talebeler, bu yönde devlet tarafından sonuna kadar desteklenecektir. Üniversitelerin güzel sanatlar fakültelerinde bugün olduğu gibi Batı’nın ruhsuz ve kof anlayışı ile sanata yaklaşılmak yerine; sanatın ardındaki ruh yakalanacaktır.

Netice:

Nasıl bir maarif sistemine sahip olmamız sorusunun cevabını ve maarif sisteminin yapısına dâir bir takım genel hatları kabaca çizip tarif ettik. Bundan gayrisi, devletin birimlerinin bu çerçevede kurulacak maarif sistemine yönelik derin tetkikler yapmasına ve bu sistemi sürekli tahkim etmesine bağlıdır.

Maarif sistemi devletin ruhunu millete aksettireceği için ehemmiyetlidir; buradan da anlaşılıyor ki, en başta devletin İslâm dâvasının sancaktarı olma keyfiyetine erdirilmesi gerekmektedir. Tüm vekâletlerin içiçe ve en girift meselelerde bile işbirliği hâlinde çalışacağı bir mekanizma olarak bizim tek gördüğümüz, müşahhas mânâda da hatları çizilerek ortaya koyulmuş tek orijinal önerme, Başyücelik Devleti’dir. Başka bir önerisi olan var ise, koysun ortaya, onun üzerinde de konuşalım.

Faruk Hanedar

Makalenin tamamı için TIKLA

Yorumlar (0)
15
açık
Namaz Vakti 04 Aralık 2021
İmsak 06:34
Güneş 08:05
Öğle 12:59
İkindi 15:22
Akşam 17:43
Yatsı 19:09
Günün Karikatürü Tümü