Birinci Dünya Harbi’nin son safhasında Filistin Cephesi’nde yaşanan yenilgi, Osmanlı ordusunun Şam ve Halep’e kadar çekilmesine, İngiliz kuvvetlerinin Suriye istikametinde önünün açılmasına ve mütareke sürecinin hızlanmasına yol açtı. Cephede İngiliz ordusunun yanında Yahudi askerî birlikleri savaşırken, Osmanlı hatlarının gerisinde İngilizlere bilgi taşıyan Yahudi istihbarat ağları faaliyet gösterdi. Buna karşılık savaşın bütün Arapların Osmanlı’ya karşı ayaklanmasıyla kaybedildiği yönündeki yaygın anlatının aksine, binlerce Arap asker Osmanlı ordusu içerisinde İngilizlere karşı savaşmayı sürdürdü.
Osmanlı Devleti’nin Filistin’deki savaşı, Birinci Dünya Harbi’nin en kritik cephelerinden birini oluşturdu. İngiltere, savaş boyunca Osmanlı’nın Ortadoğu ile bağını kesmek ve bölgeyi kendi askerî ve siyasî hâkimiyeti altına almak için özellikle Mezopotamya ve Filistin hattına ağırlık verdi. İtilaf kuvvetlerinin Avrupa’nın farklı cephelerinde yürüttüğü birçok harekât sonuçsuz kalırken, Osmanlı toprakları üzerinde esas ilerleme Ortadoğu’da sağlandı.
İngiltere’nin bölgeye yönelik planları savaş yıllarında ortaya çıkmış değildi. Osmanlı coğrafyasının Suriye, Filistin, Irak ve Anadolu gibi büyük bölgelere ayrılarak siyasî, askerî ve ekonomik denetim altına alınması İngiliz politikasının temel hedefleri arasında bulunuyordu. Bu sebeple Filistin’de yürütülen savaş, yalnızca cephede karşı karşıya gelen iki ordunun mücadelesi olarak kalmadı; propaganda, istihbarat ve bölgedeki yerel unsurların kullanılması da savaşın önemli parçalarından biri hâline geldi.
Gazze hattı kırıldı
Filistin’deki Osmanlı savunmasının en önemli merkezlerinden biri Gazze’ydi. İngiliz kuvvetleri 1917 boyunca bölgeyi ele geçirmek için art arda saldırılar düzenledi. 31 Ekim 1917’de başlayan Üçüncü Gazze Muharebesi, Osmanlı savunmasının çözülmesiyle sonuçlandı ve General Edmund Allenby komutasındaki İngiliz birlikleri 7 Kasım’da Gazze’ye girdi. Gazze’nin kaybedilmesinin ardından İngiliz ordusu Filistin’in içlerine doğru ilerlerken Kudüs üzerindeki askerî baskı da giderek arttı.
1918 Eylülüne gelindiğinde İngiliz ordusunun yeni taarruzu Osmanlı savunmasını tamamen sarstı. 8. Ordu dağıldı, 7. Ordu ağır kayıplar ve esirler vererek geri çekildi, Yıldırım Orduları Grubu karargâhı da kuzeye taşınmak zorunda kaldı. Filistin’de birkaç yıl boyunca korunan savunma düzeni kısa sürede çözüldü ve geri çekilme Suriye istikametine doğru genişledi.
Filistin’deki büyük yenilgi Osmanlı Devleti’nin savaşı sürdürme imkânlarını ciddi biçimde daralttı. Eylül 1918’de İngiliz ordusu karşısında yaşanan çözülmenin ardından mütareke süreci de hızlandı. Filistin’in kaybı böylece yalnızca bir cephe yenilgisi olarak kalmadı; Osmanlı Devleti’nin savaşın dışına itilmesine giden sürecin en ağır halkalarından biri hâline geldi.
İngilizlerle birlikte savaşan Yahudi birlikleri
Filistin Cephesi’nin dikkat çeken unsurlarından biri, İngiliz ordusu içerisinde oluşturulan Yahudi askerî birlikleriydi. İngiltere’de askere alınan Yahudilerden üç özel tabur kuruldu ve bu birlikler daha sonra “Yahudi Lejyonu” adıyla bilinen askerî teşkilatın çekirdeğini oluşturdu. Böylece Yahudi gönüllüler, İngiliz ordusunun bünyesinde doğrudan Osmanlı kuvvetlerine karşı savaşa sokuldu.
Vladimir Jabotinsky’nin girişimleriyle Rusya, Amerika, Fransa, İngiltere ve İtalya’dan Yahudi gönüllüler toplandı. Yaklaşık beş bin kişiden meydana geldiği belirtilen kuvvet, 1918’de Filistin’e getirildi ve General Allenby’nin emri altında Osmanlı ordusuna karşı savaşa katıldı. 1917 yazında kurulan ve daha sonra Yahudi Lejyonu adını alan başka bir birlik de Yarbay Patterson’un komutasına verilmişti. İngiliz yönetimi bu birliklerden Filistin harekâtında doğrudan yararlanmayı planlıyordu.
Osmanlı hatlarının gerisinde casusluk ağı
İngiltere’nin Filistin’de yürüttüğü faaliyet askerî birliklerle sınırlı kalmadı. Osmanlı ordusunun gerisinde geniş bir istihbarat faaliyeti de sürdürüldü. Bölgedeki Yahudi casusluk ağları Osmanlı birliklerinin hareketleri ve askerî durumuyla ilgili bilgileri İngilizlere ulaştırıyor, kıyı açıklarındaki İngiliz gemileriyle karadaki casuslar arasında ışık sinyalleriyle bağlantı kuruluyordu. Osmanlı istihbaratı daha sonra bu casusluk şebekelerinden birini tespit etti.
İngilizler adına Osmanlı hatlarının gerisinde çalışan önemli isimlerden biri Aaron Aaronsohn’du. Aaronsohn’un başında bulunduğu grup bölgede istihbarat topladı ve Filistin’in İngilizler tarafından işgaline yönelik hazırlıklara bilgi sağladı. İngiliz askerî çevreleri de bu grubun faaliyetlerinden ciddi biçimde yararlandı. Böylece Filistin Cephesi’nde Osmanlı ordusu bir taraftan düzenli İngiliz birlikleriyle savaşırken, diğer taraftan kendi gerisindeki istihbarat faaliyetleriyle mücadele etmek zorunda kaldı.
Kudüs’ün kaybı müttefiklerde de kutlandı
Osmanlı ordusunun Filistin’de gerilemesiyle Kudüs de İngiliz kuvvetlerinin eline geçti. Kudüs’ün kaybının ardından ortaya çıkan tablo, Osmanlı Devleti’nin savaş içerisindeki yalnızlığını göstermesi bakımından dikkat çekiciydi. İngiltere’de zafer kutlanırken Osmanlı’nın savaş müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan kamuoyunda da Kudüs’ün düşüşünden memnuniyet duyan çevreler bulundu.
İlber Ortaylı’nın aktardığına göre Kudüs kaybedildiğinde Avusturya-Macaristan ve Almanya’daki kamuoyunda, Britanya’daki kutlamalardan geri kalmayan bir sevinç yaşandı. Böylece Osmanlı Devleti cephede İngiltere ile savaşırken, aynı ittifak içerisinde bulunduğu ülkelerin kamuoylarında Kudüs’ün Osmanlı hâkimiyetinden çıkması sevinçle karşılanıyordu.
Arap isyanı Hicaz hattında kaldı
Filistin Cephesi’nin yenilgisinin ardından Türkiye’de yerleşen en güçlü anlatılardan biri, Osmanlı ordusunun “Araplar tarafından arkadan vurulduğu” oldu. Şerif Hüseyin ve ona bağlı bazı kabilelerin İngilizlerle işbirliği yaparak Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandığı biliniyor. Ancak bu isyan bütün Arap coğrafyasına yayılmadı ve bütün Arapların ortak hareketi hâline gelmedi.
İsyancı kuvvetlerin esas faaliyet sahası Mekke-Maan hattıydı. Çatışmalar büyük ölçüde Filistin’deki ana cephenin gerisinde yaşandı. İngiliz subaylarının kendi raporları da Arap isyancıların askerî gücünün sınırlı kaldığını gösteriyor. Hicaz demiryoluna yönelik saldırılara katılan İngiliz Albay Newcombe, Arap birliklerinin Osmanlı kuvvetlerine ciddi maddî zarar verebileceğine inanmadığını bildirirken, İngilizlerin Ürdün bölgesinde düzenlediği başka bir harekâtın başarısızlık sebepleri arasında da Araplardan beklenen desteğin gelmemesi gösterildi.
Binlerce Arap Osmanlı saflarında savaştı
Şerif Hüseyin’e bağlı kuvvetler İngilizlerle hareket ederken çok sayıda Arap asker Osmanlı ordusunun içerisinde İngilizlere karşı savaşmayı sürdürüyordu. Osmanlı ordusunda Suriyeli, Filistinli ve diğer Arap vilayetlerinden askerlerin yer aldığı birlikler bulunuyor, bazı birlikler ise tamamen Arap askerlerden meydana geliyordu.
Birinci Kanal Seferi’nde tamamen Araplardan oluşan 25. Fırka görev yaptı. Arap askerlerden kurulan menzil teşkilatı da Osmanlı ordusunun ikmal faaliyetlerinde yer aldı. Suriyeli ve Filistinli askerlerden meydana gelen bu birliklerde sefer boyunca firar veya ihanet vakalarının yok denecek kadar az olduğu aktarıldı.
Binbaşı Mümtaz Bey komutasındaki Arap gönüllü müfrezesi Elariş’e kadar ilerlerken Osmanlı kuvvetleri içerisinde yaklaşık bin beş yüz gönüllü Arap süvari de görev yaptı. Arap kökenli Osmanlı asker ve subayları savaşın farklı cephelerinde hayatlarını kaybetti. Dolayısıyla Filistin Cephesi’ndeki mücadeleyi “Türkler ile Araplar arasındaki savaş” şeklinde göstermek, Osmanlı ordusunun gerçek yapısını da göz ardı ediyor.
Suriye’de geniş çaplı isyan çıkmadı
Suriye ve Filistin’de yaşayan Arapların önemli bir kesimi savaşın son dönemlerine kadar Osmanlı idaresine bağlılığını sürdürdü. Cemal Paşa’nın hatıralarında bölgedeki şehirlerde Osmanlı lehine yapılan gösterilerden ve halkın Hilafet makamına bağlılığından söz ediliyor. Türk ve Arap askerlerin aynı birlikler içerisinde görev yaptığı, Arapların önemli bölümünün Hilafete bağlı kaldığı ve tamamen Araplardan oluşan birliklerin cephede savaşmayı sürdürdüğü belirtiliyor.
Suriye ve Filistin’deki halkın bağlılığına duyulan güven sebebiyle bazı iç güvenlik görevleri Arap birliklerine bırakıldı. Filistin’deki Osmanlı ordusu tamamen çözülene kadar Suriye’de geniş çaplı bir isyanın ortaya çıkmadığı da kayıtlara geçti. Bu durum, bölgenin tamamının İngilizler lehine ayaklandığı yönündeki genellemenin sahadaki durumla örtüşmediğini gösteriyor.
Arap milliyetçiliği kitlesel ayrılık hareketine dönüşmemişti
Birinci Dünya Harbi öncesinde Arap coğrafyasında milliyetçi hareketler bulunmasına rağmen bunlar bütün Müslüman Arapları kapsayan müşterek bir ayrılık hareketine dönüşmemişti. Müslüman Arapların önemli bir bölümü Osmanlı Devleti’ni yabancı bir sömürge yönetimi olarak görmüyor, devletin Müslüman kimliği ve Avrupa işgaline karşı koruyucu konumu Osmanlı’ya bağlılığın sürmesinde etkili oluyordu.
Arap milliyetçiliğinin ilk dönemlerinde Hristiyan Arap aydın ve yayıncıların etkisi daha belirgindi. 1870’li yıllarda Müslüman Araplar arasında Osmanlı’dan ayrılma düşüncesinin zayıf olduğu belirtilirken, Şerif Hüseyin’in İngilizlerle birlikte hareket etmesi de bütün Arapların desteğini almadı. Şerif Hüseyin’in Hilafet makamına karşı girişimi özellikle Hindistan Müslümanları arasında tepkiyle karşılandı.
İngiltere Mısır’ı propaganda merkezi yaptı
İngiltere, Osmanlı Devleti’ni Arap vilayetlerinden koparmak amacıyla Mısır’ı da yoğun şekilde kullandı. Bölgede Osmanlı Hilafeti’ne alternatif bir Arap Hilafeti fikri yayılmaya çalışıldı ancak bu girişim Mısır halkı ve ulemanın çoğunluğu üzerinde beklenen karşılığı bulmadı.
Osmanlı yanlısı Hidiv Abbas yönetimden uzaklaştırılarak İngiltere’ye yakın Hüseyin Kamil işbaşına getirildi. Buna rağmen halk içerisindeki Osmanlı bağlılığı tamamen ortadan kalkmadı. Osmanlı ordusunun Süveyş’i geçerek Mısır’a girmesi hâlinde İngilizlere karşı bir hareket başlatılabileceği beklentisi bölgede varlığını korurken Mısır, savaş yıllarında Siyonist faaliyetlerin ve Osmanlı karşıtı propagandanın önemli merkezlerinden biri hâline geldi.
İngilizlerin beklediği büyük isyan gerçekleşmedi
İngiltere’nin hesabı, Osmanlı yönetimindeki Arap bölgelerinde geniş çaplı bir ayaklanma meydana getirmekti. Ancak Şerif Hüseyin’in hareketi Hicaz bölgesi dışına beklenen ölçüde yayılamadı. İngilizlerin desteklediği Arap kuvvetleri Filistin Cephesi’ndeki esas Osmanlı savunmasını çökertecek askerî güce ulaşmadı.
David Fromkin’in aktardığı değerlendirme durumu açık biçimde özetliyordu: Arap İsyanı’nın İngiltere’yi kurtarması beklenirken İngiltere, Arap isyancı kuvvetlerini desteklemek zorunda kaldı. Bu sırada Filistin’deki esas savaşı düzenli İngiliz birlikleri, İngiliz komutasındaki yardımcı kuvvetler ve bölgedeki istihbarat ağları yürütüyordu.
Filistin düştü, yol Şam’a açıldı
1918 Eylülündeki büyük İngiliz taarruzuyla Osmanlı ordusunun Filistin savunması çöktü. 8. Ordu ağır biçimde dağıldı, 7. Ordu kuzeye çekildi ve İngiliz birlikleri Filistin’den Suriye’ye doğru ilerledi. Şam’ın kaybedilmesinin ardından Osmanlı kuvvetlerinin geri çekilişi Halep istikametine kadar sürdü. Birkaç yıl önce Süveyş Kanalı’na doğru ilerlemeye çalışan Osmanlı ordusu artık Anadolu’nun güneyine çekilmek zorunda kalmıştı.
Filistin ve Suriye’deki askerî çöküş, Osmanlı Devleti’nin savaşta tutunma imkânlarını büyük ölçüde ortadan kaldırdı. İngiltere ise Ortadoğu’daki en önemli askerî engellerden birini aşmış oldu. Filistin’in kaybıyla Osmanlı’nın güney hattı çökerken İngiltere’nin yıllardır üzerinde çalıştığı bölgesel hâkimiyet planlarının uygulanabileceği geniş bir alan ortaya çıktı.
Filistin Cephesi’nin geride bıraktığı tablo
Filistin Cephesi’nin üzerinden geçen yıllara rağmen savaşın hafızası büyük ölçüde “Araplar bizi arkadan vurdu” cümlesi üzerinden anlatıldı. Şerif Hüseyin ve bazı kabilelerin İngiltere ile birlikte Osmanlı’ya karşı savaştığı doğruydu. Buna karşılık binlerce Arap asker Osmanlı ordusundan ayrılmadı, tamamen Araplardan kurulan Osmanlı birlikleri cephede görev yaptı, Suriyeli ve Filistinli askerler ordunun ikmal hatlarında çalıştı.
Aynı dönemde İngiliz ordusunda Yahudi Lejyonu adıyla oluşturulan birlikler Osmanlı’ya karşı silahlı mücadeleye katıldı, Osmanlı hatlarının gerisinde Yahudi istihbarat ağları İngilizlere askerî bilgi sağladı ve İngiltere, Mısır’dan Filistin’e kadar propaganda ve istihbarat faaliyetlerini yoğunlaştırdı. Filistin Cephesi’nin çöküşü bütün bu askerî, siyasî ve istihbarî şartların bir araya geldiği ortamda meydana geldi.
Fikret Aktaş’ın Yakın Tarihimizi Sorgulamak eserinde bir araya getirilen kayıtların ortaya koyduğu tablo da Filistin Cephesi’nin yaygın tarih anlatısından çok daha geniş olduğunu gösteriyor. Şerif Hüseyin’in sınırlı isyanının bütün Arap halkına mal edilmesi, Osmanlı ordusunda savaşan binlerce Arap askeri ve İngilizlerle birlikte hareket eden diğer unsurları tarih anlatısının dışında bırakıyor.
Filistin’de yaşanan büyük çözülmeyle Osmanlı’nın güney hattı kırıldı, İngiliz ordusu Şam’a kadar ilerledi ve İstanbul’u mütarekeye götüren süreç hızlandı. İngiltere’nin Ortadoğu’ya yönelik uzun vadeli planlarının önündeki askerî engeller kalkarken, Filistin toprakları da sonraki dönemde kurulacak yeni siyasî düzenin merkezlerinden biri hâline geldi.




