Özel Haber

İsmailağa'yı dizayn operasyonu: Bayram Hoca cinayetindeki karanlık bağlantılar!

3 Eylül 2006 Pazar sabahı İsmailağa Camii kürsüsünde şehit edilen Mektubatçı Bayram Ali Öztürk Hoca’nın dava dosyası, aradan geçen 20 yıla rağmen hâlâ aydınlatılmayı bekleyen bir dosya olarak orta yerde duruyor. Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu avukatlarından Hamza Uçan ve Platform Başkanı Cumali Hisar’ın TV NET ekranlarında yaptığı açıklamalar, cinayetin ardındaki uluslararası istihbarat ağını, FETÖ parmağını ve bilinçli delil karartma süreçlerini yeniden kamuoyunun gündemine taşıdı

Abone Ol

Üç aşamalı profesyonel hücre operasyonu

Avukat Hamza Uçan’ın hukuki değerlendirmelerine göre Bayram Ali Öztürk cinayeti, hücre sisteminin işletildiği son derece profesyonel bir siyasi cinayettir. Tetikçi Mustafa Erdal’ın, cinayet sabahı “tesadüfen” Fatih Çarşamba semtinden geçerken kalabalığı görüp camiye girdiği yönündeki resmi tez tamamen kurgudan ibarettir. Mustafa Erdal, o dönem İsmailağa cemaatiyle doğrudan organik bağı bulunan Bağcılar merkezli bir derneğin aktif üyesiydi. Katilin aile bireylerinin emniyet ve savcılık kayıtlarına geçen resmi beyanlarında, Mustafa Erdal’ın çevreye "Bayram Ali Öztürk ilim olarak yetersiz, yakında cemaatin başına ben geçeceğim" şeklinde iddialı sözler sarf ettiği açıkça sabittir. Katil, özellikle eşi tarafından terk edildikten sonra bu derneği adeta mesken haline getirmiş ve cinayet günü de camiye bu dernekten isimlerle birlikte intikal etmiştir.

Karartılan deliller

Dava dosyasında yer alan ve bugüne kadar kamuoyundan gizlenen en büyük skandallardan biri, cinayet sabahı yaşanan uluslararası telefon trafiğidir. Tetikçi Mustafa Erdal’ın mesken tuttuğu derneğin yöneticileriyle organik bağı bulunan bir şahıs, cinayetin işlendiği 3 Eylül 2006 sabahı saat tam 04:58’de, yani sabah namazından hemen önce, Radoslav Petkov Radev isimli Rus pasaportu taşıyan karanlık bir şahsı telefonla aramıştır.

Sabahın o saatinde, İsmailağa’daki sohbete giden bir dernek yetkilisinin bir Rus vatandaşını hangi amaçla aradığı sorusu, dönemin soruşturma makamları tarafından tamamen görmezden gelinmiştir. Soruşturma makamları Rus pasaportlu Radev’in ifadesini almaktan kaçınmış, şahsın başka ülke pasaportlarına sahip olup olmadığını araştırmayı ihmal etmiştir.

Daha da çarpıcı olanı, katil Mustafa Erdal’ın evinde yapılan aramada ele geçirilen 60 sayfalık şahsi not ve "istihare notları", emniyet tutanaklarında tescilli olmasına rağmen dosyadan tamamen buharlaştırılmıştır. 2012 yılında ise davanın en kritik evraklarını barındıran 1 ve 6 numaralı klasörler esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştur. Dosyaya bakan dönemin savcıları Süleyman Pehlivan, Cihan Kansız ve Salim Duran gibi isimlerin tamamının daha sonra FETÖ üyeliğinden mahkûm olması, delillerin hangi irade tarafından karartıldığını açıkça ortaya koymaktadır. İlk savcının tutuklama talebiyle sulh cezaya sevk ettiği iki şüpheli ise sipariş usulü devreye sokulan bir aile hâkimi tarafından serbest bırakılmış, böylece dosyanın esastan tıkanmasına sebep olmuştur.

Önceki suikast teşebbüsleri

Bayram Hoca, kendisine yönelik tehdidin farkındaydı ve yakınlarına 600 dolar vererek bir çelik yelek satın aldığını beyan etmişti. Nitekim bu cinayetten önce de defalarca suikast girişimine maruz kalmıştı. 22 Ağustos tarihinde Tekirdağ’da uğradığı suikast girişimi son anda engellenmişti. Benzer şekilde Küçükköy Mevlana Camii’nde görev yaptığı esnada, "Koyuncu İsmet" lakaplı yakın arkadaşının dikkati sayesinde 34 santimetrelik bir bıçakla yapılacak olan saldırı son anda atlatılmıştı. Bayram Hoca, o gün arkadaşına "İsmet, bu aramızda kalacak. Bunu ben şehit olduktan sonra açıklarsın" diyerek kaderine olan teslimiyetini ortaya koymuştu. Tekirdağ ve İstanbul’daki baz istasyonu (HTS) kayıtları incelendiğinde, her iki suikast girişiminde de aynı şahısların ortak telefon trafiği gerçekleştirdiği tespit edilmiştir.

3 Eylül sabahı yaşanan linç hadisesi de bu profesyonel kurgunun bir parçasıdır. Görgü tanıklarının ifadelerine göre, o gün caminin ön saflarında daha önce hiç görülmemiş, İstanbul dışından ve farklı ilçelerden organize şekilde gelmiş yabancı simalar mevcuttu. Kürsüde tek bir bıçak darbesiyle hoca şehit edildikten hemen sonra, cami içinde profesyonel bir arbede başlatılmıştır. Cemaatin dikkatini dağıtmak ve dışarıdan bir saldırı olduğu algısını yaratmak adına caminin camları birileri tarafından dirseklerle kırılmıştır. 3 bin kişilik cemaat içinde yaklaşık 50 kişilik bir hücre, tetikçi Mustafa Erdal’ı orada hemen linç ederek susturmuştur. Aynı yapı, çıkardığı kargaşa ve engellemelerle Bayram Hoca’nın hastaneye yetiştirilmesini geciktirermiştir. Katilin cebinde açık kimliğiyle eylem yerine gelmesi, arkasındaki gücün kendisini orada susturacağına olan kesin inancından kaynaklanmaktadır. Amaç, hem hocayı ortadan kaldırmak hem de "İsmailağa’da cami içinde vahşi linç yapıldı" propagandasıyla muhafazakâr camiayı amansız bir medya savaşıyla mahkûm etmektir.

Adalet Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığına çağrı

Şehadet haberinin duyulmasıyla birlikte hocalarına sahip çıkan İBDA mensupları Fatih Camii'ndeki cenazede en ön safta yer almış, dönemin statükosu tarafından "terör örgütü propagandası" suçlamasıyla gözaltına alınarak baskılanmak istenmiştir. O günden bu yana Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu, tamamen organik delillere dayanarak bu davanın peşini bırakmamıştır. Katilin yıllardır saklanan HTS kayıtları, platformun üstün gayretleriyle bizzat ortaya çıkarılmıştır.

Hocaefendi’nin acılı eşinin bu büyük ızdırap sebebiyle yıllardır yatalak hasta olduğunu, çocuklarının büyük bir mağduriyet yaşadığını ifade eden Platform Başkanı Cumali Hisar, devletin zirvesine şu kararlı sözlerle seslenmektedir:

"Biz 20 yıldır 3 Eylül 2006 sabahında takılı kaldık. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dan ve Adalet Bakanımız Akın Gürlek’ten Allah rızası için bu dosyaya el atmalarını talep ediyoruz. Sinan Ateş dosyasında, Hrant Dink dosyasında ailelerle görüşen irade, 1 yıldır Bayram Hoca’nın oğlu Mahmut Öztürk’ün randevu talebini bekletmektedir. Fener Rum Patriği devletin zirvesiyle kolayca görüşebilirken, bu toprakların evlatları dertlerini anlatmakta engellerle karşılaşıyor. Bizim tek gayemiz hukukun işletilmesidir. Tehditler karşısında kararlılıkla direneceğiz. İş yerimize mermi bıraktılar, telefonla tehdit ettiler fakat biz bu hukuki mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz."

Şehit Bayramali Öztürk Platformu, cinayete dair en ufak bir bilgi kırıntısına bile sahip olan duyarlı vatandaşlar için 0537 622 40 44 numaralı bir ihbar hattı kurmuştur. Bu uluslararası suikastın ardındaki karanlık ellerin, FETÖ ve yabancı istihbarat servislerinin deşifre edilmesi, kadim devlet geleneğinin ve kamu vicdanının en büyük namus borcudur.

Şehit Bayram Ali Öztürk kimdir

Şehit Bayram Ali Öztürk Hoca, 1952 yılında Trabzon'un Of İlçesi'nde dünyaya geldi. Çocukluk yıllarını Adapazarı'nda geçirdikten sonra Erzurum Yüksek İslam Enstitüsü’nü başarıyla tamamladı. İlahiyat eğitiminin yanı sıra hukuk eğitimi de alan Bayram Hoca; Farsça, Arapça, Osmanlıca, İngilizce ve Fransızca olmak üzere 6 yabancı dile ileri derecede hâkimdi. İlim tahsiline olan muazzam aşkı sebebiyle evinde 28 bin ila 40 bin ciltlik devasa bir kütüphane kurmuştu. Şehadetinin ardından evinden tam iki tır dolusu kitap tahliye edildi. Günde bin sayfa kitap okuyan, muazzam bir hafızaya sahip olan bu hocaya üstadı Mahmud Efendi Hazretleri bizzat "Yürüyen Kütüphane" lakabını uygun görmüştü.

Bayram Hoca, zamanının neredeyse tamamını kütüphanesinde geçirir, dinlenme vakitlerini bile sadece okuyarak değerlendirirdi. Tefsir, hadis, fıkıh gibi temel İslami ilimlerin yanında felsefe, psikoloji, sosyoloji ve mantık alanlarında da derin bir vukufiyete sahipti. Medreselerde her hocanın okutmaya cesaret edemediği Şerhu’l-Mevakıf gibi ağır eserlerin derslerini kolaylıkla verirdi. En büyük uzmanlık alanı ise İkinci Bin Yılın Yenileyicisi İmam-ı Rabbani Hazretleri'nin Mektubat-ı Rabbani eseriydi. Büyük Doğu Mimarı Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in "Allah ve Resulünün kitaplarından sonra dinin en büyük eseri" olarak tanımladığı Mektubat’ın inceliklerini en iyi bilen isim olması sebebiyle İslam dünyasında "Mektubatçı Bayram Hoca" olarak şöhret kazandı.

Diyalog tuzaklarını ifşa eden kürsü

Bayram Ali Öztürk Hoca, vaazlarında ümmetin birliğini savunurken küresel sömürgeci güçlere, Siyonizme ve Yahudi lobilerine karşı sert bir duruş sergiledi. Türkiye’de henüz bu tehlikenin fark edilmediği 1990’lı yıllarda, Fethullah Gülen’in başlattığı "Dinlerarası Diyalog" faaliyetlerine en sert mukavemeti gösteren isimlerin başında yer aldı. Kürsülere çıkarak bu yapının Hristiyan Cizvit tarikatı ile olan kurumsal ve ideolojik bağlarını deşifre etti. "Batı, tarihin hesabını görmek istiyor ve hocaları kullanıyor" diyerek cemaatin gelecekte büyük bir hüsrana uğrayacağını açıkça ilan etti.

Ehl-i Sünnet çizgisinin tavizsiz bayraktarlığını yapan Bayram Hoca, sapkın fırkalara ve Şia yayılmacılığına karşı her platformda iman hiddetiyle mücadele verdi. Bu haklı kavgasında, Ehl-i Sünnet yolunun savunuculuğunu üstlenen İBDA camiasına ve Taraf Dergisine fikri destek sağladı. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat’ından sapkın fırkaların reddine dair önemli bölümleri aslından tercüme ederek Taraf Dergisine iletti ve bu tercümeler dergide bir yazı dizisi olarak yayınlandı. Bu dik duruşu, cemaat içine sızmış münafık tipleri ve dış mihrakları son derece rahatsız etti. Sırf bu tavizsiz aksiyonu sebebiyle ömrünün son yıllarında sistemli baskılara maruz kaldı, emekliliğine kadar cami cami sürgün edilerek cezalandırılmak istendi.

17 Mayıs 1998’de Mahmud Efendi Hazretleri’nin damadı Hızır Ali Muratoğlu Hoca’nın camide katledilmesinin ardından, FETÖ’nün yayın organı Zaman Gazetesi "İsmi B ile başlayan zat vurulacaktı, yanlışlıkla H ile başlayan zat vuruldu" şeklinde manşet atarak doğrudan Bayram Hoca’yı hedef gösterdi. Bu açık tehdide rağmen Bayram Hoca, "Aşkın zekâtı ve bedeli can vermektir" diyerek davasını kararlılıkla sürdürdü.

{ "vars": { "account": "UA-216063560-1" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }