Türkiye, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerini teyit eden bir denizcilik bildirimi (Navtex mesajı) yayınladı.

Antalya İstasyonu'ndan yayınlanan 0816/23 numaralı bildirimde, 12-20 Eylül 2023 tarihleri arasında “Arctic” adlı bir araştırma gemisinin Türk kıtasahanlığı içinde çalışmalar yürüteceği duyuruldu. “Arctic” gemisinin çalışma yürüteceği hattın kıyılarımızdan yaklaşık 130 mil açıkta olması ve bildirimde bu bölgenin “Türk kıta sahanlığı” içinde kaldığının vurgulanması dikkat çekti. Geminin kablo güzergâhı belirlemek üzere bilimsel araştırma yapacağı öğrenildi.

Türkiye, son olarak Aralık 2020'de Seville Haritası'nın dışına çıkan bir bildirim yayınlamış, bu tarihten sonra ise Doğu Akdeniz'deki egemenlik haklarımızı teyit eden herhangi bir bildirim yapılmamıştı.

'ROTA DEĞİŞİKLİĞİ Mİ?'

Antalya İstasyonu'ndan yayınlanan bildirim, Yunan basınının da dikkatinden kaçmadı.

Liberal gazetesi, Türkiye'nin hamlesini “Ankara Navtex ile Moratoryumu Baltalıyor” başlığıyla duyurdu. Haberde, “Ankara, Türk-Yunan ilişkilerindeki pozitif iklimi bozmamak adına Doğu Akdeniz'de kışkırtıcı eylemlerden kaçınılmasına ilişkin anlaşmayı fiilen bozdu.” denildi. Türkiye'nin Yunan egemenliğine meydan okuduğu ileri sürülen haberde, söz konusu Navtex'in Gerapetridis-Fidan görüşmesinin hemen ardından geldiğine dikkat çekildi. Haberde, şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye'nin bu adımı, Gerapetritis ile Fidan arasında yapılan ve iki tarafın pozitif iklime zarar verecek eylem ve açıklamalardan kaçınma iradesini teyit eden görüşmesinden sadece birkaç saat sonra geldi. Miçotakis ve Erdoğan'ın da 18 Eylül'de New York'ta yapacakları görüşme göz önünde bulundurulduğunda, bu adımın sadece bir 'yörünge atışı' mı yoksa Ankara'nın şu anda başlamış olan Türk-Yunan diyaloğuna kendi çerçevesini dayatmak için bir rota değişikliği mi olduğunu göreceğiz.”

'ALMANLAR SIRTIMIZDAN BIÇAKLADI'

Yunan Pentapostagma gazetesi ise gelişmenin başka bir boyutuna dikkat çekti. Haberde, “Almanlar Yunan MEB'inde Bizi Arkamızdan Bıçakladı” başlığı kullanıldı. Bu başlığın nedeni ise geminin Alman Fugro şirketine ait olmasıydı. Alman geminin İsrail, Güney Kıbrıs, Yunanistan, İtalya ve Fransa arasında bir telekomünikasyon kablosu döşenmesi için güzergâh belirleme çalışmasında görev aldığı bildirildi. Ancak Almanlar, bölgede faaliyet yürütebilmek adına Türkiye'ye bilgi vermeyi ihmal etmedi. Pentapostagma'nın yorumu ise şöyle oldu:

“Antalya'daki Türk hidrografi istasyonu, araştırma gemisi Arctic'in kablo döşeme güzergâhı için araştırmalar yapacağını belirten bir duyuru yayınladı. Navtex'te belirtilen koordinatlar, Yunanistan ve Mısır arasında sınırlandırılmış Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) içerisinde yer alan bir noktadan başlıyor ve Yunan MEB'i içerisinde doğuya doğru ilerleyerek Kıbrıs MEB'inde son bulan uzun bir hattı tanımlıyor. Almanların bu hamlesi, Türklere, Yunanistan'ın egemenlik haklarına ve yetki alanlarına meydan okuyacak bir başka eylemi hayata geçirme fırsatı verdi. Ankara'nın bu hamlesi tamamen yasa dışıdır.”

Terörist yahudiler birbirlerini vurdu: Beş, leş var! Terörist yahudiler birbirlerini vurdu: Beş, leş var!

ÜÇ YILDIR BU MESAJI BEKLİYORUZ

Türkiye, Doğu Akdeniz'de kendisine dayatılan Seville Haritası'nın dışına çıkan son Navtex mesajını 2020 yılının Aralık ayında yayınlamıştı. Bu tarihten itibaren Türk sondaj gemileri Antalya Körfezi'nin dışına çıkarılmadı. Tek bir sismik/sondaj gemimiz, kara sularımızın ötesine gönderilmedi. Örneğin R/V Bilim-2 gemisinin araştırma yapabilmesi için 26 Eylül-8 Ekim 2021 tarihlerini kapsayan Navtex için Yunan medyasında, “Türkler Doğu Akdeniz’de sınırlarımızı kabul ettiler.” yorumları yapıldı. Gelen eleştiriler üzerine Milli Savunma Bakanlığı, bu tepkinin doğru olmadığını, Oruç Reis için ilan edilen Navtex'in Yunan tezlerinin ötesine uzandığını açıkladı. Ancak yayınladıkları harita da büyük bir hayal kırıklığıydı. Bu bildirimde Seville Haritası'nın sadece 5 mil dışına çıkılmıştı. Bunun yanında Türk kıta sahanlığının sınırlarını ifade eden başka bir Navtex mesajı da yıllardır yayınlanmadı. Türkiye'nin son hamlesi, Doğu Akdeniz'deki hak ve menfaatlerimizden vazgeçmediğimiz mesajını veriyor.

MEB'DE KABLO DÖŞERKEN İZİN ALMAK ZORUNDALAR

Türkiye, tüm çağrılara rağmen hala Doğu Akdeniz'deki Münhasır Ekonomik Bölgesi (MEB)'ni ilan etmedi. Ancak müstakbel MEB sınırlarımız büyük oranda belli. Bugün MEB kavramı, “kara sularının ölçülmeye başlandığı esas hatlardan itibaren 200 deniz mili genişlikteki deniz alanlarının deniz yatağı ve toprak altı ile üzerindeki suların canlı ve canlı olmayan tüm kaynaklarına yönelik, kıyı devletlerine sunulan ekonomik hakları” ifade ediyor. Ancak kimileri, MEB içinde üçüncü devletlerin kablo ve boru döşeme özgürlüğü olduğu gerekçesiyle, bu alanda egemenlik iddia edemeyeceğimizi ve “Mavi Vatan” kavramının maksimalist olduğunu söylüyor.

Her şeyden önce, MEB'e temel teşkil eden kavramların başında “miras denizi” (patrimonial sea) kavramı yer alıyor. 1972'de Santo Domingo Bildirisi ile de ülkelerin “miras denizi” üzerindeki egemenlik hakları teyit edilmiş. 1982'de ise kavram resmen Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi ile uluslararası hukuka girmiş. MEB kavramı, aynı zamanda kıta sahanlığını da ihtiva ediyor. Kıta sahanlığı ise 'ab initio' (başlangıçtan beri) ve 'ibso facto' (kendiliğinden) bir hak olarak değerlendiriliyor. Uluslararası Adalet Divanı'nın 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı Davası, kıta sahanlığının “kıyı devletinin deniz altındaki doğal uzantısı” olduğunu teyit ediyor. Böylece ilanı için hiçbir zorunluluk getirilmiyor.

Dünyada MEB üzerindeki son uygulamalar da egemenlik haklarına vurgu yapıyor. Mesela Malta'nın, kıta sahanlığından geçen denizaltı kabloları için vergi alınması yönündeki 2014 tarihli kanunu önemli bir örnek. Bunun yanında Çin, Hindistan ve Rusya da kablo döşeme ve onarım faaliyeti öncesinde izin alma şartı getirmiş durumda. Zaten Sözleşme'de de bu faaliyetler için “sahildar devletin haklarının ve yükümlülüklerinin gerektiği şekilde göz önünde bulundurulması” hükmü yer alıyor. Bu da Doğu Akdeniz'de MEB'imizden kablo geçirmek isteyen herhangi bir devletin, önce bizden izin alması gerektiğini ifade ediyor. Özetle MEB, bize anamızın ak sütü kadar helal.

Kaynak: Aydınlık