Küresel düzen son zamanlarda karmaşık ve çok yönlü bir organik krizle karşı karşıyadır. Küresel düzenin içinde bulunduğu bu kriz bir yandan derinleşirken diğer yandan çok kutuplu bir küresel düzen eğilimini de belirgin hale getiriyor. Kurallara dayalı mevcut düzen aşınırken jeopolitik çerçevede güçlenen bölgesel güçlerin sistemik talepleri de bu duruma bağlı olarak yoğunlaşıyor. Bu durum bölgesel güçleri, diplomatik aktivizme ve jeopolitik bir dengelemeye doğru yönlendirirken geleneksel ittifak yapılarının aşınmasına ve yeni siyasi-ekonomik nüfuz alanlarının zuhur etmesine neden oluyor. Bu çerçevede, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika'nın birlikte oluşturduğu BRICS öne çıkan bir güç odağı olarak dikkati çekiyor.

Öncülüğünü Çin ve Rusya’nın yaptığı BRICS, 2024'te gerçekleşen genişlemeyle beraber dünya nüfusunun yüzde 46'sını, dünya ekonomisinin de yüzde 31'ini temsil ediyor. Ancak Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) Çin’e yönelik yoğunlaştırdığı çevreleme stratejisi BRICS’in stratejik rotasını da dönüştürüyor. ABD, askeri ağırlığını Asya-Pasifik bölgesine kaydırırken Çin ve Rusya da BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) gibi mekanizmalarla ABD'nin bu çevreleme stratejisini yarmaya çalışan bir stratejik eğilim içerisinde.

Proje 2025: ABD ikiye mi bölünüyor? Proje 2025: ABD ikiye mi bölünüyor?

Tam da bu konjonktürde Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Çin’e yaptığı resmi ziyaret sadece Türkiye-Çin ilişkileri çerçevesinde değil, bölgesel ve küresel ölçekte ses getiren bir diplomatik hamle olarak göze çarpıyor. Jeopolitik değişimlerin ve kırılmaların yaşandığı bu post-hegemonik süreçte giderek güçlenen bölgesel bir güç olarak dikkati çeken Türkiye’nin Çin ve BRICS ile yoğunlaşacak ilişkileri oyun değiştirici bir etkide bulunabilir.

Dışişleri Bakanı Fidan’ın Türkiye ve Çin’in uluslararası sistemde daha adil bir anlayışın hakim olmasını savunduklarını belirtmesi altı çizilmesi gereken bir husus. Bu aynı zamanda Türkiye'nin ve Çin'in sistemsel sorunları kabul ettiğini ve aralarında çok kutuplu bir tahayyül konusunda konsensüs olduğunu gösteriyor. Dışişleri Bakanı Fidan’ın özellikle Kuşak Yol Girişimi’nin Orta Koridor ile entegre edilmesini gündeme getirmesi tarihin sarkacının Asya’ya doğru kaydığı yönündeki anlayışın yeniden teyidi anlamına geliyor.

"Kuşak-Yol Girişimi ve Orta Koridor son derece uyumlu"

Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi’nin Kuşak ve Yol Girişimi ile Orta Koridor’un son derece uyumlu olduğunu söylemesi de dikkate değer. Öte yandan Fidan, Çin’in toprak bütünlüğüne ve siyasal egemenliğine tam destek verirken mevcut ticaret hacminin asimetrik durumunu da gündeme getirdi ve bu alanda atılacak pratik adımların önemine vurgu yaptı.

Ayrıca Türkiye'nin Gazze’ye insani yardımların kesintisiz ve güvenli şekilde ulaştırılması ve iki devletli çözüm için önümüzdeki süreçte de Çin ile çalışmaya devam edileceğini açıklaması küresel çatışma noktalarında koordineli ortak bir çabanın devam edeceğini gösteriyor.

Çin ziyaretinde verilen önemli mesaj

Ziyaretin en dikkati çeken detayı ise Hong Kong merkezli gazete South China Morning Post’un haberine göre Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Pekin’deki bir düşünce merkezinde BRICS ile ilgili söyledikleriydi. Habere göre Fidan, BRICS’e üye olmak istiyoruz derken bunun Avrupa Birliği'ne (AB) iyi bir alternatif olabileceğini söyledi. Daha sonra, Dışişleri Bakanı Fidan’ın 11 Haziran 2024'te Rusya’da yapılan BRICS Dışişleri Bakanları Toplantısı'na katılması, Türkiye'nin BRICS’e katılmak istediği yönündeki tartışmaları alevlendirdi.

Moskova’da yapılan toplantıda “BRICS ile iş birliğimize değer veriyoruz. BRICS’teki çeşitlilik, kalkınma ve istikrarı artırmak için önemli bir araç.” diyen Dışişleri Bakanı Fidan, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile de ayrı bir görüşme gerçekleştirdi. Söz konusu görüşmede Putin, “Türkiye’nin BRICS’in çalışmalarına yönelik ilgisini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu, birlik ülkeleriyle birlikte olma isteğini mutlaka her şekilde destekleyeceğiz.” diye konuştu. Fidan ise "İki ülke arasındaki ilişkiler gerçekten fevkalade iyi gidiyor.” dedi.

Bu konuda yeni gelişmelere şahit olsak da aslında Türkiye'nin BRICS'e olan ilgisi yeni değil. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2018'de özel davetli olarak katıldığı BRICS zirvesinde Türkiye'nin de üyelikle ilgilendiğini belirtmişti. Hatta bu dönemde BRICST şeklinde bir isim önerisi bile yapılmıştı. Ancak daha sonra bu konuda bir ilerleme gerçekleşmedi.

Brıcs2

Eylül 2022'de ise Türkiye'nin ŞİÖ'ye katılma olasılığından söz edildi ancak devamında yine bir gelişme olmadı. Öte yandan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3-4 Temmuz'da Kazakistan'ın başkenti Astana'da düzenlenecek ŞİÖ zirvesine katılacağını da not etmekte fayda var. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu zirvenin hemen sonrasında da 9-11 Temmuz'da Washington’da yapılacak NATO zirvesine katılacak. Türkiye'nin bu iki zirvede kullanacağı söylemin gelecek için belirleyici olacağını söylemek mümkün.

Jeopolitik dengeleme ve dış politikada "stratejik özerklik" arayışı

Rusya, Türkiye’nin olası BRICS üyeliğini memnuniyetle karşılayacağını beyan ederken NATO üyesi bir ülkenin böyle bir hamlesi Batı’da nasıl karşılanır sorusu merak konusu oldu. Türkiye’nin uzun süredir devam ettirdiği çok boyutlu diplomasi Batı’dan bir kopmadan ziyade Batı'ya olan bağımlılığı azaltmaya dönük stratejik bir özerklik inşası olarak okunabilir.

Bu bağlamda, Türkiye'nin ortaya koyduğu jeopolitik önceliklerin kararlı bir aktif diplomasiyle ülkenin çıkarlarını maksimize etmeye dönük “jeopolitik bir dengeleme çabasını” desteklediği söylenebilir. Dış politikayı indirgemeci ya da sıfır toplamlı bir oyun olarak görmek Soğuk Savaş döneminden kalma ezber bir yaklaşımdır. Hiçbir devlet ya da rasyonel bir aktör bütün yumurtalarını aynı sepete koymaz.

Diğer taraftan mevcut konjonktürde Türkiye, kendisine Batı’nın sağladığı stratejik güvenlik seviyesini sunabilecek başka bir alternatifin olmadığının da farkındadır. Ancak Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana Batı ile ilişkilerinde sorunlar yaşayan Türkiye’nin AB üyeliği için yıllarca beklemesi ve sonuç alamamasıyla birlikte son dönemde Batılı müttefikleriyle yaşadığı bölgesel sorunlar da hala hafızalarda tazeliğini koruyor. Bu bağlamda, Avrupa’nın ya da daha geniş bir tanımlama ile külliyen Batı’nın Türkiye’yi daha stratejik bir seviyede görmesi ve politikasını gözden geçirmesi gerekiyor.

Sonuç olarak, küresel düzen kaotik bir sürece girdi ve bu durumun ne kadar süreceği belirsizdir. Ayrıca, ABD-Çin rekabeti giderek daha fazla derinleşirken bu durumun ortaya çıkardığı çatışmalar sonucunda küresel düzen üzerinde kendine has yeni bir normal ortaya çıktı. Türk dış politikası da 21. yüzyılın bu dinamik jeopolitik ortamında çok kutuplu adil bir küresel düzen talebini ve dengelemeyi dış politikasının merkezine yerleştiren paradigmatik bir dönüşüm süreci içerisindedir.

Bu bağlamda, Türkiye'nin çok boyutlu ve aktif diplomasi anlayışı uluslararası ilişkilerde daha esnek ve pragmatik bir duruş ortaya koymasını sağlayacaktır. Bu yaklaşım Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel ölçekte daha güçlü ve etkili bir aktör olmasına katkıda bulunacaktır.

Dr. Hüseyin Korkmaz, Kaynak: AA