Türkiye’de Doğu Türkistan davasına ilginin artması için sizce neler yapılmalı? Medya ve sivil toplum bu konuda nasıl bir rol üstlenebilir?
Evvelâ Doğu Türkistan meselesini bir tanıma oturtmak ve Doğu Türkistan'da neyi hedeflediğimizi konuşmak gerekiyor. Biz "Herkes Doğu Türkistan'ı bilsin, öğrensin, hissetsin" diyorsak bunun için yapılacak çalışmaları sıralamak zor değil. Kitle eylemleri yapılır, tek tek broşürler dağıtılır, okullarda etkinlikler düzenlenir vs. Ama bu, Doğu Türkistan için ne anlam ifade edecek? Şu an bütün dünya gündeminde Filistin var ve Filistin'e sahip çıkmayan, onların sesini duyurmayan neredeyse kimse yok. Ama bir Mavi Marmara veya geçen günlerde öyle ya da böyle bir şekilde dünya gündemine oturan Sumud filosu kadar etkili olabildi mi? O yüzden medyanın ve sivil toplumun bunları konuşması, kamuoyu oluşturması ilk adım olabilir ama bu nihai hedef olmamalı. Daha büyük, belki can acıtacak, belki bazı şeyleri kaybettirecek şeyler yapmak gerekiyor.
Doğu Türkistan Davamız kitabınızda da Doğu Türkistan davasının genç kuşaklar tarafından sahiplenilmesi gerektiğini vurguluyorsunuz. Bugünün gençliğinde bu şuuru yeterli görüyor musunuz?
Gençliğin şuuru, benim çocukluğum ve gençliğime göre çok daha iyi seviyede. Bazen ortaokul, lise öğrencileriyle de konferans veya anlatılar yapmaktayım. Bizim dönemimize kıyasla çok daha fazla bilgi sahibiler. Bunda sosyal medyanın ve öğretmenlerinin şuurlu olması etken olarak gözüküyor. Yeterli görüp görmediğimi söylemek için bundan 10-15 sene sonrasında bu sancaktarlık aynı şekilde devam ediyor mu bunu görmemiz lazım. Ama yine de gençlerden umudum var.
Gazze’nin kahramanlarını bilmek gerektiği gibi Osman Batur’ları da bilmek gerek. Osman Batur’un mücadelesi bugünkü kuşaklara ne anlatmalı?
Tarih, kahramanlar ve hainlerle yazılır. Osman Batur'un, Barat Hacı'nın, Yakup Han'ın hayatını okurken veya anlatırken onlara düşmanlık eden, içeriden ihanet edenleri de unutmamak gerekir. Zira biz sadece kahramanlarımızı hatırlıyor ve anıyoruz. Türk'ün ruhunun Çanakkale'de, Kafkasya'da, Medine'de, Yemen'de hangi şuurla muzaffer olduğunu anlatırken bir yandan da Türk'ü ruh kökünden ayıranları unutmamak gerekiyor. Osman Batur'un hayatında da, onun hayatını anlatırken de mücadele hayatına başladığı kişilerin daha sonra Çinlilerin oyunlarına nasıl kandığını veya onlardan sırf menfaati için Osman Batur'a ve arkadaşlarına ihanet ettiğini de anlatmalıyız. Özellikle Türk tarihinde hemen hemen neredeyse hiçbir zaman Türkler, kâfirin direkt hücumlarında yenilmemişler ancak içeridekilerin ihanetine uğramışlardır. Bu ihanet de hâlâ Türk İslâm coğrafyalarında mevcudiyetini sürdürmektedir.
Aylık Baran Dergisi 45. Sayı Kasım 2025