“İzmir’de 15 yaşındaki H.C.Ç., 15 yaşındaki eski sevgilisi tarafından 120 yerinden bıçaklanarak öldürüldü!”

Haber bu!

Nedir bu?

Cinnet hâlidir! Ülkenin tımarhaneye dönüşmekte olduğunun resmidir!

İyi de, bu hâle nasıl geldik; buraya, bu çıkmaz sokağa nasıl sürüklendik biz? 

TOPLUMUN İNTİHARI: BU CİNNETİ DURDURUN!

Düşünsenize… Çocuk 15 yaşında! Ve eski sevgilisi var!

Bu hâl nedir, neyin nesidir beyler, bayanlar?

Toplumun çürümüşlüğünün, kokuşmuşluğunun ürpertici bir örneğidir, elbette ki!

İslâmî değerleri bu kadar aşağılayan, genç kuşakları sadece egoizm, kariyerizm ve hedonizmin kölesi yapan bir eğitim sisteminin, mankurtlaştırılmış kuşakların zuhûr etmesini sağlayan metamorfoz yemiş yoz, banal, pespaye kültür sanat ve medya rejiminin eseridir bu!

Hükümet hem soykırımcılara, emperyalistlere en zor şartlarda bile direnme ahlâkı ve iradesi kazandıran bizim asil değerlerimize sahip çıkacak hem de dünyanın birikimini aynı anda çocuklarımıza öğretecek, pergel metaforu ekseninde bütün dünyalara açılacak, bizim henüz anlaşılamamış ve aşılamamış medeniyet dinamiklerimizden beslenecek bir eğitim sistemini hayata geçirmezse, imajinatif ve bütün dünyalara açık evrensel bir kültür, sanat ve medya rejimini inşa edemezse, olacağı budur!

16 Temmuzcular kazandı… 16 Temmuzcular kazandı…

Ve felâketin büyüğü kapıdadır… 

HEGEL: “SEKÜLER DEVLET, BARBAR; BU BARBARLIĞI DİZGİNLEYEN, İSLÂM OLDU” 

Günlerdir İslâmî değerlere, peygamberimize kuduz köpekler gibi saldırılıyor! Bir yerlerden düğmeye basılmış gibi!

Bir toplumun intiharıdır bu!

Kendi değerlerine sahip çıkamayan, kendi değerlerinin aşağılanmasına sessiz kalan, çocuklarının mankurtlaştırılmasını normal bir şeymiş gibi (özür dileyerek söyleyeceğim) “aval aval seyreden” toplumun kaçınılmaz sonu!

Sonunda işin buraya varması kaçınılmazdı. Bu hâdise ürpertici ama bence şaşırtıcı değil.

Şaşırtıcı değil çünkü toplumu toplum yapan temeller yok edilmiş, sütunlar yıkılmışsa o toplumun çatırdaması, büyük bir sarsıntı geçirmesi ve sonunda da çökmesi, paramparça olması kaçınılmazdır.

Batı modernitesini kuran en başta gelen düşünürlerden Hegel, sekülerizmin, özellikle de seküler devlet’in “katı ve vahşî bir barbarlık biçimi” olduğunu görmüş, bunu açıkça şöyle telâffuz etmişti:

“Seküler olan her şey, sonuçta, zâlimliğe ve ve kaprisli bir şiddete dönüşür. Doğu dünyasının aydınlanması olan İslâmî / Muhammedan ilke, bu barbarlığı ve şiddeti durduran ve dizginleyen ilk ilke’dir.”(Tarih Felsefesi, Külliyat, 2016: 199). 

SEKÜLERİZM, NEDEN BARBARLIK BİÇİMİ’DİR? 

Tam bu noktada izi sürülmesi gereken soru şu burada: Sekülerizm neden barbarlık biçimidir?

Şundan: Sekülerizm, her şeyi sadece dünyevî olana kilitler ve hayatı bu dünyadan ibaret görür.

Dolayısıyla bu, bu dünyanın, dünyevî olanın kutsanmasını getirecektir beraberinde. Ontolojik şiddettir bu, cinayettir.

Sonuçta emperyalizm buradan doğmuştur: Dünyaya hâkim olma güdüsü, modern felsefenin kurucusu Descartes’ın açık ve net bir şekilde söylediği gibi “dünyanın efendileri ve sahipleri olma” güdüsü bu barbarlığın hem Tanrı›ya hem insana hem tabiata hem de kültürlere ve toplumlara saldırı biçiminde tezahür etmesine yol açmıştır.

Bir de sekülerizmin yani dünyevîleşmenin insanın iç dünyasında yaptığı yıkım var: Anlamın anlamını yitirmesi, değerin değerini yitirmesi, dünyanın insansızlaşması, insanın dünyasızlaşması ve boşluğa sürüklenmesi, narkoza, -medyatik narkoz dâhil her tür narkoza- sığınması!

Max Weber, bunu “demir kafes” (iron cage) olarak tarif etmiş ve demir kafes’in iki büyük sorun ürettiğini söylemişti: Anlam krizi ve özgürlük kaybı.

Modernliğin dini, sekülerizm’dir. Modernliğin sekülerizm’inin insanı içine tıktığı demir kafes ve yol açtığı bu iki büyük felsefî sorun, ontolojik şiddet üretiyor ve insanı her tür barbarlaşma biçimine müsait hâle getiriyor. Emperyalizmin, sömürgeciliğin işgale, yağmaya, talana, tecavüze dayanmasının nedeni işte bu dünyaya tapılması yani sekülerizm dini’nin köksalmasıdır.

Walter Benjamin, tam da bu mantıktan hareketle, kapitalizmi “din’ olarak tarif etmişti. Kapitalizmin din ilan edilmesi, kutsanması, barbarlaşmanın bir başka versiyonunun kullanıma sokulmasıdır!

İzmir’de yaşanan ürpertici cinayet, Müslüman bir toplumda aslâ yaşanabilecek türden bir cinayet değil. Bu cinayetler on yıldır korkunç bir şekilde artış gösterdi. Bendeniz toplum sekülerleştikçe, barbarca cinayetlerin tırmanma eğilimi göstereceğini yazdığımda Türkiye’nin “üstün zekâlı” (!) laikleri tarafından aylarca linç edilmiştim.

Bu cinayetler ve işleniş biçimleri korkunç boyutlar kazandı bu süre zarfında: Özgecan cinayetini unutmadık henüz! Sekülerizmin hayatın içini boşaltması, anlamsızlığın, manevî açlığın tavan yapmasına yol açması, gencecik çocuklarımızı hız, haz ve ayartının kölesi yaptı ve bu tür cinayetlerin önünü açtı kaçınılmaz olarak.

Laikliği, paganizm biçimine dönüştürdük.

Uyarıyorum: Birileri bu sahte Paganizm biçimi üzerinden bu ülkenin en temel dinamiklerini dinamitliyor, toplumu kaosun edişine sürüklemeye çalışıyor ve bu arada ülkenin altını oyuyor, soyuyor. Ama yarın ilk fırsatta ülkeyi terk edecekler!

Olan bu sahipsiz millete oluyor!

Bütün değerlerimizi, inançlarımızı inkâr ederek intihara sürükleniyoruz! Yok oluyoruz beyler ve bayanlar, merdivenden kayanlar, horul horul uyuyanlar!

İnançlarını, değerlerini, kültürünü, tarihini, medeniyet dinamiklerini yitiren bir toplum ayakta duramaz.

Vesselâm.

Yusuf Kaplan, Yeni Şafak