Günümüz insanı, tarihin hiçbir döneminde karşılaşmadığı ölçüde teknolojiyle kuşatılmış bir hayat sürmektedir. Akıllı cihazlardan veri ağlarına, yapay zekâ uygulamalarından dijital platformlara kadar uzanan geniş sistem, yalnızca gündelik hayatın araçlarını değiştirmekle kalmamış; insanın zamanla, emekle, bilgiyle ve hatta kendi benliğiyle kurduğu münasebeti de yeniden şekillendirmiştir. Modern dünyanın merkezine yerleşen makine ve dijital teknikler, başlangıçta insanın yükünü hafifletme vaadiyle ortaya çıkmış olsa da zamanla insanı kendi işleyiş mantığına tâbi kılan yeni bir düzen meydana getirmiştir. Güney Koreli düşünür Byung-Chul Han, özellikle Psikopolitika, Kapitalizm ve Ölüm Dürtüsü ile Zamanın Kokusu adlı eserlerinde, söz konusu dönüşümün görünürdeki teknik mahiyetinin ötesine geçerek onun insan ruhu üzerindeki tesirlerini tahlil etmektedir. Han'ın dikkat çektiği mesele, teknolojik ilerlemenin kendisinden ziyade, insanın giderek hesaplanabilir, denetlenebilir ve performansa endeksli bir varlığa dönüşmesidir. Yani insan makineyi kullanan değil, makinenin ritmine göre yaşayan, zamanı parçalanmış, kendisini tüketerek var olmaya çalışan bir beşerdir. Biz de bu probleme dikkat çekmeye çalışacağız.

Byung-Chul Han'a göre çağımızın temel vasfı, insanın dışarıdan zorlanan bir varlık olmaktan çıkıp kendi kendisini yöneten, denetleyen ve tüketen bir varlığa dönüşmesidir. Sanayi çağının disiplin toplumunda iktidar, yasaklar ve emirler üzerinden işlerken; günümüzde birey özgürlük, başarı ve kendini gerçekleştirme söylemleriyle harekete geçirilmektedir. Böylece sömürü, efendi ile köle arasındaki açık ilişkiden sıyrılarak kişinin kendi benliğine yönelir. İnsan, daha verimli olmak, daha görünür olmak ve daha başarılı görünmek adına kendi emeğini, zamanını ve ruhunu durmaksızın tüketir. Performans toplumu adı verilen yapı, bireyi üretimin nesnesi olmaktan çıkarıp üretimin aynı zamanda faili hâline getirir.

Mesela dijitalleşme yalnız başına teknik bir dönüşüm değildir. O insanın dünyayı algılama biçimini değiştiren köklü bir medeniyet hadisesidir. Dijital düzen her şeyi ölçülebilir, sayılabilir ve veri hâline getirilebilir unsurlara indirgemiştir. İnsan davranışları, duygular, ilişkiler ve tercihlerin tamamı veri ekonomisinin hammaddesine dönüşür. Han da, dijital gözetimin klasik baskı yöntemlerinden farklı bir karakter taşıdığını belirtir ve gözetlenen kişinin çoğu zaman gözetlendiğinin farkında olmadığını, üstelik kendi hayatını gönüllü şekilde görünür kıldığını söyler. Dijital hakimiyet böylece, zor kullanmaksızın bilgi toplar, bilgi topladıkça yönlendirir, yönlendirdikçe daha fazla bilgi üretir. Şeffaflık ve bağlantılılık söylemleri altında kurulan sistem, insanı sürekli izlenebilir ve hesaplanabilir bir unsur durumuna getirir.

Malumdur; İngilizler köleliği, modern kölelik için sona erdirmiştir. Hukukî anlamda kölelik tasfiye edilirken, milyonlarca insan fabrikaların, üretim bantlarının ve endüstriyel disiplinin belirlediği hayat tarzına dahil edilmiş; modern çağın insanı, bir efendinin mülkü olmaktan çıkarken büyük teknik sistemlerin vazgeçilmez unsuruna dönüşmüştür. Dünün kölesi efendisinin emrindeydi, bugünün insanı ise çoğu zaman makinenin ritmine, üretimin takvimine ve sistemin ihtiyaçlarına göre yaşar oldu. Sanayi çağında başlayan bu süreç, dijital çağda daha ileri bir noktaya ulaştı ve insanın dikkati, zamanı, zihni, idraki, düşüncesi teknik mekanizmaların faaliyet alanına girdi, adeta yeniden şekillendi. Bugün ise tamamen insan makinenin emrinde bir yaşam sürer oldu.

Han'ın dikkat çektiği bir diğer mesele zamanın çözülmesidir. Yaygın kanaat, modern insanın hızın baskısı altında yaşadığı yönündedir. Han ise meselenin yalnızca hızla açıklanamayacağını ileri sürer. Geleneklerin, müşterek hikâyelerin, kalıcı aidiyetlerin ve uzun vadeli hedeflerin zayıflamasıyla zaman parçalanmıştır. Geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki bağlar gevşemiş; hayat birbirini takip eden anlık tecrübeler dizisine dönüşmüştür. Enformasyon akışı yoğunlaşırken tecrübe derinliği zayıflamış, insan sürekli hareket hâlinde olmasına rağmen istikamet duygusunu kaybetmiştir. Her şeyin güncelliğe teslim edildiği ortamda kalıcılık, hatırlama, bekleme ve tefekkür giderek daha fazla aşınmaktadır. Dijital hakimiyetin esareti altında insan, hatırasını unuturken, hikayesini de kaybeder olmuştur. Zamanın bu kadar hiç edilmesine karşın, insan hayatın ritmini kaçırırken, hikayesi oluşmadığı gibi, yapay bir gerçekliğin içine de hapsolmuştur.

Kısacası insan, kendi varlığını anlamlandıran hikâyelerden uzaklaştıkça veriler arasında dolaşan bir kullanıcıya, tecrübelerini biriktiren bir şahsiyet olmaktan uzaklaştıkça da anlık tepkiler veren bir özneye dönüşür. Bugün sosyal mecralarda sürdürdüğümüz yapay hayatlar bunun bir göstergesidir. İnsan eliyle meydana getirilen teknik vasıtalar, insan kudretini genişlettiği ölçüde kıymet taşır. Ancak çağımızda araç ile gaye arasındaki sınırlar maalesef bulanıklaştığı için, teknoloji hayatın merkezine yerleşmiştir. Hesap, hız ve verimlilik etrafında şekillenen bu yeni düzen, insanı da kendi mantığına benzetir olmuştur.

Hâlbuki teknoloji (ve onun bağlamında makine) ne kadar gelişirse gelişsin insanın yerine geçememiştir. Çünkü insanı insan yapan şey bilgi depolama kapasitesi veya işlem gücünden öte sürekli kendisini aşabilmesi, her an yeni bir mânâ üretebilmesi ve varlığı hakkında muhasebe yapabilmesidir. Bir algoritma veya bir yapay zeka, merhameti, vicdanı, imanı bilir ve taklit eder ama onun bilincinde olamaz ve yaşayamaz. Yani vicdan, merhamet, ahlâk, iman, fedakârlık ve tefekkür herhangi bir algoritmanın konusu değildir. İnsan ruhu, bütün teknik ilerlemelerin üzerinde yer alan ve kemmiyetle kuşatılamayan bir mânâ ufkuna sahiptir. Bu sebepten kendini makinenin emrine vermek yerine bir ideal etrafında ve bir fikre nisbetle Mutlak hakikati gözeterek yaşamak mecburiyetindedir.

Büyük bir fikrin, büyük bir hedefin ve kuşatıcı bir dünya görüşünün bulunmadığı yerde insan, karşısına çıkan herhangi bir vasıtanın tesiri altına girer ve tabii olan her şeyin ritmini kaçırır. Teknoloji çağında teknoloji, tüketim çağında tüketim, gösteri çağında gösteri aynı işlevi görür.

Aylık Baran Dergisi 53. sayı Temmuz 2026