Bedi — İslâm'ın, îmân davası oluşu ve işi tahdit ile tek bir esasa bağlayan akıl çerçevesinde sınırlı bir mahiyet belirtmeyişi, aslında hakikatin de kendi nefsinde böyle bir tahdit ve inhisarı kabul etmeyişi gözönünde tutulursa, bütün görünüşleriyle «estetik» sahasında da durulacak ve at koşturulacak alanın ona tâbi olması gerekir...

Şair — İslâm, zıt kutuplar arası muvazenenin üstün nizâmı... Bu anlayışı estetikte takip ettiğimiz zaman, daha önce belirttiğimiz gibi, her mevzu kendi usul, esas ve kuralları içinde, unsurları, nizâmı ve temin ettiği muvazenesi ile, hem «kendi için» görünüşüyle, hem de nisbet içinde olduğu mihraka nazaran bir gaye belirtir...

Bedi — Bu gaye... İnsan varoluşunun hakikatine nisbetle bu gaye, «sanat fayda içindir», «sanat ahlâkî bir öğüttür», «sanatın gayesi hazdır», «sanat sanat içindir», «sanatın gayesi eğlendirmektir» gibi, sanatın gayesine ve rolüne yönelik «kendinde tükenici» bir şablonla tahdit edilemez... Sanatın üstün gayesine nisbetle de, bütün gayeler yerli yerine oturtulur ve «yasak» sınırına girmeyenler, kendini empoze edişleri nisbetinde yapılması gereken makbüllüğe girerler...

Şair — Müsaade ederseniz, bahsi bir misâlle pekiştirmek istiyorum... Meselâ ekmek yapmak istiyoruz... Bunun gerçekleşmesi için gereken unsurlar; un, su, tuz, ateş... Bunların herbiri, temin edilmesi gereken gaye oluyor; un için buğday ve değirmen, ateş için odun... Bu misâldeki ekmek yerine «sanatın gayesi»ni koyarsak, «insanın özünü isteyiş-hürriyet» gayesine bağlı gayeler, bu tür oluşlar, ana gayeyi gözümüzden kaçırabilir... Yani, bir eser, ister heyecanlandırıcı, ister güldürücü, ister eğlendirici olsun, kıymeti «bir iç âlem düzeni peşindeki gayeye» nisbetledir, buna bağlıdır...

Bedi — Biz, sebepte de, neticede de, gayede de, hedefte de, bütün insan faaliyetlerini toplayıcı mihrak noktası olarak, «kişinin öz nefsiyle savaşı»nı görüyoruz... Bu açıdan bir yorumla, «tablolarımı duvarda süs olsun diye yapmıyorum, onlar benim savaş aracım!» diyen Picasso, bu sırra yaklaşmıştır...

Şair — Bana kalırsa, sanatın ana gayesine bağlı dönüşümler içinde, gerek kopukluk, gerekse kestirmeciliğin sebebi şurada: Yaptığımız büyük yanlışlıklardan biri, sebebin neticeye, yay'ın ok'a yakın olduğu kadar yakın bulunduğunu düşünmemizdir; ama bundan kaçınabilmemiz de imkânsızdır... Çünkü, sebep ve netice, her zaman birlikte düşünülür; başka bir ifadeyle, düşüncede birbirine yaklaştırılır...

Bedi — Buna, sanatın dalları ve dalların nisbetsizliği ve alâkasızlığını da katarsak, sanatın derecelenişi içinde de «ana gaye» ile kopukluğa misâl temin edebiliriz... Buradan çıkacak başka bir netice de, estetik bahsinde kendi kendinde tükenici bir genel sistem değil, bir «ruh ve anlayış»ın her sanata has bölümlerde tütmesi gereğidir...

Şair — Ve şiirden başlayarak, gayeyi işaretleme... Görev olarak her büyük şair, kendisine düşen nasibine denk, insanoğlunun haberci ve kurucu soyu olarak, hep mevcudun ötesine sarkan hazırlayıcı kahramanlığın çilesinde... Velilerden sonra, toplumlarının süzülmüş insan soyu!..

Bedi — Evet!..

Şair — En büyük gizli, Allah'tır... Ve şiir, üstün mânâsıyla sadece Allahı arayan bir âlet olduğu için, ister güneşten bahsetsin, ister kertenkeleden, eşya ve hadiseleri kuşatıcı nâmütenâhî ince ve girift nisbetler içinde, Allah'ın hudutsuz sanatındaki sonsuz mimarinin bir kapısından girip bir kapısından çıkmaya memurdur... Böylece şiir, kör düğümlerin en belâlıları arasından süzülerek, daima bulduğu şeyin arkasında kalmaya mahkûm başka bir «bulunacak şey» arar... Şair ise, işte bu soydan bulunacak şeylere yol açtığı nisbette sanatkâr; onları çıkmaz sokaklara tıkadığı nisbette de basit bir davulcu olarak kalır!..

Bedi — Büyük Doğu Mimarından işaretlediğiniz bu husus çerçevesinde şiirin, renk, ses, çizgi, nakış, nisbet ve istif mevzuuyla alâkalı diğer kelâm dışı güzel sanat şubelerinde de sözkonusu olan geniş mânâsı, sanat ve sanatı üzerinde düşünmek bahsinde de şiir ve şairi ön sıraya getiriyor...

Şair — Buna nisbetle de değerlendirme... Her şeyin her şeyle alâkası ve sanatın bir bütün olmasından hareketle, bütün güzel sanat şubelerini âlet farklılıkları içinde, «renk, çizgi, ses, ahenk, hacim, pırıltı, ışık, buud, hareket, eda, mânâ; her tecelliyi şiir, şiiri de Allah için bilmenin» şuuruyla ve bir iç âlem düzeni peşindeki tertip ölçüsüyle değerlendirmeli ve mânâlandırmalıdır...

Kandinsky

Bedi — Esasen, şimdiye kadar üzerinde durduğumuz meselelerden de anlaşılacağı üzere, hayat dinin kapsamı içinde olduğu gibi, sanat da dinin kapsamı içindedir...

Şair — Sanatın, bir de kaba faydacılar cephesinden görünüşü var... Bütün reformcuların ve «devrimi, devirmekten ibaret kalmış» devrimcilerin sanata karşı tutumlarında bir düşmanlık ve itimatsızlık sezilir...

Temel Prensipler: Ruhçuluk
Temel Prensipler: Ruhçuluk
İçeriği Görüntüle

Bedi — Eflâtun bu davada biraz insaflıydı; o yalnız dilin aldatıcılığı üzerinde durmuş ve cumhuriyetinden yalnızca şairleri kovmuştu!..

Şair — Evet... Bunun dışında güzel'i herşeyin üstünde tutardı; fakat Batıda yeni çağların devrim anlayışı, daha kendini bulamamış, eksik bir sanatın metodunu önde tutar... Reformasyon, «ahlâka evet, sanata hayır!» der...

Bedi — Rousseau'yu hatırlıyorum; o, sanatta, tabiatın insanlar tarafından bozuluşunu görür... Saint Just, tiyatroya şiddetle karşı koyar ve «Akıl Şöleni»ne özenerek hazırladığı programda, aklın «güzel olmaktan çok, iyilik taraftarı» olarak canlandırılmasını ister...

Şair — Şöyle deniyor: Fransız ihtilâli, aslında bir tek sanatkâr yetiştirmedi ama, Desmoulins gibi büyük bir gazeteci ortaya çıkardı... Çağın tek şairi Andre Chénier'i giyotine yolladı... Tek büyük nesir yazarı Chateaubriand ise, kurtuluşu Londra'ya kaçmakta buldu; Hıristiyanlık ve eski düzenin meşruluğu davalarını orada yürüttü... Az zaman sonra, sosyalizmin öncülerinden Saint Simon'un peşinden gidenler, «sanatın sosyal bakımdan faydalı olan şeklini» istediler... «İlerleme için sanat» çağın tek düşüncesiydi... Hugo da yeter derecede inandırıcı olmamakla beraber, bu düşünceyi yeniden canlandırdı ...

Bedi — Bu tutum, Rus nihilistleri tarafından da benimsenmiştir... Bunlardan biri olan Pisarev, estetik değerlerin programik değerler lehine biriktiğini söyler: «Bir Rus Raphael'i olacağıma, bir Rus ayakkabı tamircisi olsam daha iyi!» der... Bir çift ayakkabı, ona göre Shakespeare'den daha faydalıdır... Başka bir nihilist şair (Wekrassov) ise, bir parça peyniri bütün Puşkin'e tercih ettiğini söyler...

Şair — Kaba fayda, her zaman faydasız gibi duran ince idrakın karşısına çıkacaktır; madde ve ruh meselesi...

(Salih Mirzabeyoğlu, Şiir ve Sanat Hikemiyatı -"Estetik ve Ahlak", XXII. Mülâkat- s. 98-102)