Dr. Sigrid Hunke ve Eseri
Alman felsefeci ve dinler tarihçisi Dr. Sigrid Hunke (1913–1999), özellikle Doğu ve Batı kültür havzaları arasındaki tarihî münasebetleri araştıran çalışmalar yapmıştır. 1960 senesinde Almanya’da neşredilen Allahs Sonne über dem Abendland: Unser arabisches Erbe başlıklı çalışması, Türkçeye Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi adıyla kazandırılmıştır.

Hunke, bu eserinde Avrupa merkezci tarih yazımını doğrudan sarsan vesikalar ortaya koyar. Batı medeniyetinin karanlık çağdan uyanışına, Rönesans’ın teşekkülüne ve modern müspet ilimlerin doğuşuna bizzat İslâm medeniyetinin sebep olduğunu akademik delillerle ispatlar. Tıptan matematiğe, astronomiden felsefeye kadar uzanan sahada İbn Sînâ, el-Hârizmî, İbnü'l-Heysem ve İmâm-ı Gazzâlî gibi İslâm âlimlerinin Avrupa düşünce dünyasını inşa eden asıl kurucu mihver olduğunu teslim eder.

İbda Mimarı Salih Mirzabeyoğlu, İstikbâl İslâmındır -Denenmemiş Tek Nizâm- adlı eserinde Dr. Sigrid Hunke’nin tespitlerini ele almakta; “ Doğan Dünya-Gelen Vade” başlığı altındak iki sayfa boyunca kesintisiz devam eden bu bahiste, yerli taklitçileri ve sistemi istismar eden tipleri tahlil ederek davanın asıl hedefini şu satırlarla kaydetmektedir:
"Avrupa'nın Üzerine Doğan İslâm Güneşi" isimli eserine, "bugünkü dünya, yalnız Avrupa'dan ibaret olmadığı gibi, Avrupa tarihi de yalnız başına bir dünya tarihi değildir" diye başlayan ve bugün Avrupa'yı Avrupa yapan bütün fikrî ve ilim temellerini İslâm'a bağlayan doktor Sigrid Hunke'nin eseri, bu mevzuda başlı başına bir kaynak olan şaheser... Bizdeki Batıcılar bu müslümanın eserine bakarlar mı?.. Ve, "Rönesans'tan bugüne kadar yetişmiş hiçbir Avrupalı filozof yoktur ki, İmâm-ı Gazâlî'den ışık almış olmasın!" hakikatini bilebilecek kadar Batı'yı tanıyorlar mı?.. Meyhaneci ve kerhâneci mizacıyla Batı'ya sulanan beyinsiz aydın (!) takımı, keşke gerçekten Batı'yı biliyor olsalardı!..
●
Bir meseleye dikkat çekmek istiyoruz: Her şeye sahtesi musallat olduğu gibi, müslüman olmuş Batılılar veya onların İslâm'ı takdir etmeleri hususu da, İslâmî mücadelenin haklılığına dair ve şevk verici bir unsur olmak yerine, bazı pasifist hainler tarafından bizzat İslâm aksiyonunu baltalayıcı bir niyetle kullanılıyor. Bu çevreler, kendi güçsüzlüğünü İslâm’ın tavrı gibi göstermeye yeltenen kıskanç "teyze adam" tipleri, İslâm'ı mevcut rejim içinde tatlı ticaret metaı olarak değerlendiren mamacılar ve içinde yaşanılan memleket ve idaresi altında bulunan hükümet hangi ölçü ve kanuna bağlıysa İslâmiyet'in de onlara baş eğeceğini iddiaya kadar giden çeşitli pis çevrelerdir. Dikkat edilmesi gereken başlıca mesele, bir takım gelişmelere alkış tutma değil, İslâm'ı yaşamanın başlıca yönü olan "Allah ve Resûlü'nün hükümlerini hâkim kılma" mecburiyetinde olduğumuzdur; yani rejim plânına geçmek, bunun için mevcudu yıkmak, müslümanlar için bir imân zorunluluğudur!
●
Hülâsa: Fikirde ve aksiyonda asır yenileyicisini gözleyen, onu Türkiye'den bekleyen, vatanımızı evvelâ içinden fethedici, sonra İslâm âlemini birleştirici, daha sonra da topyekûn insanlığa arzedici destanlık role çağıran bugün... Mesuliyetimizi müdrikiz!”
Ruh ölçümüz, zaman ölçümüz, iş ölçümüz, tarih muhasebemiz, insan ve toplum meselelerini bütün bütüne örgüleştiren ideolocyamız; tek kelimeyle ve dünyada tek örnek hâlinde, bütün bunların yekûnu "İslâm'a muhatap anlayışımız"la geliyoruz!..
Salih Mirzabeyoğlu, İstikbâl İslâmındır -Denenmemiş Tek Nizâm-, İbda Yayınları, İstanbul. 1995, S.101-102.




