İslâmî ölçüler ve ruhla, şeyler hakkında düşüncelerimize biçim verir ve onların nasıl meydana geldikleri, değişme ve birbirine tesir öz kanunlarının neler olduğu hakkında teoriler kurarken, gayemiz, insan ve toplum gerçeğini, dünyayı, elimizden geldiği kadar kavramaya ulaşmaktır... Nisbetsiz «tümevarım»ı gösteren beşerî sisetmler bir yana, bizi bu «doğru yol» üzerinde tutmayı sağlayan ölçüler, İslâmın ve İslâma muhatap anlayışındır.
VAROLMA MÜŞKÜLÜ'müzün en zor düğümü KENDİNDEN ZUHUR DİLİ etrafındaki meselelerin halli, bu şuurun uyandırılmasında olduğuna göre, yeri geldikçe hecelenmesi gereken bir terkibî hükümle, teorik dilden ne kastettiğimizi işaretleyelim:
— «Dil, yerinde hâl ifadesi, yerinde sembol, yerinde mevzu, yerinde tefekkür, yerinde DÜŞÜNCE SİSTEMİ, yerinde araç, yerinde mahiyet, yerinde hareket vs. mânâlarda kullanıldığı gibi, DİYALEKTİK mânâsında da kullanılır; ancak bunların keyfiyetleri doldurulduktan, bilindikten, sistemleştirildikten sonradır ki, özel mânâda çeşitli mevzular dili kurulur ve atmasyoncu onbaşı tarzında, «ben şu mevzuu bir dil olarak görüyorum!» gibi orada başlayıp orada biten garibanlıklar yapılmaz... Bitişiklikteki uzaklığı görmek şeklinde, nasıl ve niçiniyle, incelikleriyle, bir tahlil ve terkib doğruluğuyla mesele örgüleştirilir.»
Her nefsin muhatap olduğu mesuliyetin inceliklerini «günah» bahsinden işaretlersek, BÜYÜK DOĞU-İBDA mihrakından devşirilen keyfiyetin verime döndürülerek faiziyle beraber ödenmesi, yani doğrudan doğruya bu şemsiye keyfiyetini temin edici bir duruma erilebilmesinin yolu gösterilmiş olur:
— «Günah, Allah'a giden dosdoğru yolun engelleri ve saptırıcı kollarıdır. Onun içindir ki, günahı, Allaha ermenin mânileri bilmek ve onlarla mücadele nefse ne kadar ağır gelirse gelsin, mukavemetten en derin disiplin zevkini almak lâzımdır. Günah bu gözle görülecek olursa, mukavemeti nefse acı gelen bir şey olmaktan çıkar ve onları tek tek bilmek düşman ordusunu unsur unsur tanımak gibi zevkli bir anlayışa döner... Günahı, nefsçe sevilen bir şeyden mahrumluk acısına tahammül cephesiyle değil de, Allah'ın emirlerine uyma tadına bağlayabilene ve bu tadın üstüne tad tanımayana ne mutlu!..»
İnsan varoluşu süresince kesiksiz muhasebe davası anlaşılıyorsa, bu çerçevede hâl izahının kendiliğinden görüneceği de anlaşılıyor demektir... Bundan kaçınmak ise, doğrudan doğruya yine «İSLÂMA MUHATAP ANLAYIŞ DEVRİ» hükmümüzü delillendiren şu tesbite denk gelir:
— «Günümüzde müslümanların, sahilsiz bir derya gibi içinde çırpındığı en büyük günah fiilî olmaktan ziyade kalbîdir; ve belki her fiilî günahtan beter olarak İslâm ahlâkına bîgânelikte toplanmaktadır.»
İslama Muhatap Anlayış -Teorik Dil Alanı-, Salih Mirzabeyoğlu, İbda Yayınları, 1987, s 71, 72, 73.




